١٠٩
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اذَنْتُكُمْ عَلى سَوَاءٍ وَاِنْ اَدْرى اَقَريبٌ اَمْ بَعيدٌ مَا تُوعَدُونَ
(109) fe in tevellev fe kul azentüküm ala seva’ ve in edri e karibün em beiydün ma tuadun
eğer yine aldırmazlarsa de ki ben size açıkça ilan ettim bilemem yakın mı yoksa uzak mı? size vaad edilen
| 1. | fe in | : o zaman, bundan sonra eğer |
| 2. | tevellev | : dönerler |
| 3. | fe kul | : o zaman de |
| 4. | âzentu-kum | : size ilân ettim, bildirdim |
| 5. | alâ sevâin | : eşitlik üzere, eşit olarak |
| 6. | ve in edrî | : ve eğer bilseydim (bilmiyorum) |
| 7. | e karîbun | : yakın mı |
| 8. | em | : yoksa, veya |
| 9. | baîdun | : uzak |
| 10. | mâ | : şey |
| 11. | tûadûne | : vaadolundunuz |






