١٩
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذينَ نَسُوا اللّهَ فَاَنْسيهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولءِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
(19) ve la tekunu kelleziyne nesullahe feensahum enfusehum ulaike humulfasikune
Allah’ı unutmuş kimseler gibi olmayın hem (Allah da) onlara kendilerini unutturmuştur işte bunlar fasık olan kimselerdir
| 1. | ve lâ tekûnû | : ve olmayın |
| 2. | ke ellezîne | : o kimseler gibi, onlar gibi |
| 3. | nesû | : unuttular |
| 4. | allâhe | : Allah |
| 5. | fe | : böylece |
| 6. | ensâ-hum | : onlara unutturdu |
| 7. | enfuse-hum | : onların nefslerini, kendi nefslerini, kendilerini |
| 8. | ulâike | : işte onlar |
| 9. | hum(u) | : onlar |
| 10. | el fâsikûne | : fasıklar, fasık olanlar |
وَلَا تَكُونُواolmayınكَالَّذِينَ نَسُواunutanlar gibiاللَّهَ Allah’ıفَأَنْسَاهُمْki o da onları unuttururأَنْفُسَهُمْkendilerineأُوْلَئِكَişte onlarهُمْ الْفَاسِقُونَfasıkların ta kendileridir






