٦
لَكُمْ دينُكُمْ وَلِىَ دينِ
(6) leküm dinüküm ve liye din
Sizin dininiz size, benim dinim banadır
| 1. | lekum | : sizin |
| 2. | dînu-kum | : sizin dîniniz |
| 3. | ve liye | : ve benim |
| 4. | dîni | : benim dînim |
لَكُمْ size دِينُكُمْ sizin dininiz وَلِيَ bana دِينِ benim dinim
SEBEB-İ NÜZUL
Bu Sûre-i celîlenin nüzul sebebi hakkında başlıca üç rivayet vardır:
a) Müşrikler, Hz. Peygamber (sa)’e: “Bir sene sen bizim putlarımıza ibadet et, bir sene de biz senin ilâhına ibadet edelim.” demişler de sûre bunun üzerine nazil olmuş.
Taberî bu olayı İbn Abbâs’tan rivayetle şöyle nakleder: Kureyşliler Hz. Peygamber (sa)’e onu zengin edecek kadar mal vermeyi, kızlarından istediğiyle evlendirmeyi ve bunun karşılığında davasından vazgeçmesini teklif ettiler. Hz. Peygamber (sa) bunu kabul etmeyince: “O halde sana teklif edeceğimiz bir şey daha kaldı. Bizim için de senin için de en uygun olanı budur.” dediler. Hz. Peygamber (sa): “Nedir o?” diye sordu. “Sen bir yıl bizim tanrılarımız Lât ve Uzzâ’ya ibadet et, biz de bir sene senin ilâhına ibadet edelim.” dediler. Hz. Peygamber: “Bakayım, Rabbımdan geleceği bekliyeyim.” dedi de işte bunun üzerine bu Sûre-i Celîle nazil oldu.
b) Yine Taberî’de Buhterî’nin mevlâsı Saîd ibn Mînâ’ rivayet ediyor: el-Velîd ibnu’l-Muğîra, el-As ibn Vâil, el-Esved ibn Abdülmuttalib ve Ümeyye ibn Halef Hz. Peygamber (sa)’e rastladılar ve ona: “Ey Muhammed, gel sen bizim ibadet ettiklerimize ibadet et, biz de senin ibadet ettiğine ibadet edelim ve seni bütün işlerimize ortak edelim. Eğer senin getirdiğin bizim elimizde olandan daha hayırlı ise bu hayırda biz sana ortak olmuş ve o hayırdan nasibimizi almış oluruz. Yok bizim elimizdeki senin getirdiğinden daha hayırlı ise sen bu hayra ortak olmuş ve bu hayırdan nasibini almış olursun.” dediler de bunun üzerine Allah Tealâ bu Sûre-i Celîleyi indirdi. Bu, İbn İshak ve başkaları tarafından İbn Abbâs’tan da rivayet edilmiştir.
c) Ebu Salih’in İbn Abbâs’tan rivayetine göre içlerinde el-Velîd ibnu’l-Muğîra, el-As ibn Vâil ve el-Esved ibn Abdi Yağûs’un da bulunduğu bir grup, Hz. Peygamber (sa)’in amcası el-Abbâs ibn Abdü’l-Muttalib’e gelmişler ve: “Ey Ebu’l-Fadl, kardeşinin oğlu bizim ilâhlarımızdan bazısını kabul etse, biz de onun söylediğini tasdik edip onun ilâhına iman etsek.” demişler. Abbâs da Hz. Peygamber (sa)’e gelip onların bu sözlerini haber vermiş ve işte bunun üzerine bu sûre-i celîle nazil olmuş
AÇIKLAMA
Müşriklerin amellerinden beraat olan bu sure, ibadette ihlâsı emretmektedir. Allah Tealâ buyuruyor ki:
“De ki: ” Ey kâfirler!” “Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.” Ey Peygamber! Kureyş kâfirlerine şöyle de: Ey kâfirler! Tapmış olduğunuz putlara heykellere hiçbir zaman asla tapmam. Ayet, yer yüzündeki bütün kâfirlere yöneliktir. “De” sözünün gereği ise: Peygamber (s.a.) bütün işlerinde naziklik ve incelikle, insanlara en güzel şekli ile hitap etmekle emrolunmuştu. Burada hitap sert olunca Allah Tealâ ondan sorumluluğu kaldırmayı ve insanlara onun bu söze memur olduğunu beyan etmek istedi. Çünkü onu kendi ağzından zikretti.
“Benim ibadet edeceğime de siz kulluk ediciler değilsiniz.” Siz de şirk ve küfrünüze devam ettiğiniz sürece, benim ibadet ettiğim Allah’a ibadet edecek değilsiniz. O Allah’tır, tektir, şeriki yoktur.
Bu iki ve üçüncü ayetler mabuddaki ihtilâfa delâlet ediyorlar: Peygamber (s.a.) sadece Allah’a ibadet ederken onlar, putlara, heykelere ve ortaklara, şefaatçilere tapınıyorlar. Veya -Zemahşeri’nin de değindiği gibi-tekrar olmaması için mana: Gelecekte de şimdi de sizin taptıklarınıza tapmam, şeklindedir. Siz de gelecekte, benim istediğim ilâhıma ibadeti yapmazsınız. “Ben sizin taptıklarınıza tapmış değilim.” “Siz de benim kulluk etmekte olduğuma kulluk ediciler değilsiniz.” Tapındıklarınıza tapınmam. Ancak, sevip razı olacağı şekilde Allah’a kulluk ederim. Siz ise, O’nun emirlerine ve dinine uymazsınız. Rasulullah (s.a.)’ın ve tabi olanlarının ibadeti halis Allah içindir; Onlar Allah’a O’nun belirlediği ve istediği şekilde ibadet ederler. Bu nedenle de İslâm’ın şiarı: “Lailâhe illellah Muhammedün Rasulullah”tır. Yani, Allah’tan başka mabud yoktur. O’na ibadette de Rasulullah (s.a.)’ın getirdiğinden başka bir yol yoktur.
Dört ve beşinci ayetler ibadetin kendisinde ihtilâfa delâlet etmektedir. Zemahşeri gibi, bazıları da şöyle anlıyorlar: Şimdi veya geçmişte sizin tapındıklarınıza asla tapınıcı değilim. Yani, cahiliyede bile puta tapınmamışımken İslâm geldikten sonra benden nasıl böyle bir şey beklenebilir? Siz de hiçbir zaman benim ibadet ettiğime ibadet etmediniz.
Ayetlerde tekrar vardır. Maksat, istedikleri ilâhlarına tapınma konusunda kâfirlerin Rasulullah (s.a.)’ın cevabından umut kesmelerini sağlamaktır, denildi.
“Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Şirkiniz ve küfrünüz size. Tevhid, ihlâs veya İslâm olan dinim de bana. Şirk koşma olan dininiz sizedir, sizden bana geçmez. Tevhid olan benim dinim de banadır beni aşıp size gelmez. Dendi ki: Din ceza, yani karlışıktır. Muzaf hazfedilmiştir. Yani, dininizin cezası size benim dinimin karşılığı da banadır. Din ibadettir, şeklinde de söylenmiştir.
Sure, kıtal ayeti ile neshedilmiş değildir. Muhakkikler, nesh olmadığına kaildirler. Murat “Dilediğinizi yapın.” (Fussilet, 41/40) ayetinde olduğu gibi, tehdittir.
Bu ayetin benzeri şunlardır: “Eğer onlar seni yalana çıkarırlarsa de ki: “Benim işim bana, sizin işiniz size aittir. Benim yaptığımdan siz uzaksınız, sizin yapmakta olduğunuzdan da ben uzağım.” (Yunus, 10/41), “Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir.” (Kasas, 28/55). Bunların hepsi ile murat tehdittir, başkalarının dinine rıza değildir.
İmam Ebu Abdillah eş-Şafîi ve diğerleri bu: “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” ayeti ile, küfrün tek millet olduğuna delil getirmişler ve aralarında nesep veya mirasçı olunabilecek bir bağ varsa Yahudinin Hırıstiyana (veya aksi) mirasçı olabileceğini söylemişlerdir. Çünkü İslâm’ın dışındaki dinler batıl olma durumunda tek bir din gibidirler.
Ahmed b. Hanbel ve onun görüşünde olanlar ise, Hıristiyanların Yahudilerden (ve aksi) mirasçı olamayacağı görüşündedirler. Delilleri de, Ahmed, Ebu Davud ve İbni Mace’nin Amr b. Şuayb’tan o da babasından o da dedesinden rivayet ettiği şu hadistir. Rasulullah (s.a.) “İki değişik millet mirasçı olamaz.”
Razi dedi ki: İnsanlar mütareke anında “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” ayeti ile konuşur olmuşlardır. Bu caiz değildir. Çünkü Kur’an’ı Allah, böyle şeyler için indirmemiştir. Düşünülsün sonra da gereği ile amel edilsin diye indirmiştir






