٤٩
وَقَالُوا ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَديدًا
(49) ve kalu e iza künna izamev ve rufaten e inna le meb’usune halkan cedida
dediler ki: bizler kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı? hakikaten biz mi dirileceğiz? yeniden yaratılıp
| 1. | ve kâlû | : ve dediler |
| 2. | e | : mı |
| 3. | izâ | : olduğu zaman |
| 4. | kunnâ | : biz olduk |
| 5. | izâmen | : kemik |
| 6. | ve rufâten | : ve kırıntı, ufalanmış toprak |
| 7. | e | : mı |
| 8. | innâ | : gerçekten biz |
| 9. | le meb’ûsûne | : mutlaka beas edilenler (yeniden diriltilenler) |
| 10. | halkan | : yaratılış |
| 11. | cedîden | : yeni, yeniden |






