١٠
وَلَءِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيَِّاتُ عَنّى اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌ
(10) ve lein ezaknahü na’mae ba’de darrae messethü le yekulenne zehebes seyyiatü anni innehu le ferihun fe hur
eğer ona tattırsak bir nimet bir zarar dokunduktan sonra mutlaka der benden kötülükler gitti mutlaka o, sevinir, övünür
| 1. | ve le in | : ve muhakkak ki |
| 2. | ezaknâ-hu | : ona tattırırsak |
| 3. | na’mâe | : bir ni’met |
| 4. | ba’de | : sonra |
| 5. | darrâe | : sıkıntı |
| 6. | messet-hu | : onu dokundurduğumuz |
| 7. | le yekûlenne | : muhakkak derler ki |
| 8. | zehebe es seyyiâtu | : kötülükler gitti |
| 9. | an-nî | : benden |
| 10. | inne-hu | : muhakkak o |
| 11. | le ferihun | : şımarıktır |
| 12. | fahûrun | : çok övünen (kendini çok metheden) böbürlenen |
SEBEB-İ NÜZUL
İbn Abbâs’tan rivayete göre el-Velîd ibnu’l-Muğîra hakkında nazil olmuştur. Abdullah ibn Ebî Ümeyye el-Mahzûmî hakkında indiği de söylenmiştir.






