٤
اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِى الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَاءِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْي نِسَاءَهُمْ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدينَ
(4) inne fir’avne ala fil erdi ve ceale ehleha şiyeay yestad’ifü taifetem minhüm yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyi nisaehüm innehu kane minel müfsidin
firavun o yerde kendini yüce göstermiş oranın ehlini fırkalara ayırmıştı zayıflatarak ezmek için onlardan bir taifenin oğullarını boğazlıyor onların kadınlarını da sağ bırakıyordu şüphesiz o fesatçılardandı
| 1. | inne | : muhakkak, gerçekten |
| 2. | fir’avne | : firavun |
| 3. | alâ | : âli, ailesi (sülâlesi) |
| 4. | fîl ardı (fî el ardı) | : yeryüzünde |
| 5. | ve ceale | : ve kıldı |
| 6. | ehle-hâ | : onun ehli, onun halkı |
| 7. | şiyean | : grup, sınıf |
| 8. | yestad’ıfu | : güçsüz, zayıf bırakıyor |
| 9. | tâifeten | : taife, bölük, grup, kısım |
| 10. | min-hum | : onlardan |
| 11. | yuzebbihu | : boğazlatıyor |
| 12. | ebnâe-hum | : onların çocukları, oğulları |
| 13. | ve | : ve |
| 14. | yestahyî | : sağ bırakıyor |
| 15. | nisâe-hum | : onların kadınları, kızları |
| 16. | innehu | : muhakkak o |
| 17. | kâne | : oldu |
| 18. | min el mufsidîne | : müfsidlerden, fesat çıkaranlardan |






