٢٩
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرينَ فِى الْاَرْضِ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَاْسِ اللّهِ اِنْ جَاءَنَا قَالَ فِرْعَوْنُ مَا اُريكُمْ اِلَّا مَا اَرى وَمَا اَهْديكُمْ اِلَّا سَبيلَ الرَّشَادِ
(29) ya kavmi lekümül mülkül yevme zahirine fil erdi fe mey yensuruna mim be’sillahi in caena kale fir’avnü ma üriküm illa ma era ve ma ehdiküm illa sebiler raşad
Ey kavmim bu gün mülk sizin yeryüzünde zahire çıkmış bize kim yardım eder? eğer Allah’ın azabı gelirse firavun dedi ben ancak size düşüncemi söylerim ben ancak sizlere erişilecek hidayet yollarını gösteririm
| 1. | yâ | : ey |
| 2. | kavmi | : kavmim |
| 3. | lekum(u) | : sizindir |
| 4. | el mulku | : mülk, saltanat |
| 5. | el yevme | : bugün |
| 6. | zâhirîne | : birbirine arka çıkanlar, kuvvetli olanlar |
| 7. | fî | : de |
| 8. | el ardı | : arz, yeryüzü |
| 9. | fe | : böylece, artık |
| 10. | men | : kim |
| 11. | yensuru-nâ | : bize yardım eder, yardım edecek |
| 12. | min | : den |
| 13. | be’si allâhi | : Allah’ın şiddetli azabı |
| 14. | in câe-nâ | : eğer bize gelirse |
| 15. | kâle | : dedi |
| 16. | fir’avnu | : firavun |
| 17. | mâ | : şey |
| 18. | urî-kum | : size gösteriyorum |
| 19. | illâ | : ancak, yalnızca |
| 20. | mâ erâ | : benim gördüğüm şey, benim görüşüm |
| 21. | ve mâ ehdî-kum | : ve sizi hidayet etmem, ulaştırmam |
| 22. | illâ | : ancak, sadece, den başka |
| 23. | sebîle er reşâdi | : irşad yolu |






