٣٩
وَمِنْ ايَاتِه اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذى اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتى اِنَّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ
(39) ve min ayatihi enneke teral erda haşiaten fe iza enzelna aleyhel maeh tezzet ve rabet innellezi ahyaha le muhyil mevta innehu ala külli şey’in kadir
O’nun ayetlerinden biri de arzı kup kuru görmendir nihayet indirdiğimiz zaman onun üzerine suyu harekete geçer ve kabarır şüphesiz ona hayat veren ölülere de hayat verir gerçekten o, her şeye kadirdir
| 1. | ve min | : ve den |
| 2. | âyâti-hi | : onun âyetleri |
| 3. | enne-ke | : gerçekten sen |
| 4. | terâ | : görürsün |
| 5. | el arda | : arz, yeryüzü |
| 6. | hâsiaten | : kurumuş halde |
| 7. | fe | : böylece, o zaman |
| 8. | izâ | : olduğu zaman |
| 9. | enzelnâ | : indirdik |
| 10. | aleyhâ | : onun üzerine |
| 11. | el mâe | : su |
| 12. | ihtezzet | : hareketlendi |
| 13. | ve rebet | : ve kabardı |
| 14. | inne | : muhakkak |
| 15. | ellezî | : ki o |
| 16. | ahyâ-hâ | : onu diriltti, ona hayat verdi |
| 17. | le | : elbette |
| 18. | muhyî | : muhyi, hayat veren |
| 19. | el mevtâ | : ölüler |
| 20. | inne-hu | : muhakkak ki o |
| 21. | alâ | : üzerine |
| 22. | kulli | : her |
| 23. | sey’in | : şey |
| 24. | kadîrun | : kaadir, gücü yeten |
AÇIKLAMA
“Gece, gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir.” Yani gece ile gündüzün varlığı ve birbirlerini takip etmesi, güneşin aydınlatması, ayın nurlandırması, güneş ve aya yörüngeler ve bu yörüngelerde duraklar takdir edilmesi, güneş ve ayın gökte daire şeklinde hareket ederken gecenin, gündüzün, haftaların, ayların ve yılların bilinmesini temin eden değişik halleri -ki insanlar haklarının, borçlarının ve muamelelerinin sürelerini bu vakitlere göre ayarlarlar- tüm bunlar Allah’ın kudretini, azametini ve hikmetini gösteren delillerdir.
Güneş ve ay kâinat içerisinde müşahade edilebilen en güzel ve en yararlı varlıklar olduğu için Allah Tealâ; bu ikisinin Allah’ın yarattığı iki şey olduğunu, Allah’ın gücü ve kudreti karşısında boyun büktüklerini, bu ikisine tazim ve hürmet gösterilmemesi gerektiğini gerçek tazim ve hürmetin onların da yaratıcısı olan Allah’a gösterilmesi gerektiğini tenbih etmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Eğer Allah’a tapıyorsanız güneşe ve aya secde etmeyin, onları yaratan Allah’a secde edin.” Yani güneşe ve aya secde etmekten sakının. Çünkü o ikisi Allah’ın yarattığı birer mahlûktur. Rububiyet konusunda Allah’a şirk koşmak doğru değildir. Hem o ikisine ibadet etmek de doğru değildir. Zaten Allah ile birlikte o ikisine ibadet faydasızdır. Bu şekilde güneşe ve aya ibadet etmek şirktir.
Siz şayet Allah Tealâ’ya halis ve sahih bir şekilde ibadet etmek istiyorsanız, işte bu dört ayeti ve diğer ayetleri yaratana secde etmek, ibadet etmek vacip ve gerekli olur.
Ayetin sonunda yıldızlara tapan Sabiîler ile asrımızda da rastlanan güneşe tapanlar reddedilmektedir. Ki bunlar, güneşe ve aya secde ederken esasında mutlak bir kudrete, güce, yani Allah’a secde ettiklerini iddia etmektedirler. Onlar bu hallerinden nehyedilmiş ve sadece her şeyin yaratıcısı olan Allah’a secde etmekle emrolunmuşlardır.
Biraz önce de açıklandığı gibi İmam Şafiî’ye göre secde yeri “ta’budûn” kelimesidir. Çünkü; “ve’scudû lillâhi” ayetine bitişiktir. İmanı Ebu Hanife’ye göre ise secde yeri; “vehum lâ yes’emûn” ayetidir. Çünkü yukarıdaki ayetin manası ancak bu ayetle tamamlanmaktadır.
Allah Telaâ, secde emrini verdikten sonra şöyle buyurmaktadır:
“Eğer büyüklük taslarlarsa, Rabbinin yanında bulunanlar gece gündüz Onu teşbih ederler ve hiç usanmazlar.” Yani bu müşrikler yıldızlara kulluk ederek Allah’ın emirlerinden ve sadece O’na ibadet etmekten yüz çevirip, Allah’a başka şeyleri şirk koşarlarsa hiç mühim değildir. Çünkü Melekler Allah’ın katındadır, kendilerinden daha hayırlıdırlar, Allah’a ibadette büyüklük taslamazlar, aksine onların görevi gece gündüz Allah’ı teşbih etmektir. Allah’ın şu buyruklarında da ifade edildiği gibi ne bıkkınlık gösterirler, ne de ara verirler: Cenab-ı Alah şöyle buyurmuştur: “Eğer o kâfirler bu verdiklerimizi inkâr ederlerse, verdiklerimizi inkâr etmeyecek bir toplumu bunlara vekil kılarız.” (En’am , 6/89)
“Eğer büyüklük taslarlarsa” ifadesi aynı zamanda meleklerin insanlardan daha faziletli olduğunu göstermektedir.
Allah Tealâ gökyüzü ile ilgili delilleri sunduktan sonra yeryüzü ile ilgili dellilleri zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:
“O’nun ayetlerinden biri de şudur: Sen toprağı boynu bükük görürsün. Onun üzerine suyu döktüğümüz zaman titreşir ve kabarır. Onu dirilten elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.” Yani Allah’ın öldükten sonra diriltmeye, ölüyü yeniden canlandırmaya gücünün yettiğini gösteren delilerden biri de şudur: Sen yeryüzünü donmuş, bitkisiz, ölü bir halde görürsün. Allah, yağmuru indirdiğinde hareketlenir ve her çeşit renkten meyva ve sebzeleri çıkanverir.
İşte bu ölü yeryüzünü bitkilerle ve ekinle dirilten Allah, ölüleri de diriltmeye kadirdir. Çünkü O, kimsenin kendisini aciz bırakamayacağı, gücü her şeye yeten Rabbü’l-Âlemindir.
“Sen görürsün” ifadesi akıl sahibi her canlıya hitap etmektedir.
Kur’an-ı Kerimin değişik yerlerinde tekrar edilen bu delil zihinlere öldükten sonra dirilmenin nasıl olacağının cevabını sunmakta, her zaman başlatmaya ve sona erdirmeye yaratıcı olan Allah’ın gücünün yettiğini ifade etmektedir.






