4

٤

اَلَّذى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَامَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ

(4) ellezi at’ame hüm min cuiv ve amenehüm min havf
O ki doyurmuş onları açlıktan onları emin kılmıştır korkudan

1. ellezî : o ki
2. at’ame-hum : onları doyurdu
3. min cûın : açlıktan
4. ve âmene-hum : ve onları emin kıldı
5. min havfin : korkudan

الَّذِي o ki أَطْعَمَهُمْ kendilerini doyurdu مِنْ جُوعٍ açlıktan وَآمَنَهُمْ ve güvenlik verdi مِنْ خَوْفٍ korkudan


AÇIKLAMA

“Kureyş’in emniyeti için. Kış ve yaz yolculuklarında emniyet oluştur­duğu için. Şu Beyt’in Rabbine ibadet etsinler onlar.” Kureyş, şükür için Rabbine ibadet etsin. İki yolculuğu emniyet içinde ve onlara kolaylaştırdığı için. Hind ve Körfez’den gelen koku ve baharatları almak için kışın Ye­men’e. (Kışın olması orasının sıcak bölge olmasındandır). Ve yazın da zirai ürünler almak için Şam’a. (Yazın olması oranın sıcak bölge olmasındandır). Kureyş Mekke’de ticaretle yaşıyordu. Bu iki sefer olmasa idi orada kala­mazlardı. Beyt’in civarında emniyette olmasalar hareket edemezlerdi. On­lara baskın yapılmıyordu. Çünkü Araplar, Kureyş, Allah azze ve celle’nin Beyt’inin ehlidir, diyorlardı. Mekke ehli Kureyş’e bütün bu ihtiram ve say­gı, Ka’be vasıtası ile Allah’ın onlara hazırladığı bir lütuftu. Onlar da bu ni­meti ikrar edip, ibadet ve tazimde yalnız Allah’a yönelmeli idiler.

Muhammed b. İshak ve Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem bu surenin ön­cesi ile bağlantılı olduğunu söylemişlerdir. Zira onlara göre mana: Mek­ke’ye fili sokmadık. Kureyş’in emniyetli bir şekilde yaşamaları için de sa­hiplerini helak ettik. Yani Kureyş’in şehirlerinde emniyetle toplanıp ülfet etmeleri için.

Netice olarak bu iki nimeti Fil sahiplerinin engellenmesi ve Harem ci­varında bulunup orada emniyetlerinin sağlanarak yaşamaları, eğer diğer nimetleri için Allah’a ibadet etmiyorlarsa, bu iki nimet için ibadet etmeli­dirler. Allah Tealâ onlara, Ka’be’nin etrafında ibadet ettikleri putlara rağ­men o Beyt’in sahibi olduğunu söylüyor. Onlar Kabe sayesinde diğer Arap­lara göre daha şerefli oldular.

Razi: “Şu Beyt’in Rabbine ibadet etsinler onlar.” ayeti hakkında diyor ki: Bilesin ki nimet verme iki türlüdür. Birisi zararı defetmek, diğeri de fayda sağlamaktır. Birincisi daha önemli ve daha önceliklidir. Bunun için de: Candan zararı defetmek vaciptir. Faydayı sağlamak ise vacip değildir, demişlerdir. Bu sebeple de Allah Tealâ zararı defetme nimetini Fil suresin­de, nimet kazandırmayı da bu surede beyan etti. Bu iki nimet itibarı ile de Rableri onlara ibadeti ve O’na kulluğu, buna bağlı olarak ta şükrün edasını emretti: “Şu Beyt’in Rabbine ibadet etsinler onlar.”

İbadet, ibadet edilene olabilecek en ileri noktada boyun eğme ve tezellüldür. Kulluğun manası ancak bu şekilde tamamlanır.

Ardından Allah Tealâ Kureyş’e, şu Beyt’in Rabbinin vasfedildiği başka nimetlerini zikretti:

“Onları açlıktan (koruyup) doyuran” O, Beyt’in Rabbidir. Onları, bu iki sefer sebebi ile açken doyuran, onlara rızkı bollaştırandır. Onları daha önce bulundukları şiddetli bir açlıktan kurtarmıştır.

“Kendilerine korkudan eminlik verendir O.” Onlara emniyet ve istik­rar lütfunda bulundu. O halde sadece ve tek olarak O’na ibadet etmelidir­ler. İbni Kesir dedi ki: Bunun içindir ki, bu emre uyan için Allah dünya em­niyeti ile ahiret emniyetini birleştirir. Asi olandan ise ikisini de alır: “Allah o memleketi bir örnek olarak irad etti ki o, korkudan emin ve sakindi. Rız­kı da kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat o, Allah’ın nimetlerine nankörlük etti de Allah da ona işlemekte İsrar ettikleri yüzünden açlık ve korku libasını tattırdı.” (Nahl, 16/112).

Araplar birbirlerine baskın yapıp esirler alıyorlardı. Kureyş -daha ön­ce de değinildiği gibi- Harem’in konumu nedeni ile emniyette idi; Habeşe’nin fiili korkusundan emin oldukları gibi: “Çevrelerindeki insanların zor­la kapılmakta olmalarına rağmen korkusuz (bir yer) yaptığımızı onlar gör­mediler mi?” (Ankebut, 29/67).