19

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    111 26512Fetih(48)

١٩

وَمَغَانِمَ كَثيرَةً يَاْخُذُونَهَا وَكَانَ اللّهُ عَزيزًا حَكيمًا

(19) vemeğanime kesiraten te’huzuneha ve kanellahü azizen hakima
Onların alacakları birçok ganimetlerle (mükafatlandırdık) Allah güçlüdür, hikmet sahibidir

1. ve : ve
2. megânime : ganimetler
3. kesîreten : çok, pekçok
4. ye’huzûne-hâ : onu alırlar
5. ve : ve
6. kâne : oldu, …dır
7. allâhu : Allah
8. azîzen : azîz, üstün
9. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

وَمَغَانِمَ ve ganimetlerle deكَثِيرَةً bir çokيَأْخُذُونَهَا alacaklarıوَكَانَ şüphesiz olandırاللَّهُ Allahعَزِيزًا Azîzحَكِيمًا ve Hakîm


AÇIKLAMA

“Andolsun ki Allah ağacın altında sana biat ediyorlarken müminler­den razı olmuştur.” Yani Allah’a yemin olsun ki Hudeybiye’de ağacın altın­da Rasulullah’a (s.a.) Kureyş ile savaşmak ve kaçmamak üzere biat eden ihlaslı müslümanlardan Allah razı olmuştur. “Allah… müminlerden razı ol­muştur.” ayeti sebebiyle bu biate Bey’atu’r-Rıdvan denilmiştir. Doğru olan görüşe göre bu biatte bulunanların sayısı bin dört yüz kadardır.

Buhari Abdurrahman b. Avf’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Hac için yolculuğa çıkmıştım. Yol üzerinde namaz kılan bir topluluğa rastladım. On­lara: “Bu ne mescididir?” dedim. Onlar: Bu ağacın bulunduğu yer Rasulul­lah’a (s.a.) Bey’atu’r-Rıdvan’ın yapıldığı yerdir, dediler. Said b. el-Müseyyeb’e geldim ve ona durumu haber verdim. Said dedi ki: Bana babam kendi­sinin de ağacın altında Rasulullah’a (s.a.) biat edenlerden olduğunu söyle­miştir. Abdurrahman b. Avf demiştir ki: Biz ertesi yıl çıktığımızda o ağacın yerini unuttuk ve onu tespit edemedik. Bunun üzerine Said b. Müseyyeb: Rasulü Ekrem’in (s.a.) ashabı o ağacı bilemediler de onu siz mi bildiniz, de­di. İbni Ebi Şeybe Musannefinde Nafii’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ömer’e altında biat yapılan ağacın bazı kimselerce ziyaret edildiği ha­beri ulaşınca kesilmesini emretti. Bunun üzerine ağaç hemen kesildi.

“Kalplerindekini bildiği için üzerlerine manevi bir kuvvet indirmiş ve onları yakın bir fetihle…” Allah Tealâ onların kalplerinde bulunan iman ve sadakati, ihlas ve vefayı ve itaati bildiği için gönül hoşnutluğu ve sükûneti üzerlerine indirmiş ve onları Hudeybiye’den döndükten sonra Hayber’in fethiyle mükafatlandırmıştır. Daha sonra Hayber’in fethinden sonra Mek­ke’nin diğer belde ve yerlerin fethini nasip etmiştir.

“Onların kalplerindekini bilmiştir.” ayetindeki “bilmiştir” fiilinin ba­şında bulunan “fa” harfi bu cümlenin yukarıdaki cümleyi takip ettiğini ifa­de etmek için getirilmiştir. Fiil (alime: bilmiştir) önceki cümlede geçen “sa­na biat ediyorlarken…” sözüyle ilişkilidir. Çünkü kalplerde olanı bilmek rı­zadan önce gelir. O takdirde mana şu sözde olduğu gibidir: Dün çok rahat­ladım. Çünkü dün onunla konuştum. Bana gelmişti de. Veya buradaki ma­na şu sözdeki gibidir: Dün çok sevindim. Çünkü Zeyd’in yanma girdim de bana ikramda bulundu. Burada manadaki tertip ve sıra sebebiyle sevinme, ikram etmeden sonra meydana gelmektedir. İşte bunun gibi bu ayet-i celile de şu manaya işaret etmektedir: Allah Tealâ’nın rızası sırf biatleşme esna­sında mevcut değildir. Aksine daha biatleşme esnasında ezelî ilmi ile onla­rın sadık ve vefakâr olduklarını bilmesi neticesinde Allah’ın rızası gerçek­leşmiştir.

“Üzerlerine manevi bir kuvvet indirmiştir.” sözünün başındaki “fa” harfi ise hakiki bir takip ifade eder. Buna göre mana şöyledir: Allah Tealâ onlardan razı olmuştur. Peşinden onların üzerlerine manevi bir kuvvet in­dirmiştir.

“Elde edecekleri birçok ganimetlerle mükafatlandırmıştır. Allah mut­lak galiptir ve yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.” Allah Tealâ onlara birçok ganimetleri, yani Hayber ganimetlerini mükâfat olarak ihsan etmiş­tir. Hayber ganimetleri Mekke’lilerden elde etmeyi ümit ettikleri ganimet­lere karşılık olarak sadece Hudeybiye’de Bey’atu’r-Rıdvan’da bulunanlara taksim edilmiştir.

Allah Tealâ ezelde ve ebedde tam bir kudret ve mutlak galibiyet sahi­bidir. Mahlukâtın işlerini hikmete uygun ve en doğru şekilde tanzim ve tedbir eder. Bey’atu’r-Rıdvan’da bulunanlar için dünya ve ahirette izzet, nusret ve yüksek bir mevki gerçekleştirmiştir.