19

١٩

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيًْا وَالْاَمْرُ يَوْمَءِذٍ لِلّهِ

(19) yevme la temliku nefsun linefsin şey’en vel’emru yevmeizin lillahi
Öyle bir gün ki, malik değildir hiçbir nefis, bir nefis için bir şey (yapmaya) o gün emir yalnız Allah’ındır

1. yevme : gün
2. lâ temliku : güç yetirmeye malik değildir
3. nefsun : nefs
4. li : için, … e
5. nefsin : nefis
6. şey’en : bir şey
7. ve el emru : ve emir
8. yevme izin : o gün, izin günü
9. li allâhi : Allah’ın

يَوْمَgündürلَا تَمْلِكُfayda veremiyeceğiنَفْسٌkimseninلِنَفْسٍ kimseyeشَيْئًا bir şeyوَالْأَمْرُemirيَوْمَئِذٍo günلِلَّهِ yalnız Allah’ındır


AÇIKLAMA

“Hayır! Bilakis dini yalan sayıyorsunuz” Allah’ın keremi ile aldanma­yı ve onu küfre sebep yapmayı terkedin, bırakın. Gerçek o ki siz, dönüş, ce­za ve hesap gününü yalanlıyorsunuz. Öyle ki, o günden korkunuz, sizi Al­lah’a kulluğa ve isyanı terke sevketmiyor.

Sonra da, bütün amellerin melekler tarafından gözetildiğini haber ve­rerek inat ve yalanlama konusunda uyarıyı ilâve etti.

“Halbuki sizin üstünüzde hakiki bekçiler, çok şerefli yazıcılar vardır, ki onlar ne yapıyorsanız bilirler.” Sizin üzerinizde çok şerefli, görevli melekler vardır. Onlar sizin bütün amellerinizi yazıyorlar, yaptığınız her şeyi bili­yorlar. Allah Tealâ buyurdu ki: “Hatırla ki hem sağında hem solunda otu­ran, onun amellerini tespit etmekte olan iki de (melek) vardır. O, bir söz at­maya dursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.” (Kâf, 50/17-18).

İbni Ebi Hatim Mücahid’den mürsel olarak rivayet etti ki: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Cünüplük ve büyük abdest dışında sizi hiç terketmeyen çok şerefli yazıcı meleklere ikramda bulunun. Sizden biriniz yıkanır­ken, bir duvarla veya devesi ile gizlensin. Ya da kardeşi onu örtsün.”

Bunu Hafız Ebu Bekir el-Bezzar da başka bir lafızla rivayet etmiştir. Mücahid’den o da İbni Abbas’tan rivayet ediyor: Dedi ki:

Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Allah bütünüyle sizi açılmaktan nehyeder. Sizinle beraber olan çok şerefli yazıcı Allah’ın meleklerinden utanın. Onlar üç durum hariç sizden hiç ayrılmayanlardır. Büyük abdest, cünüp­lük ve yıkanma. Sizden biriniz açıkta yıkandığında elbisesi ile veya bir du­varla ya da devesi ile örtünsün.”

Bunun için de alimler, meleğin ayrı olduğu anlar olduğu için tuvalet ve cima halinde konuşmayı kerih görmüşlerdir.

Sonra Allah Tealâ meleklerin amelleri yazmalarının neticesine göre insanların kıyamet günü iki fırkaya ayrılacağını zikrederek buyurdu ki:

“İyiler, hiç şüphesiz Naîm’de, kötüler ise muhakkak alevli ateştedirler. Din günü oraya gireceklerdir.” Allah azze ve celle’ye kulluk edip, isyanla mukabelede bulunmayan “iyiler” Naîm’e, cennet yurduna varacaklardır. Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr ederek Rablerine isyanla mukabele eden “kötü­ler” ise alevli ateş olan cehennem yurduna varırlar. Yalanladıkları ceza gü­nü ona girip hararetini tadacaklardır: “Bir grup cennete bir grup da ateşe.” (Şûra, 42/7)

“Ve onlar bundan ayrılacak da değillerdir” Cehennemden ayrılmaya­caklar ve azaptan bir an bile kurtulamayacaklar, azabı hafiflemeyecektir. Onlar orada ebedîdirler, orada kalıcıdırlar: “Onlar ondan çıkıcı değildirler.” (Bakara, 2/168)

Ardından önemi dolayısıyla kıyamet gününe işaret ederken iki defa aynı soruyu sordu.

“O din günü nedir? Sana hangi şey öğretti? O din günü nedir? Tekrar (bunu ) sana hangi şey öğretti?” Sana ceza ve hesap gününü bildiren, öğre­ten nedir? Cümlenin tekrarı düşünüp taşınmayı gerektirecek şekilde, kıya­met gününün durumunu tazim, kadrini vurgulama ve durumu hakkında korkutma içindir. Kişi o korkuları bilse, bir an bile Allah’a taattan geri kal­maz. Masiyetten yer ile gök arası kadar uzaklaşır. Ama insan gaflet, dal­gınlık ve bilmezlik içindedir. Emellerle yaşar, bazan da gerçeklerden kaçıp düşlere dalar.

Sonra Allah Tealâ meseleyi tamamlayıp, durumun hakikatini ve insa­nın o zamanki yerini açıklayarak buyurdu ki: “O, öyle bir gündür ki hiç kimse kimseye, hiçbir şeyle fayda vermeye muktedir olamayacaktır. O gün emir Allah’ındır.” O gün kim olursa olsun kimseye fayda etmeye, içinde bu­lunduğu durumdan kurtarmaya muktedir olamaz. Ancak bu, Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermesi ile olabilir. Allah’tan başka kimse, bir şeye karar vermeye veya yapmaya malik olamaz. O gün hüküm O’ndadır. Emir sadece O’nun elindedir. İşlerin hepsi O’na döner. Katade dedi ki: Vallahi, emir bugün de Allah’ındır. Ama o gün kimse O’na ortaklık iddia etmeyecek.

Ayetin birinci kısmının benzerleri şu ayetlerdir: “Ve öyle bir günden korkun ki hiçbir kimse hiçbir kimse namına bir şey ödeyemez.” (Bakara, 2/48), ” Bugün herkes ne kazandıysa onunla karşılaşacak. Bugün haksızlık yok.” (Mümin, 40/17), “Kişinin kaçacağı gün: Biraderinden, anasından, ba­basından, karısından ve oğullarından. O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi vardır.” (Abese, 80/34-35). Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadiste de: “Ey Beni Haşimi! kendinizi ateşten koruyun. Allah’a karşı sizin için bir şeye malik değilim.” buyurulmuştur.

İkinci kısmın benzeri de şu ayetlerdir: “Bugün mülk kimindir? Bir olan, kahhar olan Allah’ındır.” (Mümin, 40/16), “O gün mülk Allah’ındır.” (Hac, 22/56), “Din gününün sahibi.” (Fatiha, 1/4).