١١٨
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمينَ
(118) ve kur rabbi ğfirverham ve ente hayrur rahimin
De ki ey Rabbim! bağışla, merhamet et sen merhametlilerin en hayırlısısın
| 1. | ve kul | : ve de |
| 2. | rabbigfir (rabbi ıgfir) | : Rabbim mağfiret et |
| 3. | verham | : ve rahmet et (rahîm esmanla tecelli et) |
| 4. | ve ente | : ve sen |
| 5. | hayru | : hayırlı |
| 6. | er râhımîne | : rahîm olanlar |
AÇIKLAMA
Dünya Hayatının Kısa Olduğu Uyarısı, Müşriklerin Cezalandırılması, Müminlerin Rahmete Nail Olması
Allah Tealâ kâfirlerin dünyadaki kısa ömürlerinde zayi ettikleri itaat ve yalnız O’na ibadet etmeye karşılık kâfirleri uyarıyor. Sabretselerdi müminler gibi kurtuluşa ereceklerini bildiriyor. Şöyle buyuruyor:
‘Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” der. Yani Allah yahut onlara sual sormakla emrolunan melek: “Dünyadaki ikamet müddetiniz ne kadardı? “der.
Bu sorudan maksat susturmak azarlamak ve ihtar etmek, onların sürekli ve uzun zannettikleri hayatın inkâr ettikleri öldükten sonra dirilmeye nispetle basit olduğuna uyarıda bulunmak içindir. Böylece dünyadaki kötü inançlarından dolayı pişmanlık duyarlar.
“Onlar da: Bir gün veya bir günden daha az bir zaman kaldık” derler. İçinde bulundukları korkunç durum ve azabın büyüklüğü sebebiyle dünyada kaldıkları müddeti unuturlar, bu müddetin bir gün veya daha az olduğunu zannederler. Yahut bundan murad içine düştükleri acıklı azaba nispetle kaldıkları müddeti azımsamaktadırlar.
“Hesaplayanlara sor, derler.” Yani bu günlerin hesabını yapanlara ya da kulların amellerini ve ömürlerini tespit eden Hafaza meleklerine sor derler.
“Şöyle buyurur: Sadece az bir zaman kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz?” Melek der ki: Bütün takdirlere göre siz az bir zaman kaldınız. Siz ilimden pek az bir bilgi elde etseydiniz baki olanı fani olana tercih ederdiniz ve Rabbinizi razı kılacak olan hususları bilirdiniz. Müminlerin yaptığı gibi Allah’a taat etmek ve O’na ibadette bulunmak üzere sebat etseydiniz müminlerin kazandığı gibi siz de kazançlı olurdunuz.
İbni Ebi Hatim halka hitap eden Eyfa b. Abd el- Kelai’den Peygamberimiz’in (s.a.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Şüphesiz ki Allah cennetlikleri cennete ve cehennemlikleri cehenneme soktuğu zaman” şöyle nida eder:
- Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? Onlar da :
- Bir gün veya bir günden daha az bir zaman kaldık, derler. Cenab-ı Hak:
- Bir gün veya bir günden daha az bir zamanda ne güzel bir ticaret yaptınız: Rahmetimi, rızamı ve cennetimi kazandınız. Ebedi olarak sonsuza kadar kalın, buyurur.
Sonra da cehennemliklere şöyle nida eder:
Ey cehennem ehli! Yeryüzünde ne kadar kaldınız? Onlar da:
- Bir gün veya bir günden daha az bir zaman kaldık, derler. Cenab-ı Hak:
- Bir gün veya bir günden daha az bir zamanda ne kötü bir ticaret yaptınız: Ateşimi ve gazabımı kazandınız. Ebedi olarak sonsuza kadar burada kalın, buyurur.
Cenab-ı Hak onların gafletlerine karşı şiddetli ihtarda bulunarak şöyle buyurdu:
“Yoksa siz, bizim sizi boşuna yarattığımızı ve huzurumuza çıkarılmayacağınızı mı sandınız?” Siz kendinizi boş yere -yani oyun olarak batıl yere, maksatsız ve bizim tarafımızdan hiçbir hikmet olmaksızın- yaratılmış olduğunuzu mu zannediyorsunuz? Bilâkis biz sizi ibadet, terbiye, eğitim ve Allah Tealâ’nın emirlerini ihya etmek için yarattık. Siz ahiret yurdunda hesap görülmesi ve amellerin karşılığının verilmesi için bize dönmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz? Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:” “Başı başıboş bırakılacağını mı zannediyor?” (Kıyamet,75/36).
“Mülkün gerçek sahibi Allah pek yücedir! O’ndan başka ilâh yoktur. O şanlı arşın Rabbidir.” Şu geniş mülkün sahibi olan, sabit olan, devamlı olan Allah boş yere bir şey yaratmaktan münezzehtir, mukaddestir. Çünkü O bundan münezzeh olan, hak olan, mülkün gerçek sahibi olan Allah’tır. O kâinatın nizamının hikmetle ve yüce bir maksatla idare edildiği güzel, şanlı ve gözalıcı arşın sahibidir.
Cenab-ı Hak bundan sonra kendisine nispet edilen evlât ve ortağı bulunmasını reddederek şöyle buyurdu:
“Kim, hakkında hiçbir burhanı olmadığı halde Allah’la birlikte başka bir ilâha taparsa onun hesabı ancak Rabbinin nezdindedir.” Yani kim başka bir ilâha tapınmasının doğruluğuna hiçbir delil olmaksızın kendisinden başka ibadete lâyık hiçbir varlığın bulunmadığı Allah’la birlikte başka bir ilâha taparsa Rabbi ve yaratıcısı nezdinde onun cezası kesindir ve şiddetlidir. Bu ifade tavsif olunmayan bir şeyle azarlama, ihtar ve tehdit şeklindedir. Kim başka bir ilâh iddia ederse hakkında burhan olmayan bir konuda batıl bir şey iddia etmiş olur. Hakkında burhan bulunmayan bir şeyin ispat edilmesi caiz değildir.
“Şüphesiz ki kâfirler kurtuluşa eremezler.” Yani kâfirler cennet nimetinden hiçbir şey kazanamazlar. Onların varacağı yer cehennemdir. Bu ifade surenin başlangıcına karşılık olmaktadır. Çünkü surenin başlangıcı müminlerin kurtuluşu müjdesini vermektedir. Burada da kâfirlerin elinin boş kalmasıyla sure sona ermektedir.
“De ki: Ey Rabbim! Mağfiret eyle. Rahmet eyle. Sen rahmet edenlerin en hayırlısısın.” Yani ey Peygamber şöyle de: Ey Rabbim! Günahlarımı mağfiret et. Ayıplarımı ört. Tevbemi kabul etmek ve azaptan kurtulmak suretiyle bana rahmet eyle. Sen kullarına rahmet eden en hayırlı, en üstün varlıksın.
Buharî, Müslim, Tirmizî ve İbni Habban, Hz. Ebubekir’den (r.a.) rivayet ediyorlar: Hz. Ebubekir (r.a.) diyor ki:
- Ya Rasulallah! Bana namazımda okuyacağım bir dua öğret dedim. Buyurdular ki:
- Şöyle dua et: Allahım! Ben nefsime çok zulmettim. Bu günahları senden başka kimse affedemez. Sen senin nezdinden bir mağfiretle bana mağfiret eyle. Bana rahmet eyle. Şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin.
Son iki ayet şifa ayetlerindendir. İbni Ebî Hatim Abdullah b. Mes’ud hasta bir adama uğradı. Onun kulağına: “Sizi boşuna yarattığımızı ve huzurumuza çıkarılmayacağınızı mı sandınız.” (Müminûn, 23/115) ayetinden başlıyarak surenin sonuna kadar -dört ayeti- okudu. Hasta şifa buldu. Bu durum Peygamberimiz’e (s.a.) anlatıldı. Peygamberimiz (s.a.) Abdullah b. Mes’ud’a:
- Onun kulağına ne okudun diye sordu. Abdullah bu durumu haber verdi. Efendimiz (s.a.)
- Nefsimi kudretinin elinde tutan Allaha’ yemin olsun ki yakinen iman eden bir kimse bu ayetleri bir dağa okursa o dağ yerle bir olur.
Bundan anlaşılmaktadır ki bu noktada önemli olan okuyan kimsenin imanı, yakîninin olması, gönül temizliği, hastanın da buna müsait olup Kur’an’la tedaviyi kabul etmesidir.






