4

٤

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدى مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(4) ve ma erselna mir rasulin illa bi lisani kavmihi li yübeyyine lehüm fe yüdillüllahü mey yeşaü ve yehdi mey yeşa’ ve hüvel azizül hakim

biz hiçbir peygamber göndermedik ki kendi kavminin lisanı ile onlara açıkça anlatmasın artık Allah dilediği kimseyi sapıklıkta bırakır dilediği kimseyi de hidayete erdirir o, galip mutlak (ve) hikmet sahibidir

1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik
2. min resûlin : resûlden (resûl olarak)
3. illâ : ancak, dışında
4. bi lisâni : lisanı ile
5. kavmi-hi : onun kavmi
6. li yubeyyine : anlatması için, beyan etsin diye
7. lehum : onlara
8. fe : artık, bundan sonra
9. yudillu allâhu : Allah dalâlette bırakır
10. men yeşâu : dilediği kimseyi
11. ve yehdî : ve hidayete erdirir, ulaştırır
12. men yeşâu : dilediği kimseyi
13. ve huve : ve o
14. el azîzu : izzet sahibi, azîz olandır
15. el hakîmu : hikmet sahibidir, hüküm sahibidir


AÇIKLAMA
Ey Muhammed! Bu, insanları içinde bulundukları küfür, sapıklık, azgınlık ve bilgisizlik karanlıklarından; iman, hidayet ve olgunluk nuruna çıkartman için sana indirdiğimiz Kitap olan Kuran-ı Kerim’dir. Çünkü bu Kuran, isabetli hükmün esaslarını, şerefli bir hayata ve gelişmiş bir medeniyete çağrıyı ihtiva etmektedir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Allah müminlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise azgın tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler.” (Bakara, 2/257). “Sizi karan lıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indiren O’dur.” (Hadid, 57/9).

Bu ayet, Kuran’ın Allah Tealâ’nın katından indirildiğini göstermektedir. “Bu, Allah’ın izniyle” Allah’ın muvaffak kılıp kolaylaştırmasıyla hidayet nurunu insanların kalplerine yerleştirmesi sebebiyle asıl hidayet eden Allah Tealâ’dır. Fakat davetçi ve tebliğ eden o olduğu için, “çıkarman için” fiili Rasulullah (s.a.)’a nisbet edilmiştir. “Doğru yola” mağlûb edilemiyen, bilâkis Kendisinin dışındaki her şeyi kahredip, “aziz olan”; bütün fiillerinde, sözlerin de, kanunlarında, emir ve yasaklarında “övülmeye lâyık olan “ve verdiği haber lerde doğru olan “Allah’ın yoluna çıkarman için indirdiğimiz kitaptır.”

Gerek mahlûkât, gerek melekler, gerek kullar olarak ve gerekse idare etmek yönünden göklerde ve yerde olan “her şeyin sahibi” yüce ilâh “Allah’tır.” Yaratanın azametine dikkati çekmek, mahlûkâta göz gezdirmek ve bundan yararlandırmak için Kuran’da Allah’ın bu sıfatı pek çok defa tekrar edilmiştir.

Ey Muhammed! Senin peygamberliğini inkâr edip, Allah’ın birliğini itiraf etmeyenlere kıyamet gününde helak ve çetin bir azap vardır. Burada kâfirler, şiddetli bir şekilde tehdit edilmişlerdir.

Bundan sonra Allah Tealâ, kâfirlerin şu üç özelliğini bildirmiştir:

1- “Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler.” Dünyayı öne geçirerek, onu ahirete üstün tutarlar. Dünya için çalışıp ahireti unutarak, onu terkederler.”

2- “Yine onlar, peygamberlere tâbi olmaya engel olur,” Allah’a iman etmeye mania teşkil eder ve her arzu edeni İslâm’dan uzaklaştırırlar.

3- “Onlar, arzu ve maksatlarıyla uyuşabilmesi için Allah yolunun eğri ve haktan uzak olmasını arzu ederler. Allah yolu ise gerçekte dosdoğru olup haktan sapmayı asla kabul etmez.” “Yol” lafzı hem müzekker hem de müennestir.

Zemahşeri şöyle der: “Bu kavlin aslı fiil ile “ha” zamiri arasındaki “Lam” şeklindedir. Fakat cer harfi “Lam” hazfedilmiş ve “ha” zamiri fiile bitiştirilmiştir.”

Günümüzde bu duruma değişik örnekler verilebilir: Meselâ, katı kurallar olduğu, günümüz ruhuna uygun düşmediği ve insanlığa aykırı olduğu gibi gerekçeleri ileri sürülerek şer’î hadlerin ve kısasların uygulanmasından yüz çevrilmektedir: “Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” (Kehf, 18/5). Bu düşünce akımı, suçların çoğalmasına neden olmuştur. Amerika ve Avrupa bunun örneğidir.

Biraz önce bahsedilen sıfatları taşıyan bu kâfirler, haktan çok uzak bir sapıklık ve bilgisizlik içindedirler. Böyle bir durumda onların iyi ve doğru olup kurtuluşa erecekleri ümit edilemez.

Allah Tealâ, Kuran’ın hidayet konusundaki hedeflerini ve tesirini açıkladıktan sonra Rasulullah (s.a.)’ın kavminin dilinde olması hasebiyle onun doğru yolu bulmak için kolay bir vasıta olduğunu bildirmiştir. Bu, Allah Tealâ’nın bir lutfudur. Zira O, peygamberlerin istediklerini ve kendilerine onlarla gönderilenleri anlasınlar diye insanlara kendi içlerinden ve kendi dilleriyle peygamberler göndermiştir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Biz bu Kuranı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık ‘ayetleri açıklanmalı değil miydi?’ derlerdi.” (Fussilet, 41/44)

İmam Ahmed, Ebû Zer (r.a.)’den, Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah Tealâ, bütün peygamberleri milletlerinin diliyle göndermiştir. “

Bütün bu açıklamalardan ve delilleri insanların gözleri önüne serdikten sonra insanlar iki kısma ayrılırlar: Küfürde derinleşmeleri, günâh işlemeleri ve inatları sebebiyle Allah’ın doğru yoldan saptırdığı grup. Bir de Allah’ın hakka hidayet ettiği, gönüllerini İslâm’a açtığı böylece olgunluk yoluna uyan grup.” Bu ayet yeni bir cümle olup, “apaçık anlatabilsin diye” kavline matuf değildir. Zira peygamberler, insanları sapıklığa düşürmek için değil sadece anlatmaları için gönderilmişlerdir.

“Güçlü olan, Hakim olan O’dur.” Allah Tealâ, mağlûb edilemiyen kuvvet sahibidir. Her dilediği olur. Dilemedikleri ise gerçekleşemez. Yaptıklarında ve fiillerinde hikmet sahibidir. Dalâleti hak edenleri saptırır, hidayete ehil olanları da doğru yola ulaştırır. Yaptığı her şey, hikmet ve ilmine uygundur.