٤٩
وَاِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ الِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ اَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفى ذلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظيمٌ
(49) Ve iz necceynaküm min ali fir’avne yesumuneküm suel azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm ve fi zaliküm belaüm mir rabbiküm aziym
Sizi firavun kavminden kurtarmıştık size azabın en kötüsünü reva görüyorlardı Sizin oğullarınızı boğazlıyorlardı ve kadınlarınızı da hayatta bırakıyorlardı bu size de bir imtihan idi Azim olan Rabbinizden
| 1. | ve iz | : ve olduğu zaman, olmuştu |
| 2. | necceynâ-kum | : sizi biz kurtardık |
| 3. | min âli fir’avne | : firavun ailesinden |
| 4. | yesûmûne-kum | : size tattırıyorlar, yapıyorlar |
| 5. | sûe | : kötü |
| 6. | el azâbi | : azap |
| 7. | yuzebbihûne | : boğazlıyorlar, öldürüyorlar |
| 8. | ebnâe-kum | : sizin oğullarınız |
| 9. | ve yestahyûne | : ve sağ bırakıyorlar |
| 10. | nisâe-kum | : sizin kadınlarınız |
| 11. | ve fî zâlikum | : ve bunda vardır |
| 12. | belâun | : belâ, imtihan |
| 13. | min rabbi-kum | : sizin Rabbinizden |
| 14. | azîmun | : azîm, büyük |
وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْhani sizi kurtarmıştık ki مِنْ آلِhanedanındanفِرْعَوْنَfiravunيَسُومُونَكُمْsize tattırıyorlardı سُوءَ الْعَذَابِazabın en kötüsünüيُذَبِّحُونَboğazlıyorlarأَبْنَاءَكُمْoğullarınızıوَيَسْتَحْيُونَsağ bırakıyorlardı نِسَاءَكُمْkadınlarınızı da وَفِي ذَلِكُمْbunda sizin için vardı بَلَاءٌbir imtihanمِنْ رَبِّكُمْrabbinizdenعَظِيمٌçok büyük






