29

٢٩

وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا رَبَّنَا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَلينَ

(29) ve kalellezine keferu rabbena erinel lezeyni edallana minel cinni vel insi nec’alhüma tahte akdamina li yekuna minel esfelin
Küfredenler diyecek ey Rabbimiz! bize göster bizi dalalete götüren cin ve insanları onları alalım ayaklarımızın altına en aşağılıklardan olsunlar

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. rabbe-nâ : bizim Rabbimiz
5. eri-nâ : bize göster
6. ellezeyni : onlar (ikisi)
7. edallâ-nâ : bizi saptırdı
8. min : den
9. el cinni : cinler
10. ve el insi : ve insanlar
11. nec’al-humâ : onları yaparız
12. tahte : altında
13. akdâmi-nâ : ayaklarımız
14. li yekûnâ : olması için
15. min : den
16. el esfelîne : en aşağı, en sefil olanlar


AÇIKLAMA

“İnkâr edenler dediler ki: Bu Kur’anı dinlemeyin, o okunurken gürültü edin, belki ona galip gelirsiniz.” Yani inkarcıların bir kısmı diğerlerine şöy­le dediler: “Kuran okunurken dinlemek için susmayın, veya Kur’an’a itaat etmeyin, emirlerine bağlanmayın. Manasız boş seslerle itiraz edin, şiirler okuyun, sesinizi, alkışınızı ve ıslığınızı yükseltin, içerisine hurafeleri karış­tırın ki okuyucu da ne okuyacağını şasırsın. Böylece ona galip gelir ve onu susturmuş olursunuz.

Nebi (s.a.) Mekke’deyken inkarcılar dinlesinler, belki inanırlar diyerek Kur’an’ı açıktan okuyordu. Kureyşlilerin bazısı bazısına, bu esnada el çırp­malarını, ıslık çalmalarını, şiir okumalarını tavsiye etti.

İbni Abbas şöyle demiştir: Hz. Muhammed (s.a.) Kur’an okuduğu za­man Ebu Cehil şöyle demiştir: Yüzüne karşı bağırın ki dediği anlaşılmasın.

Bu durum Kureyşli inkarcıların Kur’an’ı yalanladıklarını ve inkâr et­tiklerini göstermektedir, Hûd, Salih ve diğer peygamberlerin kavimleri gibi.

Bundan sonra Cenab-ı Allah inkarcıları şiddetli bir azap ile tehdit et­mekte ve şöyle buyurmaktadır:

“İnkâr edenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.” Yani bütün inkarcıları şiddetli bir azapla ceza­landıracağız. Onların içinde, Kur’an’ın dinlenmesine engel olmak, insanla­rın onu dinlemesine mani olmaları dolayısıyla Kureyş’in inkarcıları da var­dır. Biz onları dünyada yaptıklarının en kötüsüyle ahirette onları cezalan­dıracağız. Ki yaptıkları kötü iş, şirktir. Akrabaları ziyaret, misafire ikram gibi güzel huyları ise hesaba katmayız, çünkü inkârla beraber işlenen iyi şeylerin mükâfatı yoktur.

Bu bütün inkarcılar için şiddetli bir tehdittir. Kur’an okunurken dü­şünmeyen ve huşu duymayanlara da uyarıdır. Çünkü Allah inanan kulları­na Kur’an okunduğu zaman susmalarını ve Kur’an’ı dinlemelerini emret­miş ve şöyle buyurmuştur:

“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size merhamet edilsin.” (Araf, 7/204).

Sonra Allah Tealâ bu azabın özelliklerini zikretmekte ve şöyle buyur­maktadır:

“O Allah düşmanlarının cezası, ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinin cezası olarak onlara, orada sürekli kalacakları bir yurt vardır.” Yani yap­tıklarının en kötüsünün cezası işte bu, yani cehenneme girmektir. Bu pey­gamberlerini yalanlayan, kullarına karşı üstünlük taslayan Allah düşman­larının cezasıdır. Onlar, cehennemde, kesintisiz ve sürekli kalacakları yurtlarındadır. Kur’an’ın Allah katından geldiğini, ayetlerinin sıhhatini inkâr etmelerinden dolayı bu ceza ile cezalandırılmışlardır.

Sonra Allah Tealâ, inkarcıların şiddetli azaba maruz kaldıklarında kendilerini saptıranlardan intikam taleplerini açıklıyor ve şöyle buyuruyor:

“İnkâr edenler dediler ki: “Rabbimiz, bizi saptıran cin ve insanları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklardan olsunlar.” Yani inkarcılar Rablerinden, kendilerini saptıran insanları, cinleri ve şeytanları göstermesini istemektedirler. Ki onlar, inkarcılara günahları süslü gösteriyordı. Bu isteklerindeki amaçları, onları ayaklarının altına alarak intikam­larını almak, kendilerinden daha zelil ve alçak hâle getirmekti. Allah Tealâ bir başka yerde onlara şöyle cevap vermektedir: “Hepsi için bir kat fazla azap vardır, ama siz bilmezsiniz.” (Araf, 7/38) Şeytanlar ise cinlerden olabi­leceği gibi insanlardan da olabilir. Bu konuda da Allah Tealâ şöyle buyur­maktadır:

“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık.” (Enam , 6/112)

“İnsanların göğüslerine vesvese veren, gerek insanlardan ve gerekse cinlerden (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım).” (Nas , 114/5-6)

Denilmiştir ki: O ikisi İblis ile Kabil’dir. Çünkü bunlar haksız yere öl­dürme ve küfür olayını ilk işleyenlerdir. Tirmizi’de bulunan şu merfu riva­yet de bu görüşü desteklemektedir: “Zulmen bir başkasını öldüren Müslümanın günahının aynısı Kabile de yazılır. Çünkü öldürme günahını ilk iş­leyen Kabil’dir.” Ali (r.a.) ise şöyle demiştir: O ikisi yani kardeşini öldüren Adem’in oğlu Kabil ve İblistir. Çünkü günah işleme olayını ilk başlatan bunlardır.