١٩
اَوْكَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فى اذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَالْمَوْتِ وَاللّهُ مُحيطٌ بِالْكَافِرينَ
(19) Ev ke seyyibim mines semai fihi zulümatüv ve ra’düv ve berk yec’alune esabiahüm fi azanihim mines savaiki hazeral mevt vallahü mühiytum bil kafirin
yahut semadan boşalan yağmur gibidir o içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek (bulunan) onlar parmaklarını kulaklarına tıkarlar yıldırımlardan ölmek korkusu ile Allah kafirleri kuşatmıştır
| 1. | ev | : veya |
| 2. | ke sayyibin | : yağmur gibi |
| 3. | min es semâi | : semadan, gökyüzünden |
| 4. | fî-hi | : onun içinde vardır |
| 5. | zulumâtun | : zulmet, karanlıklar |
| 6. | ve ra’dun | : ve gök gürlemesi, gök gürültüsü |
| 7. | ve berkun | : ve şimşek |
| 8. | yec’alûne | : kılarlar, yaparlar |
| 9. | esâbia-hum | : onların parmakları, parmakları |
| 10. | fî âzâni-him | : kulaklarının içine, kulaklarına |
| 11. | min es savâiki | : yıldırımlardan |
| 12. | hazara | : korku |
| 13. | el mevt (mevti) | : ölüm |
| 14. | ve allâhu | : ve Allah |
| 15. | muhîtun | : ihata eden, kuşatan |
| 16. | bi el kâfirîne | : kâfirleri |
أَوْya daكَصَيِّبٍboşalan şiddetli yağmur gibidir ki مِنْ السَّمَاءِgöktenفِيهِiçinde vardırظُلُمَاتٌkaranlıklarوَرَعْدٌgök gürültüsüوَبَرْقٌve şimşekيَجْعَلُونَtıkarlarأَصَابِعَهُمْparmaklarınıفِي آذَانِهِمْkulaklarınaمِنْ الصَّوَاعِقِyıldırımlardanحَذَرَkorkusuylaالْمَوْتِölmekوَاللَّهُşüphesiz allahمُحِيطٌçepeçevre kuşatandır بِالْكَافِرِينَkafirleri
AÇIKLAMA






