25

٢٥

اِلَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

(25) illelleziyne amenu ve ‘amilussalihati lehum ecrun gayru memnunin
Yalnız onlar müstesna iman edip salih amel işleyenler onlar için ecir (vardır) tükenmeyen

1. illâ : ancak
2. ellezîne : o kimseler, onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû olan, Allah’a ulaşmayı dileyen
4. ve amilû : ve amel eden, yapan
5. es sâlihâti : salih ameller, ıslâh edici, nefsi tezkiye edici amel
6. lehum : onlar için vardır
7. ecrun : ecir, ücret, mükâfat
8. gayru memnûnin : kesintisiz

إِلَّاancak müstesna الَّذِينَ آمَنُواiman edip وَعَمِلُواişleyenler الصَّالِحَاتِsalih amel لَهُمْ onlar için أَجْرٌ bir mükâfat vardır غَيْرُolmayan مَمْنُونٍ kesintisi


AÇIKLAMA

“Hayır. And ederim o şafaka. O geceye ve onun derleyip topladığı şeye. Toplu bir hale geldiği zaman aya ki” Allah Tealâ güneşin batışından sonra yatsı vaktine kadar devam eden kızıllığa, şafaka ve toplayıp bürüdüğü ile, gündüz vakti yayılıp açık olanları örten haliyle geceye, her kameri ayın or­tasında bütünleşip dolunay halini alan aya yemin etmiştir. Bu nesnelere yemin edilmesi onların tazimine, dolayısıyla onları var edenin tazimine de­lildir.

Ayetlerin başındaki “lâ uksimu: Hayır! And ederim.” ifadesi yemindir. Başındaki “lâ” ise, yeminden önceki sözün nefyi ve reddedilmesidir. Burada Allah Tealâ kıyamette hesap vermeye inanmayanların düşüncelerini red­detmiş ve ardından da şafaka yemin etmiştir.

“Siz hiç şüphesiz, o halden bu hale bineceksiniz” ifadesi yeminin ceva­bıdır. Yani bir durumdan öbürüne geçeceksiniz. Bu da şiddetin tabakalarıdır. Biri diğerinden şiddetli olan, ölüm ve ondan sonraki kıyamete ait du­rumlar, sıkıntılardır. Sonra da en son netice gelir: Cennette veya cehen­nemde ebedî kalış.

Ayetin benzeri şu ayetlerdir: “Rabbime andolsun ki siz mutlaka diriltile­ceksiniz. Sonra da yaptığınız şeyler size haber verilecektir.” (Tegabün, 64/7), “Eğer siz küfrederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günde kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?” (Müzzemmil, 73/17).

Ardından Allah Tealâ kâfirleri, dirilmeyi uzak gördükleri için kınaya­rak buyurdu ki:

“Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?” Allah’ın her şeydeki kudretini kesin olarak gösteren kâinattaki deliller, ayrıca Muhammed (s.a.)’in doğruluğuna, kendisine indirilen Kur’an vahyinin doğruluğuna de­lâlet eden açık deliller gibi iman etmeyi gerektirecek şeyler bulunduğu hal­de, onları dirilme ve kıyametin doğruluğuna iman etmekten alıkoyan ne­dir, hangi şeydir?

Bu inkâri bir sorudur. Taaccüp olduğu da söylenmiştir. Yani, bu ayet­lere rağmen imanı terketmelerine şaşılır!

“Ve karşılarında Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar?” İ’cazı, Al­lah Tealâ’nın katından olduğuna delil olan Kur’an okunurken secde etmele­rine ve boyun eğmelerine engel olan nedir? Onların, mucize olduğunu bil­dikten sonra secde etmeleri, -ki onlar fesahat ve belagat erbabıdırlar- Kur’an ayetlerine tazim, saygı ve ikram olurdu.

Ebu Hanife (Allah ona rahmet etsin), bu ayetle secdenin vacip olduğu­na hükmetmiştir. Duyup da secde etmeyeni yermiş, kınamıştır.

Ardından Allah Tealâ onların Allah’a, Rasulüne ve ahiret gününe iman etmemelerinin sebebini açıklayarak şöyle buyurdu: “Bilakis o küfredenler yalanlarlar. Halbuki Allah, onlar yüreklerinde neler saklıyorlar, pek iyi bi­lendir” Gerçek şudur, kâfirler, tevhid, dirilme, sevap ve cezayı ihtiva eden Kitab’ı, ya Rasulullah (s.a.)’a hasetten ya da menfaatlerinin, mevkilerinin ve liderliklerinin kaybolmasından endişelenerek yalanlıyorlar. Bu inkârları­nın sebebi inatları ya da atalarını taklitten caymama arzusu olabilir.

Allah, bütün mahlukâtın içindekileri, kendilerinde gizledikleri yalan­lamayı en iyi bilendir. Şirk ve küfürde ısrarlarının sebeplerini ve iyi ya da kötü amelleri de en iyi bilendir.

“Bunun için sen onları elem verici bir azap ile müjdele!” Ey Peygam­ber! Allah’ın onlara elim bir azap hazırladığını haber ver. Aslında sevindi­rici bir iş için kullanılan müjdenin, azabı haber vermek için kullanılması istihza ve alay içindir.

“İman edip de güzel güzel amel edenler müstesnadır. Onlar için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.” Ama, Allah Tealâ’ya, Rasulullah (s.a.)’a, ahiret gününe iman edip Kur’an-ı Kerim’e teslim olanlar, içindekilerle amel edenler, salih ameller yapanlar için ahiret yurdunda bitmez tüken­mez sevaplar vardır. Kimse de onları başlarına kakmayacaktır: “Bir lütuf ve ihsandır ki, kesilmesi yoktur.” (Hûd, 11/108) Zemahşeri’nin görüşüne gö­re buradaki istisna munkatıdır. Çoğunluk ise, onlardan iman edip salih amel yapanlar için büyük bir sevap vardır, şeklinde olduğunu söylemiştir.

Bu ayetlerde, iman ve taata büyük bir teşvik, küfür ve masiyet konu­sunda da de büyük bir uyarı söz konusudur