89

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    50 15290İsra(17)

٨٩

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فى هذَا الْقُرْانِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ فَاَبى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا

(89) ve le kad sarrafna lin nasi fi hazel kur’ani min külli meselin fe eba ekserun nasi illa küfura
celalim hakkı için açıkladık biz bu kur’an da insanlar için her konuda misaller fakat ısrar ettiler insanların çoğu ancak kafirdirler

1. ve lekad : ve andolsun
2. sarrafnâ : anlattık, açıkladık
3. li en nâsi : insanlar için, insanlara
4. : içinde, de
5. hâzâ : bu
6. el kur’âni : Kur’ân-ı Kerim
7. min kulli : hepsinden, bütün
8. meselin : misâl, mesele, durum
9. fe : o zaman, öyleyse, buna rağmen
10. ebâ : çekindi, direndi
11. ekseru : daha çok, çoğu
12. en nâsi : insanlar
13. illâ : başka, sadece
14. kufûran : inkâr ederek


AÇIKLAMA
Şanı Yüce Allah insanlara kendi ilminden ancak pek az bir şey verdiğini hatırlattıktan sonra şunu beyan etmektedir: Eğer onlardan bu pek az bilgiyi dahi almak dileseydi, bunu da alırdı. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır “Eğer biz isteseydik andolsun sana vahyetmiş olduğumuzu götürürdük.” Sana vahyetmiş olduğu bu Kur’ân-ı Kerim’i -ey Muhammed- kalplerden ve mushaflardan çekip alırdı, onun hiç bir izini dahi bırakmazdı. O Yüce Allah, Kur’an’ı Kerim’i yazısını onu ezberleyen kalplerden ve yazılı olduğu mushaflardan silme kudretine sahiptir.

“Sonra da onun için bize karşı duracak bir vekil de bulamazdın.” Yani bundan sonra kendisine güvenip dayanacağın ve onun herhangi bir bölümünü geri kazanmak ve tekrar ezberleyebilmek için yardımını alabileceğin kimse bulamazdın.

Hâkim, Beyhakî, Taberânî ve Saîd b. Mansûr, İbni Mes’ud’dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: “Şu aranızda bulunan Kur’ân-ı Kerim fazla geçmeden aranızdan çekilip alınacaktır.” Allah onu kalplerimizde tespit edip yerleştirmekten, biz de mushaflarımıza kaydetmiş iken nasıl olur da bizden çekilip alınır? denilince şöyle buyurdu: “Bir gece içerisinde ona bir yürüyüş tertip edilir, kalplerde bulunan çekilip alınır, mushaflarda bulunan çıkarılır ve insanlar ondan yana fakir düşmüş olarak sabahı ederler.” Sonra da: “Eğer biz isteseydik andolsun sana vahyetmiş olduğumuzu götürürdük.” ayetini okudu.

“Ancak Rabbinden bir rahmettir.” Rabbinin sana merhamet edip de onu sana tekrar döndürmesi müstesna. Fahrüddin er-Râzî der ki: Bu Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’i bırakmak suretiyle bütün ilim adamlarına iki türlü minnetidir. Birincisi böyle bir ilmi onlara kolaylaştırması, ikincisi ise onların onu ezberlerinde tutmalarının korunmasının devam etmesidir.

“Muhakkak ki onun sana olan lütfü pek büyüktür.” Yani ey peygamber Allah’ın sana lütfü pek büyüktür. Seni insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak göndermesi, Kur’ân-ı Kerim’i sana indirmesi, onu kalbinde, mushaflarda tespit edip uyanların da onu ezberlemesi ile koruyup seni de Ademoğullarının efendisi kılması, peygamberlik müessesesini seninle mühürlenmesi ve sana Makam-ı Mahmud’u vermesiyle sana olan lütfü pek büyüktür.

Kısacası Yüce Allah bu ayet-i kerimede şerefli kuluna ve Rasûlüne olan nimetini ve lütfunu hatırlatmaktadır. Söz konusu bu lütuf Allah’ın kendisine vahyetmiş olduğu şerefli Kur’ân-ı Kerim’dir. Bu Kur’ân-ı Kerim’e önünden de ardından da batıl erişemez. Kur’ân-ı Kerim çünkü bütün ilim ve bilgilerin kaynağıdır. Müslümanlar arasında baş göstermiş, ortaya çıkmış uygarlıkların ve kültürlerin kaynağıdır.

Daha sonra Yüce Allah bu büyük Kur’ân’ın şerefine ve önemine dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: “De ki: İnsanlar ve cinler, bu Kur’ân’ın bir benzerini meydana getirmek için toplansalar…” Ey Muhammed! Meydan okuyarak de ki: Allah’a andolsun, bütün insanlar ve cinler bir araya gelip belâğatıyla, güzel söz düzeni, güzel açıklamaları, anlamları ve hükümleri ile indirilmiş olan Kur’ân’ın bir benzerini meydana getirmek için söz birliği etseler, biribirlerine yardım ve destek olsalar ve bunların aralarında güzel sözlü fesahat erbabı Araplar dahi olsa, onun benzerini meydana getirmekten aciz kalırlar. İsterse nepsi kendi aralarında bu maksadı gerçekleştirmek için biribirleriyle dayanışmaya girsinler. Bu altından kalkılamayacak bir iştir. Hem nasıl yaratıkların sözü, hiç bir eşi ve benzeri bulunmayan yaratıcının sözüne benzeyebilir ki?

Daha sonra Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimin muhtevasını beyan ederek Duyurdu ki: “Andolsun ki biz bu Kur’ânda insanlar için her türlü örneği çeşitli şekillerde açıkladık…” Yani andolsun biz insanlara açıklamalarımızı değişik şekillerde, türlü türlü, farklı ifadelerle tekrarlayıp durduk. Kimi zaman özlü bir şekilde, kimi zaman geniş geniş açıkladık ve bu konuda kesin delilleri ortaya koyduk, hakkı etraflı bir şekilde açıklayıp sunduk, bir çok ayetleri, ibretleri ortaya koyduk, korkuttuk, teşvik ettik, emirler verdik, yasaklar koyduk, hikmetleri açıkladık, öncekilerin kıssalarını anlattık, cennetten, cehennemden ve kıyametten söz ettik; öğüt ve ibret alsınlar diye.

Yüce Allah’ın: “Her türlü örneği” ifadesi, anlatılması gereken her bir hususu demektir. Kur’ân-ı Kerim hayret vericiliği ve güzelliği bakımından örneğe (mesel’e) benzemektedir. Bununla birlikte “yine de insanların pek çoğu küfürden başkasını kabule yanaşmadı.” Yani insanların pek çoğu başkasına yanaşmadı.” Bundan kasıt ise, Mekke halkı ve benzerleri diğer insanlardır. Bunlar hakkı red ve inkârdan, doğruyu kabul etmemekten ve küfür üzere salmaktan başka bir işe yanaşmadılar.