3

٣

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوى اَلَّذينَ ظَلَمُوا هَلْ هذَا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ اَفَتَاْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ

(3) lahiyeten kulubühüm ve eserrun necvel lezine zalemu hel haza illa beşerum mislüküm e fete’tunes sihra ve entüm tübsirun
onların kalpleri ilgisizdir ve gizlice fısıldaştılar zulmeden o kimseler ki bu lakin sizin gibi beşer şimdi sihre mi geleceksiniz sizler görüp dururken

1. lâhiyeten : önem vermeyerek
2. kulûbu-hum : onların kalpleri
3. ve eserrû : ve gizleyerek
4. en necvellezîne (necve ellezîne) : fısıldaşırlar o kimseler
5. zalemû : zulmeden
6. hel hâzâ : bu mu
7. illâ : den başka, sadece
8. beşerun : bir beşer
9. mislu-kum : sizin gibi
10. e : mı
11. fe : öyleyse, yoksa
12. te’tûne es sıhre : sihre kapılıyorsunuz
13. ve entum : ve siz
14. tubsırûne : siz görüyorsunuz