٩
وَالَّذينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْايمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه فَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
(9) velleziyne tebevveuddare vel’iymane min kablihim yuhibbune men hacere ileyhim ve la yecidune fiy sudurihim haceten mimma utu veyu’sirune ‘ala enfusihim ve lev kane bihim hasasatun ve men yuka şuhha nefsihi feulaike humulmuflihune
Daha önce iman edip, yurtlarını hicret edeceklere hazırlayanlar kendilerine hicret edip gelenleri severler onlara verilen ganimetten dolayı (nefislerinin) ihtiyacı olan şeylere kalplerinde istek duymazlar onları kendi nefislerine tercih ederler velev kendi ihtiyaçları olduğu halde kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlar felaha erenlerdir
| 1. | ve ellezîne | : ve onlar |
| 2. | tebevveû | : konakladılar, mesken edindiler |
| 3. | ed dâre | : yurt |
| 4. | ve el îmâne | : ve îmân |
| 5. | min kabli-him | : onlardan önce |
| 6. | yuhibbûne | : severler |
| 7. | men | : kimse(ler) |
| 8. | hâcere | : hicret edenler |
| 9. | ileyhim | : onlara, kendilerine |
| 10. | ve lâ yecidûne | : ve bulunmaz |
| 11. | fî sudûri-him | : sadırlarında, göğüslerinde |
| 12. | hâceten | : hacet, ihtiyaç, rağbet |
| 13. | mimmâ (min mâ) | : şeyden |
| 14. | ûtû | : verildiler |
| 15. | ve yu’sirûne | : ve tercih ederler, üstün tutarlar |
| 16. | alâ | : üzerine, …e |
| 17. | enfusi-him | : kendi nefsleri, kendileri |
| 18. | ve lev kâne | : ve olsa bile |
| 19. | bi-him | : onlara |
| 20. | hasâsatun | : ihtiyacı olma, muhtaç olma |
| 21. | ve men | : ve kim |
| 22. | yûka | : korunuyor |
| 23. | şuhha | : cimrilik afeti |
| 24. | nefsi-hî | : onun nefsi, kendi nefsi |
| 25. | fe ulâike | : o taktirde işte onlar |
| 26. | hum(u) | : onlar |
| 27. | el muflihûne | : felâha erenler, kurtuluşa erenler |
وَالَّذِينَ تَبَوَّءُواve bir de kendilerine edinipالدَّارَ yurtوَالْإِيمَانَimanı yerleştirenlereمِنْ قَبْلِهِمْdaha önceيُحِبُّونَki severlerمَنْ هَاجَرَhicret edenleriإِلَيْهِمْorayıوَلَا يَجِدُونَve duymazlarفِي صُدُورِهِمْiçlerindeحَاجَةً bir çekememezlikمِمَّا أُوتُواonlara verilen şeylerden dolayıوَيُؤْثِرُونَtercih ederlerعَلَى أَنْفُسِهِمْöz nefislerineوَلَوْ كَانَbulunsalar dahiبِهِمْ kendileriخَصَاصَةٌ fakirlik içindeوَمَنْ kimيُوقَ korunmuşsaشُحَّ cimrilik ve bencilliğindenنَفْسِهِ nefsininفَأُوْلَئِكَişte onlarهُمْ kendileridirالْمُفْلِحُونَkurtuluşa erenlerin
SEBEB-İ NÜZUL
a) İbnu’l-Münzir’in Yezîd el-Esamm’dan rivayetle tahric ettiği bir habere göre Ansar: “Ey Allah’ın elçisi, arazilerimizi kardeşlerimiz muhacirlerle aramızda yarı yarıya taksim et.” demişler. Rasûlullah (sa) da: “Hayır, öyle yapmayın; onların zaruri ihtiyaçlarını giderin, meyvelerini paylaşın fakat araziler sizin arazileriniz olarak kalsın.” buyurmuş. Onlar da: “Pekâlâ buna razıyız.” demişler ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş.
b) Yakub ibn İbrahim kanalıyla Ebu Hüreyre’den rivayette o şöyle anlatıyor: Bir adam Rasûlullah (sa)’a geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, yoksulluğum son raddesine geldi, yoksulluğumdan iyice bunaldım.” dedi. Hz. Peygamber (sa) onu, ona birşeyler vermeleri veya yedirmeleri için hanımlarına gönderdi. Fakat onların yanında da ona yedirebilecekleri bir şeyleri yoktu. Rasûl-i Ekrem bunun üzerine ashabına döndü ve: “Bu adamı bu gece misafir edecek bir adam yok mu? Allah ona rahmet eylesin.” buyurdular. Ansardan Ebu Talha adında bir adam kalktı ve: “Ben, ey Allah’ın elçisi, onu ben misafir ederim.” dedi ve onu alıp ailesine geldi. Hanımına: “Bu, Rasûlullah (sa)’ın misafiridir; ondan bir şey esirgeme.” dedi. Kadın: Allah’a yemin olsun ki çocukların yiyeceğinden başka hiçbir şeyimiz yok.” dedi. Adam: “Çocuklar akşam yemeği istedikleri zaman onları uyutursun, gel ve ışığı söndür de uyusunlar. Biz de karınlarımızı sararız ve böylece açlığa katlanırız” dedi ve çocukların yiyeceğini misafire ikram ettiler. Sabah olunca misafir kalktı ve Rasûlullah (sa)’ın yanma vardı. Hz. Peygamber (sa): “Allah filân adam ve filân kadına (Hz. Peygamber’in misafirini alıp evine götüren sahâbî ve hanımına) şaştı -râvî: veya güldü, demiştir.- buyurdu ve Allah Tealâ bunun üzerine: “Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler….” âyet-i kerimesini indirdi
Müsned’inde Müsedded’in ve İbnu’l-Münzir’in Ebu’l-Mütevekkil en-Nâcî’den rivayetlerine göre Hz. Peygamber (sa)’e gelen bu yoksulu evinde misafir eden Sabit ibn Kays ibn Şemmâs’tır ve âyet-i kerime onun hakkında nazil olmuştur.
Kurtubî ise Ebu Hüreyre’den rivayet eden Mehdevî’den naklen bunun zıddını zikreder.Yani Sabit ibn Kays’ı ansardan evinde kendisinin ve çocuklarının yiyeceğinden başka hiçbir şeyi olmıyan Ebu’l-Mütevekkil misafir etmiştir.
c) Vâhıdî’nin Ebu Abdullah ibn İshak el-Müzekkî kanalıyla Abdullah ibn Ömer’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa)’ın ashabından birisine bir koyun başı hediye edilmişti. “Filân kardeşim ve ailesi buna bizden daha muhtaçlar.” deyip koyun başını onlara gönderdi. Bu şekilde birbirlerine gönderilerek kuzu başı yedi aileyi dolaştı ve sonunda o ilk hediye edilene geldi ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu






