١٠٩
اِنَّهُ كَانَ فَريقٌ مِنْ عِبَادى يَقُولُونَ رَبَّنَا امَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمينَ
(109) innehu kane feriğum min ibadi yekulune rabbena amenna fağfir lena varhamna ve ente hayrur rahimin
Şüphesiz o kullarımdan bir grup vardı diyorlardı ki: ey Rabbimiz! biz iman ettik artık bizi bağışla bize merhamet et sen merhametlilerin en hayırlısısın
| 1. | inne-hu | : muhakkak ki o, gerçekten o |
| 2. | kâne | : oldu |
| 3. | ferîkun | : topluluk, grup |
| 4. | min ibâdî | : kullarımdan |
| 5. | yekûlûne | : derler |
| 6. | rabbe-nâ | : Rabbimiz |
| 7. | âmennâ | : îmân ettik, âmenû olduk |
| 8. | fagfir (fe ığfir) | : artık mağfiret et |
| 9. | lenâ | : bizi |
| 10. | verhamnâ (ve ırham-na) | : ve bize rahmet et, |
| 11. | ve ente | : ve sen |
| 12. | hayru | : hayırlı |
| 13. | er râhımîne | : rahîm olanlar |






