8

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    50 15282İsra(17)

٨

عَسى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرينَ حَصيرًا

(8) asa rabbüküm ey yerhameküm ve in udtüm udna ve cealna cehenneme lil kafirine hasiyra
olur ki Rabbiniz size merhamet eder eğer dönerseniz biz de döneriz kafirler için cehennemi zindan yaptık

1. asâ : umulur ki
2. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
3. en yerhame-kum : size merhamet etmesi
4. ve in udtum
(âde)
: ve eğer dönerseniz, döndüyseniz
: (döndü)
5. udnâ : biz döndük
6. ve cealnâ : ve kıldık
7. cehenneme : cehennemi
8. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere
9. hasîren : kuşatıcı


AÇIKLAMA
Bu ayet-i kerimeler İsrailoğulları tarihine ait açıklamalarda bulunmakla, işledikleri büyük suçları haber vermektedir. Buyruğun anlamı şudur: Biz İsrailoğulları’na Musa’ya indirdiğimiz Tevrat’ta bildirdiğimiz hususlar arasında kesinlikle meydana gelecek hükmü verilmiş, bitirilmiş bir vahiy ile yeryüzünde fesat çıkartacaklarını haber verdik. Yani Şam toprakları ve Beytü’l-Makdis’ten yahut Mısır arazisinde yahut yerleştikleri her arazide iki defa fesat çıkartacaklarını söyledik. Allah’a asi olacaklar, Rablerinin Tevrat’taki şeriatına bir defa değil iki defa muhalefet edecekler.

Bunların birincisi Tevrat’a aykırı davranıp onu değiştirmek, Şi’yâ (a.s.) gibi bazı peygamberleri öldürmek ve Yüce Allah’ın gazabını bildirip korkuttuğu sırada da Ermiyâ’yı hapsedip alıkoymaktır. Diğeri ise Hz. Zekeriya ile Hz. Yahya’yı öldürmek ve Hz. İsa’yı da öldürmeye kalkışmaktı.

Daha sonra bunlar insanlara karşı büyüklük taslayacak, azacak, zorbalık yapacaklar, ileri ölçüde zulmedeceklerdi. Yüce Allah’ın: “Kibirlendikçe kibirleneceksiniz” buyruğu ile onların büyüklük taslamaları, haddi aşmaları ve azgınlık etmeleri kastedilmektedir.

“O ikiden birincisinin vakti gelince…” yani iki fesattan birincisinin vakti gelip fasıklara yapılan vaat ile birinci defa fıska karşılık vaat olunan cezanın zamanı gelince biz sizlerin üzerine sizden daha güçlü, kuvvetli bir orduyu musallat ettik. Bunlar Buhtunnasar komutasındaki Babil halkı idiler. İbni Abbas ve başkalarının dediği gibi. Bu Yahudilerin Ermiyâ’yı yalanlayıp onu yaraladıkları ve hapsettikleri vakit olmuştu. Katâde ise şöyle der: Üzerlerine Câlût’u gönderdi, onların bir çoğunu sürdü, onların bir çoğunu da öldürdü. Câlût ve kavmi oldukça güç kuvvet sahibi idiler. Mücâhid ise şöyle der: Bunlar İranlılardan bir ordu idiler. Ancak kuvvetli olan birinci görüştür. Önemli olan ise azgın bir topluluğa güçlü bir topluluğun musallat kılınmasından gereken ibret ve öğüdü çıkarmaktır. Yoksa kişi ve toplulukların kim olduklarının fazla önemi yoktur.

“Onlar da ülkenin köşe bucak her yanını araştırdılar…” Yani ülkenin dört bir bucağına yayıldılar ve orayı hakimiyetleri altına aldılar. İstedikleri gibi gidip geldiler, kimseden korkup çekinmediler. Öldürüyor, talan ediyor, yağmalıyorlardı. İlim adamlarının ileri gelenlerini katlediyorlardı. Yaptıkları işlerden bir kısmı Tevrat’ı yakmak, Beytü’l-Makdis’i tahrip etmek, İsrailoğulları’ndan çok sayıda bir grubu esir almaktı. Bu ise Allah tarafından vaad olunmuş, mutlaka gerçekleştirilmesi hükmolunmuş bir sözdü. Bu gerçekleşecek ilâhî bir hüküm idi.

Bu gayet yerinde ve katı ders semeresini vermişti. İsrailoğulları meydana gelen olaydan ibret almış, sapıklıklarından, azgınlıklarından geri dönmüş, kitap ve dinlerinin ilkelerine sarılmışlardı. Bu ise Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi onları yeni bir zafere götürmüştü:

“Bundan sonra size onlara karşı tekrar üstünlük verdik…” Yani daha sonra sizleri onlara galip getirdik, üstün kıldık, tekrar gücünüzü iade ettik, düşmanlarınızı helak ettik, sayınızı alabildiğine çoğalttık. Yani erkeklerinizin sayısı çoğaldı. Sizlere pek çok mal, evlat ve silah ile yardım ettik. Bu ise Allah’a itaat ve emri üzerinde dosdoğru yürümenin fazileti idi: “İşte biz o günleri insanlar arasında döndürür dururuz.” (Ali İmran, 3/140). Bu bakımdan Yüce Allah: “Eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz…” diye buyurmaktadır. Yani şayet amelinizi güzelleştirir, Allah’a itaat eder, emirlerine uyar, yasaklarından uzak durursanız yahut itaat olan amelleri işleyerek iyilik yaparsanız bu şekilde kendinize iyilik etmiş olursunuz. Allah da üzerinize çeşitli hayır ve bereketlerin kapılarını açacak, dünyada kötü kimselerin size verecekleri eziyeti önleyecek, ahirette de size sevap verecektir. Şayet size yasak olan işleri yaparsanız masiyetlerin uğursuzluğu dolayısıyla Allah size dünyada düşmanlarınızı musallat etmek, ahirette de küçültücü azabı tattırmak suretiyle değişik cezalarla sizleri cezalandıracaktır. Yüce Allah’ın: “Kötülük ederseniz o da kendinizedir.” buyruğu “Bu sizin hakkınızda uyarıdır” anlamındadır. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi: “Her kim salih bir amel işlerse bu onun lehinedir, her kim de kötülük işlerse bu da aleyhinedir.” (Fussilet, 41/46).

Bu Yüce Allah’ın yarattıkları hakkındaki kanunudur. Eğer asi olurlarsa Allah da onlara ölümü, talanı ve esir olunmayı salar. Tevbe ederlerse, bu sıkıntıları üzerlerinden giderir ve tekrar onları eski güçlerine geri döndürür. Bunu da “yapılanlara uygun bir karşılık olmak üzere” (Nebe, 78/26) yapar.

“İkincisinin vakti gelince…” Yani Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’yı öldürme teşebbüsü şeklindeki ikinci fesadın cezasını vermek zamanı gelince, tekrar üzerlerinize düşmanlarınızı yüzünüzden kederin okunmasını sağlamak üzere gönderdik. Yani sizi küçültüp kahretsinler diye yüzünüzde çektiğiniz sıkıntı ve kötülüklerin etkileri ortaya çıksın, Mescide girsinler, yani Beytü’l-Makdis’e sizleri kahrederek, mağlup ederek girsinler diye üzerinize düşmanlarınızı saldık. Tıpkı orayı yakıp yıkmak, Tevrat’ı yakmak üzere ilk defada girdikleri gibi. “Ve ele geçirdikleri her yeri tahrip etsinler diye.” Üstünlük kurdukları her tarafı alabildiğine yıksınlar, helak etsinler. Uygarlık ve bayındırlığın izlerinden hiçbir şeyi bırakmasınlar, üzerlerindekiyle birlikte toprağı yok etsinler; ekini, meyvayı, ziraatı mahvetsinler diye. Bu ikinci kerede Yüce Allah onlara İranlıları musallat etmişti. Biredus yahut Hiredus -Beydavî’nin naklettiği üzere- adıyla anılan prenslerden Babil prensi onları yağmalamış idi.

Kısacası ilk olarak İsrailoğulları’na hücum eden ve Beytü’l-Makdis’i tahrip eden kişi Buhtunnasar’dır. Bu ise Ermiyâ peygamber döneminde olmuştu. Bu Yahudilerin tarihine uygun düşmektedir. İkinci keresinde onlara hücum eden kişi ise Beydavî’nin belirttiği üzere Babil prensi Biradus’tur. Bunun asıl adı ise Yahudilerin kendi tarihlerinde belirttiklerine göre Bizans Kayseri Esbiyanus’-tur. Her iki talan ve yağma arasında ise yaklaşık beş yüz yıllık bir süre vardır.

Daha sonra Yüce Allah bir defa daha umut kapılarını önlerine açarak: “Belki Rabbiniz size merhamet eder.” diye buyurmaktadır. Yani Ey İsrailoğulları, ikinci defa düşmanlarınızı size musallat kılmasından sonra şayet tevbe eder ve masiyetlerden vazgeçerseniz belki Rabbiniz size merhamet buyurur, sizi afeder de düşmanlarınızı sizden uzaklaştırır. Allah onlara verdiği bu sözünde elbette durmuştur. Zilleten sonra onları aziz kılmış, tekrar onlara egemenliklerini iade etmiş, aralarından peygamber göndermiştir.

Arkasından Yüce Allah onları: “Ve eğer dönerseniz biz de döneriz.” diye buyurmaktadır. Yani sizler de üçüncü bir defa fesat çıkarmaya, masiyetlere geri dönerseniz biz de sizleri zelil kılmaya, düşmanlarınızı size musallat edeceğiz ve azaba uğratacağız. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ve biz cehennemi kâfirler için bir zindan yaptık.” Yani kurtuluşları olmayacak şekilde karar kılacakları bir hapishane kıldık. Nitekim İbni Abbas böyle açıklamıştır. Hasan-ı Basrî de şöyle buyurmaktadır: “Biz orayı kendilerine bir yatak, bir döşek ve bir sergi kıldık.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Onlara cehennemde döşekler vardır, üstlerinde de örtüler…” (A’raf, 7/41). Diğer taraftan Araplar küçük sergiye “hasîr” (mealdeki “zindan”) kelimesiderler.

Kısaca, isyanları sebebiyle İsrailoğulları hakkında dünyada zillet, ahirette de cehennem azabı söz konusudur. Bu ise Yüce Allah’ın emirlerine aykırı hareket eden herkes için ibretli bir durumdur.