٢
قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَاْسًا شَديدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنينَ الَّذينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًا
(2) kayyimel li yünzira be’sen şedidem mil ledünhü ve yübeşşiral mü’mininellezine ya’melunes salihati enne lehüm ecran hasena
dosdoğru olarak uyarmak için O’nun katında şiddetli bir azap (ile) mü’minleri müjdelemek için ve salih amel işleyenleri muhakkak onlar için çok güzel ecir (vardır)
| 1. | kayyimen | : kayyum olarak, kıyâmete kadar devam ederek |
| 2. | li yunzire | : uyarması için |
| 3. | be’sen | : bir azapla |
| 4. | şedîden | : şiddetli |
| 5. | min ledun-hu | : (onun) katından, kendi katından |
| 6. | ve yubeşşire | : ve müjdeler |
| 7. | el mu’minîne ellezîne | : mü’minleri, o kimseler ki |
| 8. | ya’melûn es sâlihâti | : salih (nefsi ıslâh edici) ameller yaparlar |
| 9. | enne | : muhakkak, olduğunu |
| 10. | lehum | : onlar için |
| 11. | ecren | : bir ecir, mükâfat |
| 12. | hasenen | : (en) güzel |






