بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
١
يَا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ
(1) ya eyyuhelmuddessiru
ey örtünen!
| 1. | yâ eyyuhâ | : ey |
| 2. | el muddessiru | : disarını giymiş olan, esvabını giymiş olan, esvabına bürünmüş olan |
يَاأَيُّهَاeyالْمُدَّثِّرُbürünen
SEBEB-İ NÜZUL
Sûre Mekke’de ve Müzzemmil Sûresinden sonra nazil olmuştur. Mukatil “Cehennem bekçilerini yalnız meleklerden kıldık. Onların sayılarını da ancak küfretmiş olanlar için bir fitne yaptık…” (âyet: 31) âyetinin Medenî olduğunu söylemiştir.
Buhârî’de ve Ebu Davud et-Tayâlisî’nin Müsned’inde tahric olunan bir haberde Yahya ibn Kesîr diyor ki: Ebu Seleme ibn Abdurrahmân’a sordum: “Kur’ân’ın hangisi ilk nazil oldu?”, “Yâ eyyuhe’l-müddessir’dir” dedi. “Bana ulaştığına göre ikra bismi Rabbike’llezî halaka, ilk nazil olan imiş.” dedim. Seleme dedi ki: Cabir ibn Abdullah’a “Kur’ân’ın hangisi ilk nazil oldu?” diye sordum da “Yâ eyyuhe’l-müddessir’dir” dedi. Ben de (senin gibi): “Bana ulaştığına göre ilk nazil olan ikra bismi Rabbikellezî halaka, imiş” dedim. Cabir dedi ki: “Ben ancak Allah’ın Rasûlü (sa)’nün bana söylediğini haber veriyorum. Bana şöyle buyurdu:
Hırâ’da bir süre (bir ay) kaldım. Oradaki ikametimi bitirince oradan ayrıldım. Vadiye inince bana seslenildi. Önüme, sağıma, soluma, arkama baktım, hiçbir şey göremedim. Bana tekrar seslenildi; yine önüme, ardıma, sağıma, soluma baktım kimseyi göremedim. Başımı kaldırıp yukarı baktığımda bir de ne göreyim o (bana seslenen) gökle yer arasında bir taht üzerinde, yere çökekaldım (Ebu Davud der ki: yani yere yıkıldım). Beni bir titreme tuttu, (eve) geldim ve: “Beni örtün, beni örtün ve üzerime soğuk su serpin.” diyebildim bana: “Yâ eyyuhe’l-müddessir… =”Ey bürünen kalk inzâr et, Rabbini ulula, urbanı temizle.” nazil oldu ” Yine Câbir’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber (sa), Cibril’in kendisine: “Ey Muhammed, sen Allah’ın elçisisin.” diye seslendiğini söylemiştir.
Bu Ebu Seleme ibn Abdurrahman hadisi, ilk bakışta ilk nazil olanın Müddessir Sûresi olduğuna delâlet ediyor gibi görünürse de buna muhtelif yönlerden cevap verilerek Müddessir’in ilk nazil olan olmadığı söylenmiştir. Bunları beş yönden ele alıp özetleyen Suyûtî der ki:
a) Öncelikle Câbir ibn Abdullah’a sorulan “tam olarak hangi sûre ilk nazil oldu?” şeklindedir. Gerçekten de tam sûre olarak ilk nazil olanın Müddessir olmasına kimsenin itirazı yoktur. Çünkü Alak Sûresinin ilk beş âyeti ilk nazil olmakla birlikte kalan kısmı Müddessirden sonra nazil olmuş olabilir. Biraz sonra geleceği üzere yine Câbir’den rivayet edilen ve Buhârî’nin de yer verdiği başka bir hadiste “Fetretti’l-Vahy” den sonra ilk nazil olan Sûrenin Müddessir olduğu tasrih olunmuştur. Bu rivayette Hz. Peygamber (sa)’in: “Bana Hırâ’da gelen melek” buyurması da Hırâ’da gelen vahyin ilk olduğunu dolayısıyla bu sefer verilen Müddessir’in ise ondan sonra geldiğini gösterir.
b) Câbir’in “İlk nazil olan” ifadesinden kastı “Fetretu’l-vahy”den sonra ilk nazil olan olmalıdır.
c) “İlk nazil olma”dan kastedilenin “Uyarma emri”nde ilk olması muhtemeldir ki bazıları bunu açıkça belirtmiş ve “Nübüvvetle ilgili olarak ilk nazil olan “Rabbinin ismiyle oku”; risaletle ilgili olarak ilk nazil olan da “Ey O örtüye bürünen.”dir.” demişlerdir.
d) “İlk nazil olan”dan maksadın bir sebebe dayalı olarak ilk nazil olan olması mümkündür. Bu Müddessir Sûresi, Hz. Peygamber (sa)’in korkuyla evine gelip örtünmesi üzerine nazil olmuştur. Alak Sûresinin ilk âyetleri ise herhangi bir sebebe dayalı olmaksızın kendiliğinden nazil olmuşlardır.
e) “İlk nazil olma” ifadesi Câbir’in kendi içtihadı olup Hz. Peygamber (sa)’den rivayet etmiş değildir. O halde Hz. Aişe’den gelen rivayet ona tercih olunur.
Buhârî’nin Yahya ibn Bükeyr kanalıyla, Tirmizî’nin de Abdullah ibn Humeyd kanalıyla Câbir ibn Abdullah’tan; yine Buhârî’nin Yahya ibn Bükeyr kanalıyla Hz. Aişe’den rivayetle zikrettiği bir hadiste bu olayın “fetretu’l-vahy”den sonra meydana geldiği ve Müddessir Sûresinin inmesinden sonra artık vahyin peşpeşe gelmeye devam ettiği kaydı vardır. Buna göre Müddessir Sûresi ilk nazil olan sûre değildir. Hz. Peygamber (sa)’e ilk gelen vahyin Alak Sûresi (veya onun ilk beş âyeti) olduğu, Müddessir’in ise fetretu’l-vahy’den sonra nazil olduğuna dair uzun Buhârî hadisini ilgisi sebebiyle inşaallah Alak Sûresinin nüzul sebebinde vereceğiz.
Taberânî’nin Muhammed ibn Ali ibn Şuayb kanalıyla İbn Abbâs’tan rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle anlatıyor: el-Velîd ibnu’l-Muğîra Kureyşliler için bir ziyafet hazırladı, yeyip içtikten sonra “Bu adam (Muhammed) hakkında ne diyorsunuz?” dedi. Bir kısmı: “O büyücüdür.” derken bir kısmı: “Hayır, büyücü değildir.” dedi. Bir kısmı “O kâhindir.” derken bazıları: “O kâhin değildir.” dediler. Bazıları: “O bir şairdir.” dedi. Diğerleri: “Şair değildir.” dediler. Bir kısmı: “Eskilerden nakledilen bir büyüdür.” dediler, sonra da onun eskilerden (geçmişlerden) nakledilen bir büyü olduğunda görüş birliğine vardılar. Bu durum Hz. Peygamber (sa)’e bildirilince çok üzüldü başını göğe çevirip örtüsüne büründü. Bunun üzerine Allah Tealâ: “Ey örtüye bürünen, kalk ve uyar. Rabbini de tekbir et. Elbiselerini temiz tut. Kötü şeylerdense sakın. Çok görerek başa kakma. Rabbin için sabret.” âyetlerini indirdi. Suyûtî bu rivayetin senedinin zayıf olduğunu kaydeder.
Râzî bu olayı biraz daha geniş ve farklı olarak zikrediyor: Rasûlullah (sa)’a eziyet eden Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, el-Velîd ibnu’l-Muğîra, en-Nadr ibnu’l-Hâris, Ümeyye ibn Halef ve el-As ibn Vâil bir gün toplanmışlar ve: “Arap hey’etleri hacc günlerinde burada toplanacaklar ve Muhammed’in durumunu soracaklardır. Herkes farklı farklı cevaplar verir; kimi deli, kimi kâhin, kimi şair derse bundan verilen cevapların batıl olduğunu anlıyacaklardır. Gelin, Muhammed’i bir tek isimle isimlendirmede birleşelim.” demişler. Birisi: “O şairdir.” demiş. el-Velîd: “Ben, Ubeyd ibnu’l-Abraş’in, Ümeyye ibn Ebi’s-Salt’ın sözlerini işittim. Bunun sözleri o ikisinin de sözlerine benzemiyor.” demiş. Bir diğeri: “O kâhindir.” demiş. Velîd: “Kâhin nedir?” diye sormuş, “Bazen doğru, bazen da yalan söyleyendir.” demişler. Velîd: “Muhammed asla (hiçbir zaman) yalan söylemedi.” demiş. Bir diğeri: “O delidir.” demiş. Velîd: “Kim deli olur?” diye sormuş, “O, insanları korkutandır.” demişler. Velîd: “Muhammed’le hiçbir zaman hiç kimse korkutulmadı.” demiş.,
Sonra Velîd kalkmış, evine gitmiş. İnsanlar: “el-Velîd ibnu’l-Muğîra sâbii oldu (Muhammed’in dinine girdi).” diye bir söylenti çıkarmışlar. Bunun üzerine Ebu Cehil onun yanına gitmiş ve: “Ey Ebu Abdi Şems. sana ne oldu? Şu Kureyşliler sana vermek için mal topluyorlar, senin (Muhammed’in yanındaki mala) muhtaç olduğunu ve bu sebeple de sâbii olduğunu sanıyorlar.” demiş. Velîd: “Benim o mala ihtiyacım yok, fakat ben, Muhammed’in durumunu düşündüm ve kendi kendime onun bir büyücü olduğuna karar verdim. Çünkü büyücü babayla oğulun. iki kardeşin, karı kocanın arasını ayırandır.” demiş ve böylece Hz. Peygamber (sa)’e büyücü lâkabını takmakta ittifak etmişler. Sonra çıkıp insanların toplu olduğu yerlerde bunu yüksek sesle ilân etmiş; “Muhakakk ki Muhammed bir büyücüdür.” demişler.Mekke-i Mükerreme işte bu: “Muhammed büyücüdür.” sözüyle çalkalanmış.
Hz. Peygamber (sa) bunu duyunca kendisine çok ağır gelmiş, üzgün bir şekilde evine dönmüş, elbisesine (veya bir kadifeye) bürünüp yatmış. İşte bunun üzerine Cibril gelmiş, onu uyandırmış ve Allah Tealâ bu “Ey bürünen kalk inzâr et.” âyetlerini indirmiş






