١٩
وَالَّذينَ امَنُوا بِاللّهِ وَرُسُلِه اُولءِكَ هُمُ الصِّدّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا اُولءِكَ اَصْحَابُ الْجَحيمِ
(19) velleziyne amenu billahi ve rusulihi ulaike humussiddiykune veşşuhedau’inde rabbihim lehum ecruhum ve nuruhum velleziyne keferu ve kezzebu biayatina ulaike ashabulcahiymi
İman edenler (yok mu) Allah ve o’nun resulüne işte onlar sıddık olanlardır ve Rableri katında şahit olanlardır onlara hem ecir, hem de nur (vardır) o kimseler ki küfredip, ayetlerimizi yalanladılar işte (onlar da) cehennem ashabıdır
| 1. | ve ellezîne | : ve o kimseler, onlar |
| 2. | âmenû | : îmân ettiler (Allah’a ulaşmayı dilediler) |
| 3. | bi allâhi | : Allah’a |
| 4. | ve rusuli-hî | : ve onun resûlüne |
| 5. | ulâike | : işte onlar |
| 6. | hum | : onlar |
| 7. | es sıddîkûne | : sıddîk olanlar |
| 8. | ve eş şuhedâu | : ve şehit olanlar, şehitler, şahitler |
| 9. | inde | : yanında, katında |
| 10. | rabbi-him | : onların Rab’leri |
| 11. | lehum | : onların vardır |
| 12. | ecru-hum | : onların ecirleri |
| 13. | ve nûru-hum | : ve onların nurları |
| 14. | ve ellezîne | : ve o kimseler, onlar |
| 15. | keferû | : kâfir oldular, inkâr ettiler |
| 16. | ve kezzebû | : ve yalanladılar |
| 17. | bi âyâti-nâ | : âyetlerimizi |
| 18. | ulâike | : işte onlar |
| 19. | ashâbu | : halk |
| 20. | el cahîmi | : alevli ateş, cehennem |
SEBEB-İ NÜZUL
Dahhâk der ki: Bu âyet-i kerime belirli kimseler hakkında nazil oldu. Bunlar herkesten önce müslüman olan sekiz kişidir Bunlar: Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Hamza ibn Abdülmuttalib, Talha, Zübeyr, Sa’d ve Zeyd’dir
AÇIKLAMA
“İman edenlerin, Allah’ı ve Haktan ineni zikir için kalplerinin ürpermesi zamanı hâlâ gelmedi mi?” Yani Allah’ın hatırlatmaları, nasihatleri ve Kur’an’ı dinledikleri zaman müminlerin kalplerinin yumuşayarak Kur’an’ı anlamaları, ona teslim olmaları, emirlerini dinleyip itaat etmeleri ve nehiylerinden kaçınmaları zamanı hâlâ gelmedi mi?
İbni Ebî Hatem, İbni Abbas’ın şöyle dediğini nakletti: Allah müminlerin kalplerinin biraz ağırlaştığını görünce, Kur’an’ın inmeye başlayışından itibaren on üçüncü senenin başında onları itap etti ve “İman edenlerin, Allah’ı ve Hak’tan ineni zikir için kalplerinin ürpermesi zamanı hâlâ gelmedi mi?” dedi. Görünen o ki bu rivayet diğerlerinden daha sahihtir, çünkü sure Medine’de nazil olmuştur.
Sonra Allah Ehl-i Kitaba benzemekten nehyederek şöyle buyurdu:
Onlar, daha önce kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalpleri katılaşmış olanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu fasıklardır. Yani Kur’an’ın inmesinden önce kendilerine Tevrat ve İncil verilen Yahudi ve Hristiyanlardan kitap taşıyıcılara benzemesinler. Onların peygamberleriyle aralarından uzun zaman geçince kalpleri katılaştı; artık ne nasihattan, ne de cennet vaadinden ve cehennem tehdidinden etkilenmez hale geldiler, ellerindeki Allah’ın kitabında değişiklikler yaptılar, onu basit menfaat sağlama aracı haline getirdiler, onu arkalarına attılar (hükümleri ile amel etmediler), değişik görüşlere karmakarışık sözlere uydular, ellerinde hiçbir delil olmadan Allah’ın dini konusunda sapık bilginlerini ve din adamlarım taklid ettiler, onların çoğu Allah’ın sınırlarından, emir ve yasaklarından çıkmış kişilerdir. İşte bu sebeple amelleri batıl, kalpleri fasid oldu. Nitekim bir başka ayette Allah bunu şöyle beyan etti:
“Verdikleri kesin sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitabı tahrif ederler) kendilerine hatırlatılandan önemli bir bölümünü de unuttular.” (Maide, 5/13). İşte bu yüzden Allah müminleri onlara benzemekten nehyetti.
Sonra Allah nasihatlerin ve Kur’an okumanın tesir etmesi için misaller vererek şöyle buyurdu:
Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeri diriltiyor. Düşünesiniz diye biz size ayetleri açıkladık.” Yani yer yüzü kupkuru olduktan sonra yağmur ve bitkilerle onu dirilten Allah, Kur’an delilleri ve burhanları vasıtasıyla katılaşmış kalpleri yumuşatmaya, dalâlete düşen şaşkınları hidayete erdirmeye de kadirdir. Üzerinizde düşünesiniz, içindeki nasihatlerden ibret alasınız ve gereği ile amel edesiniz diye size ayetleri ve delilleri açıkladık.
Sonra Allah muhtaçlara tasaddukta bulunan erkek ve kadınların alacakları sevabı açıklayarak şöyle buyurdu: “Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir ödünç verenler, bu onlar için kat kat artırılır. Onlar için çok değerli bir mükâfat da vardır.” Yani fakirlere, yoksullara, sıkıntıda olanlara mallarını tasadduk eden, verdiklerinden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemeden sırf Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle malını veren erkekler ve kadınlar var ya, onlara Allah her sevaba on misli ile karşılık verecek ve onu yediyüz ve daha fazlasına katlayacak. Ayrıca bunun üstüne onlar için güzel, bol bir mükâfat ve değerli bir varış yeri vardır.
Sonra Allah müminlerin ve kâfirlerin bulacakları karşılığı anlatarak şöyle buyurdu:
“Allah’a ve peygambere iman edenler, işte onlar sözü özü doğru olanlar ve Rableri nezdindeki şehitlerdir. Onların mükâfatları ve nurları vardır.” Yani Allah’ın birliğini ikrar edip peygamberlerini tasdik edenler, işte onlar sıddıklar makamındadır. Mücahide göre Allah’a ve geygamberlerine iman eden herkes sıddıktır. Allah’ın kelime-i tevhidini ve dinini yüceltmek, hakkın ve hak taraftarlarının bayrağını yükseltmek için Allah yolunda şehid olanlar, onlar için Rableri nezdinde büyük ecir ve önlerinden ve sağlarından koşan o vadedilmiş nur vardır. Burada “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine ihsanda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir.” (Nisa, 4/69). ayetinde zikredilen peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerden ibaret olan ihlaslı dört sınıf müminden iki sınıfına bir işaret vardır. Ahmed bin Hanbel’in rivayet ettiği şu hadiste zikredilenler de şehidlerdendir: Rasulullah (s.a.) sordu: “Kimi şehid sayıyorsunuz?” Allah yolunda öldürüleni.” dediler. Rasulullah (s.a.) “Öyleyse benim ümmetimin şehidleri cidden azdır. Öldürülen şehittir, bağırsak hastalığından ölen şehittir, veba hastalığından ölen şehittir.” Bunlar, kendilerine mahsus, farklı farklı sevap verilecek olan ahiret şehitleridir.
“İnkar edenler ve ayetlerimizi yalan sayanlar, işte onlar cehennemliktir.” Yani Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr edip O’nun hakikaten ulûhiyyetine ve peygamberlerinin doğruluğuna delâlet eden burhanları ve ayetleri yalan sayanlar var ya, başkası değil işte bizatihi onlar cehennemliktir, orada ebedî kalacaklardır. Bu da saidlerin (ahirette bahtiyar olacak insanların) halini beyandan sonra şakilerin (ahirette bedbaht olacak insanların) halini beyandır.






