٢
بَلْ عَجِبُوا اَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هذَا شَىْءٌ عَجيبٌ
(2) bel acibu en caehum munzirum minhum fe kalel kafirune haza şey’un acib
Doğrusu şaştılar kendilerinden bir uyarıcının gelmesiyle ve kâfirler dedi bu acayip bir şey
| 1. | bel | : hayır |
| 2. | acibû | : şaşırdılar |
| 3. | en câe-hum | : onlara gelmesi |
| 4. | munzirun | : bir uyarıcı |
| 5. | min-hum | : onlardan, kendilerinden |
| 6. | fe | : bunun üzerine |
| 7. | kâle | : dedi |
| 8. | el kâfirûne | : kâfirler |
| 9. | hâzâ | : bu |
| 10. | şey’un | : bir şey |
| 11. | acîbun | : acayip, şaşılacak |
بَلْ hayırعَجِبُوا şaştılar daأَنْ جَاءَهُمْ onlara gelmesineمُنْذِرٌ bir uyarıcıمِنْهُمْ kendilerindenفَقَالَ dedilerالْكَافِرُونَ o kafirlerهَذَا buشَيْءٌ bir şeydirعَجِيبٌ şaşılacak






