١٣
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِى الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ
(13) ve lehu ma sekene fil leyli ven nehar ve hüves semiul alim
ne varsa O’nundur gece ve gündüz sükun eden O İşiten Bilendir
| 1. | ve lehu | : ve onun |
| 2. | mâ sekene | : bulunan şey(ler) |
| 3. | fî el leyli | : gecede |
| 4. | ve en nehâri | : ve gündüz |
| 5. | ve huve | : ve O |
| 6. | es semîu | : en iyi işiten |
| 7. | el alîmu | : en iyi bilen |
وَلَهُ O’nundurمَا سَكَنَ barınan her ne varsaفِي اللَّيْلِ gecedeوَالنَّهَارِ ve gündüzdeوَهُوَ şüphesiz Oالسَّمِيعُ Semî’dirالْعَلِيمُ Alîm’dir
SEBEB-İ NÜZUL
İbn Abbâs’tan rivayetle Kelbî der ki: Mekke mürikleri Hz. Peygamber (sa)’e geldiler ve: “Ey Muhammed, öyle sanıyoruz ki seni, şu yapmakta olduğun davete ihtiyaç içinde olman şevketti. Gel, mallarımızdan sana pay verelim ve böylece bizim en zenginimiz ol ve şu yapmakta olduğundan vaz geç.” dediler. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.






