٥٩
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرى حَتّى يَبْعَثَ فى اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ ايَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِى الْقُرى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ
(59) ve ma kane rabbüke mühlikel kura hatta yeb’ase fi ümmiha rasuley yetlu aleyhim ayatina ve ma künna mühlikil kura illa ve ehlüha zalimun
Rabbin memleketlerinizi (hemen) helak etmemiştir, hatta onların memleketlerine resul göndermedikçe kendilerine ayetlerimizi okuyan biz helak etmeyiz ahalisi zalim olan memleketlerden başkasını
| 1. | ve mâ kâne | : ve olmadı |
| 2. | rabbu-ke | : senin Rabbin |
| 3. | muhlike | : helâk edici, helâk eden |
| 4. | el kurâ | : ülkeler, beldeler |
| 5. | hattâ yeb’ase | : gönderinceye kadar, göndermedikçe |
| 6. | fî | : içine, de |
| 7. | ummi-hâ | : ana şehir, yerleşim merkezi |
| 8. | resûlen | : bir resûl |
| 9. | yetlû | : okur |
| 10. | aleyhim | : onlara |
| 11. | âyâti-nâ | : âyetlerimiz |
| 12. | ve mâ kunnâ | : ve biz olmadık, ve biz değiliz |
| 13. | muhlikî | : helâk ediciler, helâk edenler |
| 14. | el kurâ | : ülkeler, beldeler |
| 15. | illâ | : ancak, hariç, olmadıkça |
| 16. | ve ehlu-hâ | : ve onun halkı |
| 17. | zâlimûne | : zalimler, zulmedenler |






