٢٩
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتيقِ
(29) sümmelyakdu tefesehüm velyufu nüzurahüm velyettavvefu bil beytil atiyk
sonra (manevi temizliklerini yapıp) kirlerini atsınlar adaklarını yerine getirsinler ve tavaf etsinler beyt-i atik’i
| 1. | summe | : sonra |
| 2. | el yakdû | : kada etsinler, yerine getirsinler (gidersinler) |
| 3. | tefese-hum | : kirlerini |
| 4. | ve li yûfû | : ve ifa etsinler, yerine getirsinler |
| 5. | nuzûra-hum | : nezirlerini, adaklarını |
| 6. | ve li yettavvefû | : ve tavaf etsinler |
| 7. | bi el beyti el atîkı | : Beyt-i Atik’i, eski (ilk) ev, Kâbe |
AÇIKLAMA
İnsanlara şunu hatırlat ey Muhammed! Bir vakit biz İbrahim’e ibadet için müracaat edeceği bir merci olsun diye Kabe’nin yerini göstermiştik, onu irs, ad etmiş ve Kabe’yi bina etmesi için izin vermiştik.
Vaktin hatırlatılmasından maksat müşriklerin ibret almaları ve putlara tapmaktan vazgeçip bir olan gerçek din ve hüküm koyucu Allah’a ibadete yönelmeleri için bu büyük olayın meydana gelişini hatırlatmaktır.
Burada ilk gününden itibaren Allah’ın birliği, hiçbir ortağı bulunmayan tek olan Allah’a ibadet edilmesi üzerine kurulan bir yerde Allah’a şirk koşanlara karşı tehdit ve azarlama yapılmaktadır.
Yine bu ayette “Beyt-i Atık” i ilk bina edenin Hz. İbrahim (a.s.) olduğuna, Kabe’nin Hz. Nuh’tan (a.s.) sonra kaldırılıp izi kaybolduktan sonra Hz. İbrahim’e (a.s.) kadar bina edilmediğine delil vardır.
Nitekim Buharî ve Müslim’in Ebu Zer’den (r.a.) şöyle bir hadis nakledilmektedir:
- Ya Rasulallah! İlk olarak hangi mescit yapıldı? diye sordum. Peygamberimiz (s.a.)
- Mescid-i Haram, dedi.
- Sonra hangisi? dedim, Efendimiz (s.a.):
- Beytü’l-Makdis, dedi.
- Aralarındaki müddet ne kadar? dedim. Efendimiz:
- 40 senedir, dedi.
Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk Allah evi Mekke’de bulunan mübarek olan ve bütün âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbedir” (Al-i İmran, 3/96); “İbrahim’e ve İsmail’e:, tavaf edenler, orada oturanlar, rükû ve secde edenler için Beytimi temizleyin, diye emrettik.” (Bakara, 2/125).
“..Bana hiçbir şeyi şirk koşma…” Yani ona şöyle dedik: Onu sadece benim adıma bina et. İbadet hususunda benim yaratıklarımdan hiçbir kimseyi bana ortak koşma. Beytimi şirkten, putlardan, heykellerden ve etrafına atılan her çeşit pisliklerden temizle. Onu hiçbir ortağı bulunmayan tek olan Allah’a ibadet edenler için halis eyle. Onu tavaf edenler ibadeti sadece Allah Tealâ’ya ait kılsınlar. Ondan başka hiçbir yerde bunun gibisi olmasın. Namaz kılıp dua eden Allah için, rükû edip secde eden Allah için yapsın.
Tavafla namaz bir arada zikredilmiştir. Çünkü bu iki ibadet sadece Beytullah’a mahsustur. Tavaf Beytullah’ın etrafında olur, namaz da Beytullah’a doğru kılınır.
Ayette geçen el-kâimûn; namaz kılanlardır. Allah Tealâ burada namazın rükünlerinden en önemlilerini zikretti. Bunlar da kıyam, rükû ve sücuddur.
“İnsanlar içinde haccı ilân et.” Yani onları sana bina etmeni emrettiğimiz bu beyti haccetmeye davet ederek çağır. Yaya olarak, yürüyerek ve uzak yoldan gelen arık yorgun develer, binekler üzerinde gelsinler.
“Ezan ve te’zîn” namaz için yapılan duyuruya benzer yüksek sesle yapılan ilândır. Burada murad edilen mana, insanlar içinde Allah’ın kendilerine haccı farz kıldığını ve onları bunu eda etmeye davet ettiğini ilân etmektir.
Rivayete göre: Hz. İbrahim (a.s.) haccı ilân etmekle emrolunduğunda:
- Ya Rabbi! Benim sesim nereye ulaşır? dedi. Cenab-ı Hak: Sen ilân et. Ulaştırmak bana aittir, buyurdu.
Hz. İbrahim Halilullah (a.s.) da Ebu Kubeys Dağı’na çıkıp:
- Ey insanlar! Allah size cennette mükâfat olarak vermek için ve sizi cehennem azabından korumak için bu beytini haccetmeyi emretti. O halde siz de haccı eda edin, diye nida etti. Bunun üzerine erkeklerin sulbünde ve kadınların rahminde olanlar: “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diye bu davete icabet ettiler.
Bu harikulade bir mucizedir. Allah Tealâ Hz. İbrahim’in (a.s.) sesini yer ve gökyüzünün her tarafında bulunanlara ulaştırmaya kadirdir.
Bu ayet Cenab-ı Hakkın Hz. İbrahim’den (a.s.) haber verdiği ayet gibidir. Nitekim Hz. İbrahim (a.s.) duasında şöyle demişti: “Allahım! İnsanların kalplerini onlara meylettir!.” (İbrahim, 14/37).
Ehl-i İslâmdan hiçbir kimse yoktur ki Kabe’yi görmeye ve tavafa hasret duymasın. İnsanlar her taraftan ve her ülkeden oraya yönelirler.
“Gerek yaya ve gerekse yorgun binekler üzerinde.” ayeti gücü yeten kimsenin yaya olarak haccetmesinin binekte haccetmekten daha efdal olduğuna delil olarak getirilebilir. Çünkü ayette yayalar önce zikredilmiştir. Bu da onlara önem verildiğine, himmetlerinin kuvvetli, azimlerinin şiddetli olduğuna delâlet eder.
İbni Abbas diyor ki: Kaybettiğim hiçbir şeye üzülmüyorum. Ancak yaya olarak haccetmeyi isterdim. Çünkü Allah: “Sana yaya olarak gelsinler.” buyuruyor.
Alimlerin çoğunluğunun görüşü Rasulullah’a (s.a.) uyarak binekle haccetmenin daha efdal olduğu şeklindedir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.) mükemmel bir kuvvete sahip olmakla birlikte binekle haccetmiştir.
Hacıların gelişi Beytullah’a olduğu halde “Sana gelsinler” ifadesinin kullanılması Hz. İbrahim’in (a.s.) davetçi olduğuna ve onun bundan sonra da önder olduğuna işaret etmek içindir. Bu ifade ile Hz. İbrahim’e (a.s.) şeref bahşedilmiştir.
Cenab-ı Hak daha sonra hacca davet edilmesinin sebep ve hikmetini beyan ederek şöyle buyurdu:
“Böylece onlar kendileri için birtakım faydalı hususları bizzat görsünler…” Yani onlar kendileri için Allah’ın rızasına nail olmak gibi dini yararlara ve kurban, ticaret gibi dünyevî yararlara ve bu büyük toplantıdaki tanışmaya bizzat şahit olsunlar diye onları hacca davet et. Bu ifade hacda ticaret yapmanın caiz olduğuna delildir.
Ayrıca Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği deve, sığır ve koyun gibi hayvanlar üzerine hamd, şükür tekbir ve teşbih ile sena ederek Allah’ın adını ansınlar. Bu da belirli günlerde, İmam Malik, Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre Kurban bayramının üç veya dört günü, İmam Ebu Hanife ve İmam Şafiî’ye göre Zilhicce’nin ilk 10 günü Allah’ı zikretmek suretiyle olur.
Allah’ın adını zikretmek hamd ve şükür manasında ise buradaki “alâ” edatı sebep bildirmek için kullanılmış olur.
Zemahşerî Allah’ın adını zikretmenin kurban kesmekten kinaye olduğu görüşündedir. Zira Ehl-i İslâm kurban kestikleri veya hayvan boğazladıkları zaman Allah’ın adını mutlaka zikrederler. Buna göre “alâ” edatı istilâ (üzerine) manasında kullanılmış olmaktadır.
Burada ayrıca Allah’a kendisiyle yaklaşılacak ibadetlerde asıl maksadın Allah’ın adının zikredilmesi olduğuna işaret vardır. Bu üslûp şirksiz olarak sadece Allah’ın zikredilmesinin en büyük maksat olduğunu açıklamak, rızkın verilmesinin şükrü teşvik etmek için, bu ibadetle Allah’a yaklaşmak için ve infak noktasında kullara kolaylık olması içindir.
Sonra Allah Tealâ “mubah” bir emir olarak kurban etlerinden yenmesini emrederek şöyle buyurdu: “Siz de bunlardan yeyin. Yoksula ve fakire yedirin.” Yani kurbanlar üzerine Allah’ın adını zikredin, etlerinden yeyin, sıkıntı ve darlığa düşen yoksula, muhtaç fakire yedirin.
Kurbanlardan yemek zikredildiği gibidir. Çünkü Cahiliyet ehli kurbanlarından yemiyorlardı.
Zemahşerî diyor ki: Bu emirde fakirlerle eşitlik ve onlara yardımcı olmak, alçak gönüllü davranmak manası olduğu için bu emrin mendup olması da caizdir. Buradan hareketle fakihler imkân sahibi kimsenin kurbanından sadece üçte bir miktarını yemesini müstahap görmüşlerdir.
Sabit olan rivayete göre Rasulullah (s.a.) hedy kurbanını kestikten sonra her deveden bir parça etin kesilip pişirilmesini emretti. Kendisi de bundan yeyip, çorbasından içti.
İmam Şafiî’nin mezhebine göre kurban etinden yemek müstehap, yedirmek vaciptir. Eğer hepsini yedirirse caizdir ve emir yerine getirilmiş olur.
“Siz de yiyin” ifadesiyle bu kurbanlardan yemenin mubah olduğunu vurgulamak için 2. şahıs kullanılarak iltifat sanatı yapılmıştır.
Cenab-ı Hak daha sonra temizliği, adak ve tavafın yerine getirilmesini emrederek şöyle buyurdu:
“Sonra bedenî kirlerini gidersinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kâbeyi tavaf etsinler.”
Bu üç vacip vücup ifadesiyle emredilmiştir. Yani tırnaklarını kesip saçlarını traş etmek suretiyle bedenlerindeki kirleri gidersinler. Allah Tealâ’ya yaklaşmak için ibadet ve taat cinsinden adaklarını yerine getirsinler. Ayette geçen “nezir”, insanın kendi kendine edasını vacip kıldığı adaktır.
Ayrıca haccın rükünlerinden biri olan farz tavafını (tavaf-ı ifada’yı) yerine getirsinler. Bir başka tefsire göre burada zikredilen tavaf veda tavafıdır denilmiştir. Beyt-i atik, kadîm olan beyttir. Yani Kâbe-i Muazzama, ibadet için tayin edilen en eski, en kadîm Allah evidir.






