19

١٩

اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسيهُمْ ذِكْرَ اللّهِ اُولءِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

(19) istahveze aleyhimüş şeytanü fe ensahüm zikrallah ülaikehizbüşşeytan ela inne hizbeşşeytani hümül hasirun
Onları istiva etmiş unutturmuştur şeytanın ahbabı Allah’ı anmayı işte bunlar hizbi şeytandır dikkat şeytanın ahbabı mağluptur

1. istahveze : istilâ etti, kuşattı
2. aleyhim(u) : onların üzerini, onları
3. eş şeytânu : şeytan
4. fe : o zaman, böylece
5. ensâ-hum : unutturmuştur onlara
6. zikre allâhi : Allah’ın zikrini
7. ulâike : işte onlar
8. hizbu : hizip, grup, fırka, taraftar
9. eş şeytâni : şeytan
10. e lâ : değil mi
11. inne : muhakkak, gerçekten
12. hizbe : hizip, grup, fırka, taraftar
13. eş şeytâni : şeytan
14. hum(u) : onlar
15. el hâsirûne : hüsrana uğrayanlar, hüsranda olanlar

اسْتَحْوَذَkuşatmışعَلَيْهِمْonlarıالشَّيْطَانُşeytanفَأَنسَاهُمْböylelikle onlara unutturmuşturذِكْرَ zikriniاللَّهِ Allah’ınأُوْلَئِكَişte onlarحِزْبُ fırkasıdırالشَّيْطَانِşeytanınأَلَا dikkat edinإِنَّ şüphesizحِزْبَ fırkasıالشَّيْطَانِşeytanınهُمْ الْخَاسِرُونَhüsrana uğrayanların kendileridir


AÇIKLAMA

“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir kavmi dost edinenleri görmedin mi? Bunlar sizden de değildir. Onlardan da değildir.” Yani Yahudileri dost edinip aslında onlarla ittifak halinde olan, müminlerin sırlarını onlara ta­şıyan şu münafıkların hali nedir söyler misin? Onların bu tutumu hayret vericidir. Bu sebeple Allah onlara gazap etmiştir. Onlar aslında ne mümin­lerle beraberdirler ne de dost göründükleri Yahudilerle.

“Kendileri de bilip dururken yalan yere yemin ederler.” Yani yalan ye­minleri kendilerine perde yaparlar. Müslüman olduklarına veya Yahudile­re haber aktarmadıklarına yemin ederler. Halbuki kendileri bunun aslı ol­madığını, gerçekle hiç alâkası olmayan bir yalan olduğunu pekâlâ bilirler.

Sonra Allah Teâla şiddetli azap ile onları uyararak şöyle buyurdu: “Allah onlar için çetin bir azap hazırladı. Şüphesiz onların yapmakta oldukları ne kötüdür.” Yani Allah onların yaptığı bu kötü amellere karşılık şiddetli bir azap hazırladı. Bu kötü amel, kâfirleri dost edinip onlara akıl vermeleri, müminlere düşmanlık edip onları aldatmalarıdır. Yaptıkları bu çirkin hareketler ve bunda ısrar etmeleri ne kötüdür.

“Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) Allah yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azap vardır.” Yani mümin görü­nüp inkârı içlerinde gizlediler, yalan yeminlerin arkasına sığındılar. Canla­rını kurtarmak için bu yeminleri kendilerine kalkan yaptılar. Bunların gerçek yüzünü bilmeyen, onları doğru zanneden bazı insanlar bunlara kandılar. Bu sebeple Allah yolundan bazı uzaklaşmalar oldu. Bu yalan ye­minleri sebebiyle ve Allah’ın yüce ismini bu yeminlerinde kullanarak Ona saygısız davranmalarının karşılığı olarak, onlar için cehennemde elim bir azap vardır.

Sonra Allah Tealâ münafıkların kıyametteki iflâslarının büyüklüğünü zikrederek şöyle buyurdu:

“Onları ne malları ne evlâtları hiçbir şekilde Allah’ın azabından kur­taramayacaktır. Onlar cehennem ehlidir. Onlar orada ebedidirler.” Yani Al­lah’ın azabına karşı onların ne malları ne evlâtları hiçbir şey ifade etmez. Bu vasıflan taşıyan o insanlar cehennem ehlidirler, oradan ayrılmayacak­lar, çıkmayacaklar ve orada ölmeyecekler.

“O gün Allah onların hepsini diriltecek de O’na da size yemin ettikleri gibi yemin edeceklerdir.” Ey peygamber onlara şunu hatırlat: Allah onların hepsini kabirlerinde diriltip kıyamet günü eksiksiz topladığı zaman, dün­yada insanlara yemin ettikleri gibi Allah’a karşı da kendilerinin istikamet ve hidayet üzere olduklarına yemin edecekler ve bunun dünyada insanla­rın nazarında faydası olduğu gibi Allah’ın yanında da faydası olacağını zannedecekler. Çünkü insan ne üzere yaşarsa öyle ölür ve öyle diriltilir.

İşte bu ağır ceza onların isyanının büyüklüğünden dolayıdır, zira ar­tık kıyamette bütün gerçekler açığa çıkmıştır.

“Onlar gerçekten bir şey üzere olduklarını sanırlar. Dikkat, onlar haki­katen yalancıların ta kendileridir.” Onlar ahirette zannederler ki bu yalan yeminleri, dünyada olduğu gibi ahirette de bir menfaat celbeden veya zarar defeden cinsten bir şey olacaktır. Dikkat! Onlar bu tasavvurlarıyla yemin ettikleri konuda yalancıların ta kendileridir. Bu münafıkların hali, “Sonra başka fitnelik edemeyecekler, sadece şöyle diyecekler: “Rabbimiz Allah’a ye­min ederiz, vallahi bizler müşrik değildik.” Bak vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler, kayboluverdi o uydurdukları ma’budlar.” (En’am, 6/23-24) ayetlerinde haber verilen müşriklerin hali gibi olacaktır.

Sonra Allah Tealâ bu sapıklıklarının sebebini zikrederek şöyle buyurdu: “Bunları şeytan istilâ etmiş de onlara Allah’ı hatırlamayı bile unutturmuştur. Bunlar şeytanın fırkasıdır. Dikkat, şüphesiz şeytanın fırkası hüsra­na uğrayanların ta kendileridir.” Yani şeytan onları istila etmiş, kuşatmış ve akıllarım tesir altına almıştır. Bu yüzden onlar Allah’ın emirlerini terkettiler, O’na itaat etmediler. İşte bunlar şeytanın ordularıdır ve onun pe­şinden gidenlerdir. Dikkat, şeytanın yardımcıları hüsrana uğrayıp helak olanların ta kendileridir. Çünkü onlar cennet yerine cehenneme, hidayet yerine dalâlete razı oldular. Allah’a ve Peygamber’e (s.a.) karşı yalan söyle­diler, yalan yeminler ettiler, bu sebepten dünyada da ahirette de hüsrana uğrayacaklardır. Bunu kabul edip razı olan, akıllı insan değildir.