٢٩
لَقَدْ اَضَلَّنى عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَاءَنى وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا
(29) le kad edalleni aniz zikri ba’de iz caeni ve kaneş şeytanü lil insani hazula
gerçekten beni saptırdı bana kur’an gelmiş (olduk)tan sonra şeytan ise insanı bırakıp kaçandır
| 1. | lekad | : andolsun |
| 2. | edalle-nî | : beni saptırdı |
| 3. | an ez zikri | : zikirden |
| 4. | ba’de | : sonra |
| 5. | iz câe-nî | : bana gelmişti |
| 6. | ve kâne | : ve oldu, …dır |
| 7. | eş şeytânu | : şeytan |
| 8. | li el insâni | : insana |
| 9. | hazûlen | : yardımsız bırakan, yardımı engelleyen |
SEBEB-İ NÜZUL
l. Ubeyy ibn Halef ve Ukbe ibn Ebî Muayt arkadaş idiler, araları iyi idi. Bunlardan Ukbe Hz. Peygamber (sa) ile oturur, ondan bazı şeyler dinlerdi. Bu durum Ubeyy’e ulaşınca Ukbe’ye geldi ve: “Muhammed’le oturduğun, onu dinlediğin bana ulaşmadı mı sanıyorsun? Eğer bir daha onunla oturur ve onu dinlersen, ya da ona vardığında yüzüne tükürmezsen yüzüm sana haram olsun.” diyerek büyük yemin etti. Allah’ın düşmanı Ukbe de arkadaşının söylediğini yaptı ve Allah Tealâ o ikisi hakkında bu âyetleri indirdi.
2. Bunun tersi de rivayet edilmiştir. Atâ el-Horasânî rivayetinde İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Übeyy ibn Halef, Hz. Peygamber (sa)’in yanına gelir, iman etmeksizin onunla oturur ve onun sözüne kulak verir, dinlerdi. Ukbe ibn Ebî Muayt, arkadaşını bundan men’etti de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.
Diğer bazı kimseler de şöyle anlatıyor: Übeyy ibn Halef ve Ukbe ibn Ebî Muayt birbirini çok seven iki dost idiler. Bunlardan Ukbe, bir seferden döndüğünde mutlaka yemek yapar ve kavminin ileri gelenlerini davet ederdi. Bir gün yine bir yolculuktan dönüşünde yemek yapıp insanları ve bu arada Rasûlullah (sa)’ı da yemeğe davet etti. Yemek ikram olununca Hz. Peygamber (sa): “Allah’ın yegâne ilâh, benim de Allah’ın elçisi olduğuma şehadet edene kadar senin yemeğinden yiyecek değilim.” dedi. Ukbe de “Allah’ın yegâne ilâh, Muhammed’in de Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederim.” dedi ve Allah’ın Rasûlü (sa) de onun yemeğinden yedi. Übeyy ibn Halef o sırada orada değildi. Bu kendisine haber verilince geldi ve: “Sâbiî mi oldun ey Ukbe?” diye sordu. Ukbe: “Vallahi sâbiî olmadım, fakat adam (Muhammed) yanıma girdi ve onun için bu şehadeti yapmadıkça yemeğimi yemekten imtina etti. Yemeğimden yememiş olarak evimden çıkmasından utandım da istediği şehadeti ettim, o da yemeğimden yedi.” dedi. Übeyy: “Ona varıp yüzüne tükürmedikçe ve boynuna ayağınla basmadıkça senden asla razı ve hoşnut olacak değilim.” dedi ve Ukbe de onun istediğini yaptı; bir hayvan işkembesini alarak Efendimiz’in iki küreği arasına attı. Rasûlullah (sa): “Şayet Mekke dışında sana rastlıyacak olursam mutlaka kılıçla kafanı uçuracağım.” buyurdular. Ukbe, Bedr günü esir edilerek öldürüldü. Übeyy ibn Halefe gelince, Uhud’da savaş esnasında onu da bizzat Hz. Peygamber katletti ve işte bu ikisi hakkında Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi. Dahhâk der ki: Ukbe, Rasûlullah (sa)’ın yüzüne tükürdüğünde tükrüğü kendi yüzüne döndü, ikiye ayrıldı ve iki yanağına yapışıp onları yaktı. Bu yanık izi Ukbe ölünceye kadar yüzünde kaldı.
AÇIKLAMA
Kıyamet Gününün Korkunçluğu ve Dehşeti
“O gün gökyüzü bulutlarla yarılacak…” Yani ey Peygamber! Gökyüzünün bulutlarla yarılacağım, açılacağını, dünya nizamının değişeceğini, dünyanın sona ereceğini, bulutların parçalanması, çözülmesi ve havada dağılmaları sebebiyle güneş ve yıldızların buluta benzer bir şekil alacağını hatırlat. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Gök yarıldığı zaman, yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman” (İnfitar, 82/1-2); “O gün gök açılmış, kapı kapı olmuş, dağlar yürütülmüş, bir serap haline gelmiştir.” (Nebe, 78/19-20); “İşte o zaman kıyamet kopmuştur. Gök yarılmış, artık o gün çözülmüştür.” (Hakka, 69, 15-16).
“…ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.” Yani melekler kullar için hüccet ve delil olmak üzere ellerinde amel defterleri olduğu halde inerler.
Bu ayetin bir benzeri de şu ayettir: “Onlar Allah’ın buluttan gölgeler içinde meleklerle birlikte kendilerine gelivermesini ve işlerinin bitirilmesini mi bekliyorlar.” (Bakara, 2/210). “Bugün kâfirler için çok zor bir gündür.” (Müddessir, 74/9-10). Müminlere gelince, Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi “Büyük korku onlara üzüntü vermez.” (Enbiya, 21/103).
İmam Ahmed Ebu Said el-Hudri’den (r.a.) rivayet ediyor: Peygamberimiz’e (s.a.):
- Ya Rasulallah! “Mikdarı elli bin yıl olan gün” (Meâric, 70/4) ayetindeki gün ne kadar da uzun bir gün! dediler. Rasulullah (s.a.):
- Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bugün mümine hafifletilir, hatta bu gün mümine, dünyada kıldığı bir farz namazdan daha hafif gelir, buyurdu.
“O gün zalim ellerini ısıracak ve şöyle diyecektir. Ne olaydı keşke ben de peygamberle beraber hak yolu tutsaydım.”
Yani ey Peygamber! Müşriğin ve her zalimin hayatında ihmal ettiği kulluk vazifesi sebebiyle ve Rasulullah’ın (s.a) getirdiği hak ve hidayet yolundan yüz çevirmesi sebebiyle pişmanlık, acı ve üzüntü duyarak ellerini ısıracağı ve “Ne olaydı keşke ben de Rasulullah (s.a) ile birlikte kurtuluş ve selâmet yoluna girseydim.” diyeceği kıyamet gününü hatırla.
“Vah başıma gelenler! Keşke falanı dost edinmeseydim.” Ey helakim! Gel artık, senin vaktin geldi. Ne olaydı keşke ben kendisine uymakla beni bu dereceye düşüren, beni hidayetten alıkoyan ve sapıklık yoluna sokan ve beni saptıran falan kişiyi samimi dost, sıcak bir arkadaş edinmeseydim diyecektir. Bu dost ister Übeyy b. Halef ister Ümeyye b. Halef, isterse başkaları olsun fark etmez.
‘Yemin olsun ki, o bana öğüt gelmişken beni zikirden saptırdı.” Bu insanların sözünün devamıdır. Yani bana hak ulaştıktan sonra beni Allah’ı zikretmekten, imandan ve Kur’an’dan saptırdı.
“Zaten şeytan insanı yapayalnız ortada bırakır. “Bu Allah’ın kelâmı olup zalimin sözünden yapılan nakil değildir. Yani şeytanın âdeti insanı haktan çevirmek, haktan alıkoymak, insanı batıla çağırmak, batılda kullanmak, sonra da yüzüstü bırakıp belâ anında insandan uzaklaşmak, son noktada insana fayda vermemektir.
Şeytan, o zalimin samimi dostuna işarettir. Şeytanın sapıklığa düşürmesi gibi zalim de samimî dostu sapıklığa düşürdüğü için şeytan diye adlandırılmıştır.
Yani burada şeytan kelimesiyle İblis murad edilmiştir. Zira sapıklığa teşvik eden kimseyle dostluğa ve arkadaşlığa, Rasulullah’a (s.a) muhalif olmaya zevkeden, sonra da o kimseyi yalnız bırakan şeytandır. Yahut cins isim olup insanlardan ve cinlerden şeytanlık yapan herkes murad edilmiştir. Bu son mana en evlâ olan manadır.






