112

١١٢

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ وَرَبُّناَ الرَّحْمنُ الْمُسْتَعَانُ عَلى مَاتَصِفُونَ

(112) kale rabbih küm bil hakk ve rabbüner rahmanül müsteanü ala ma tesifu
de ki Rabbim hak ile hüküm ver bizim Rabbimiz o rahman’dır sığınılacak ve yardım istenilecek olandır anlattıklarınıza karşın

1. kâle : dedi
2. rabbi ıh-kum : Rabbim hükmet
3. bi el hakkı : hak ile
4. ve rabbu-nâ : ve bizim Rabbimiz
5. er rahmânu : Rahmân’dır
6. el musteânu
(istiâne)
: yardım istenen, istenilen
: (yardım istedi)
7. alâ : üzere, rağmen
8. : şeyler
9. tasıfûne : siz vasıflandırıyorsunuz


AÇIKLAMA

Ey Muhammed! Seni Kur’an şeriatı ve ahkâmıyla sadece ve sadece dünya ve ahirette bütün insanlara ve cinlere rahmet olasın diye gönderdik. Kim bu rahmeti kabul eder ve nimete şükrederse dünya ve ahirette mesut ve bahtiyar olur. Ve kim bunları inkâr ve reddederse dünya ve ahiretini mahvetmiş olur.

Bir rivayete göre, Hz. Peygamberin kâfirler için de rahmet olması şu an­lamdadır: Onlar Hz. Peygamber sayesinde tamamen yok olmaktan, suret­lerinin hayvan suretine değiştirilmesinden (dönüştürülmesinden) ve köklerinin kazınmasından kurtulmuşlardır.

İnkarcıların nasıl hüsrana uğrayacaklarını Allah Tealâ şöyle açıklıyor: “Allah’ın nimetini nankörlüğe çevirenleri ve sonunda kavimlerini helak yur­duna sürükleyenleri görmedin mi? Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü karar­gâhtır.” (İbrahim, 14/28-29).

Yine Allah Tealâ, Kur’an hakkında şöyle buyurmaktadır:

“De ki, O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve şifadır. İnan­amayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağırılıyorlar.” (Fussilet, 41/44). Rasulullah (s.a.), İmam Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ben lânetçi olarak değil, rahmet olarak gön­derildim.” Hakim, bu hadisin rivayetinde şunu da ilâve eder: “Ben ancak bir rahmet ve hidayet elçisiyim.”

Sonra Allah Tealâ Resulüne, müşriklerle olan mücadelesinde hem bir uyarı olsun, hem de artık bir mazeret ileri sürmesinler diye onlara şöyle demesini emretti: ” De ki: Şüphesiz bana, ilâhınızın, ancak tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Artık müslüman oldunuz değil mi? ” Yani Ey Muhammed! Mekke müşriklerine ve diğer bütün insanlara şunu tebliğ et: Bana ilâh hakkında onun tek ve bir olup ortağı olmadığından başka bir şey vahyedilmiş değildir. Öyleyse sadece O’na ibadet edin ve sadece O’na teslim olup boyun eğin. Bana da aynı şekilde itaat ve ittiba edin.

“Eğer yüz çevirirlerse, artık de ki: (Bana emrolunanı) eşitlik esasına dayanarak size açıkladım.” Yani, eğer yüz çevirir ve senin onları davet ettiğin şeyi terk ederlerse onlara şöyle de: Size açıkça bildiriyorum: Ben size karşı harp halindeyim, siz de bana karşı harp halindesiniz. Ve siz, benden uzak olduğunuz gibi de sizden uzağım. “(Rasulüm) Eğer seni yalanlarlarsa şöyle de: Benim yaptığım bana, sizin yaptıklarınız da sizedir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” (Yunus,10/41). “Bir kavmin ihanet edeceğinden korkarsan, sen de hak ve adaletle (onlarla yaptığın ahdi) onlara at.” (Enfal, 8/58). Yani ahdin bozulmasıyla ilgili hem senin bilgin ve hem de onların bilgisi eşit olsun. Ayetin buradaki manası budur.

“Size eşit bir şekilde (gerçeği) açıkladım.” Yani size, benim sizden berî ol­duğumu, sizin de benden uzak olduğunuzu söyledim. Çünkü bunu biliyorum ve bu husustaki bilgimiz de müsavidir.

“Ben, size vaad edilen azabın yakın mı, uzak mı olduğunu bilmiyorum.” Yani, size vaad edilen azap ve müslümanlarm size galip geleceği hiç şüphesiz mutlaka vaki olacaktır. Fakat bunun yakınlığı ve uzaklığı ile ilgili bir bilgim yoktur.

“Hakikat O, sizin açıkça söylediklerinizi de, gizlediklerinizi de hakkıyla bilir.” Yani, Allah Tealâ gaybın tamamını bilir. Dolayısıyla o, kulların açıkça yaptıklarını da gizlice yaptıklarını da bilir. Yine O, İslâm’a karşı açıkça yapılan hücumları da müslümanlara karşı gizledikleri kin ve tuzaklarını da bilir. İşte Allah Tealâ, bütün bunların azlığına ve çokluğuna göre karşılık­larınızı verecektir.

“Bilmiyorum, belki O, sizin için bir fitne ve belli bir zamana kadar bir metadır.” Yani, bilmiyorum; azabın sizden tehir edilmesi belki, sizi imtihan et­mek ve belirlenmiş vakte kadar dünyevî lezzetlerden faydalanmalarınıza fırsat vermek içindir. Böylece O, sizin nasıl davranacağınızı kontrol etmek ister.

“Dedi ki, Rabbim, hak ile hükmet.” Yani, Peygamber şöyle dua etmektedir: Rabbimiz, bilgimizle hakkı ve adaleti yalanlayan kavmimizin arasını ayır. Çünkü senin sözün haktır. Sen de haksın. Vaadin de, hükmün de haktır. Sen yalnızca hakkı seversin. Katade diyor ki: “Peygamberler hep şöyle dua ederler­di: “Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen, hük­medenlerin en hayırlısısın.” Resulullah (s.a.) de bu şekilde dua etmekle emrolundu.

İmam Malik’in Zeyd b. Eslem’den rivayet ettiğine göre, Resulullah, bir savaşta karşı karşıya kaldığı zaman “Rabbim, adaletle hükmet” diye dua ederdi.

“Yakıştırdığınız şeylere karşı yardımı istenilecek olan O’dur.” Yani, sizin Allah’a atfettiğiniz her türlü şirk, küfür, yalan ve batıl söze karşı yardımı is­tenen Rabbimiz olan Allah Tealâ’dır. Batıl sözlerinizden maksat da şudur: Al­lah’ın çocuğu vardır, ben sihirbaz bir şairim, Kur’an şiirdir vb. Allah Tealâ’nın hakem tayin edilmesi hem bir uyarıdır hem de hakkın ortaya çıkmasını sağlar. Aynı zamanda kâfirler için bir tehdit, bir hezimet ve inananlar ordusu ve Hakk’ın yardımcıları önünde bir mağlubiyet ifade eder. Onu peygamber olarak görevlendirmekle Allah Tealâ, daha önce gelip geçen peygamberleri şereflendirmiştir. Çünkü o, bütün insanlara rahmet olarak gönderilmiştir.