٥
بَلْ قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَريهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَاْتِنَا بِايَةٍ كَمَا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ
(5) bel kalu adğasü ahlamim belifterahü bel hüve şair felye’tina bi ayetin kema ürsilel evvelun
hayır! dediler (bunlar) karışık rüyadır onu kendisi uyduruyor yok o bir şair artık bize mucize getirsin evvelkilere gönderilen gibi
| 1. | bel | : hayır |
| 2. | kâlû | : dediler |
| 3. | adgâsu | : karışık, içinden çıkılmayan |
| 4. | ahlâmin (hulmun) | : rüyalar (rüya) |
| 5. | bel | : hayır |
| 6. | ifterâ-hu | : onu uydurdu |
| 7. | bel | : hayır |
| 8. | huve | : o |
| 9. | şâırun | : şairdir |
| 10. | fel ye’tinâ bi (fe li ye’ti-nâ bi) | : o zaman, öyleyse bize getirsin |
| 11. | âyetin | : bir âyet |
| 12. | kemâ | : gibi |
| 13. | ursile | : gönderildi |
| 14. | el evvelûne | : evvelkiler |






