9

٩

اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّهُ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا اَيْدِيَهُمْ فى اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِه وَاِنَّا لَفى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُريبٍ

(9) elem ye’tiküm nebeüllezine min kabliküm kavmi nuhiv ve adiv ve semude vellezine mim ba’dihim la ya’lemühüm ilellah caethüm rusülühüm bil beyyinati fe raddu eydiyehüm fi efvahihim ve kalu inna kefarna bima ürsiltüm bihi ve inna le fi şekkim mimma ted’unena ileyhi mürib

o kimselerin haberi size gelmedi mi? sizden önceki nuh kavminin ad ve semud’un ve onlardan sonrakilerin ki onları Allah’tan başkası bilmez onlara gelmişti resulleri mucizelerle hemen ellerini ağızlarına götürdüler ve dediler ki şüphesiz inkar ediyoruz biz sizinle gönderilen o şeyi ve gerçekten bizi davet ettiğiniz şeyden de şüphe içindeyiz ondan kuşkudayız

1. e lem ye’ti-kum : size gelmedi mi
2. nebeu ellezîne : o kimselerin haberi
3. min kabli-kum : sizden önce
4. kavmi nûhın : Nuh’un kavmi
5. ve âdin : ve
6. ve semûde : ve
7. ve ellezîne : ve o kimseler
8. min ba’di-him : onlardan sonra
9. lâ ya’lemu-hum : onları bilmez
10. illâ allâhu : Allah’tan başkası
11. câet-hum : onlara geldi
12. rusulu-hum : resûlleri
13. bi el beyyinâti : beyyinelerle (delillerle)
14. fe reddû : döndürdüler, götürdüler
15. eydiye-hum : ellerini
16. fî efvâhi-him : ağızlarına
17. ve kâlû : ve dediler
18. innâ : muhakkak biz
19. kefernâ : inkâr ettik
20. bi mâ ursiltum : gönderildiğiniz şeyi
21. bi-hi : onunla
22. ve innâ : ve muhakkak biz
23. le fî şekkin : mutlaka şüphe içinde
24. mimmâ (min mâ) : şeyden
25. ted’ûne-nâ : bizi davet ediyorsun
26. ileyhi : ona
27. murîbin : tatmin etmeyen, şüpheli olan, tereddüt edilen


AÇIKLAMA
Sizden önce geçen Nûh, Ad, Semûd milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri -ki onları Allah’tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler. Fakat ellerini ağızlarına götürüp “Biz, sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz” dediler.