٤٩
وَلَقَدْ اتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
(49) ve le kad ateyna musel kitabe leallehüm yehtedun
Yemin olsun ki, musa’ya kitap verdik umulur ki hidayete ererler
| 1. | ve lekad | : ve andolsun |
| 2. | âteynâ | : biz verdik |
| 3. | mûsâ | : Musa |
| 4. | el kitâbe | : kitap |
| 5. | lealle-hum | : umulur ki böylece onlar |
| 6. | yehtedûne | : hidayete ererler |
AÇIKLAMA
“Daha sonra da Musa’yı ve kardeşi Harun’u mucizelerimizle ve apaçık bir kuvvetle gönderdik.”
Önceki peygamberlerden sonra Firavun’a, kavminin önde gelenlerine ve kendisine uyan kıptîlere Musa’yı ve kardeşi Harun’u mucizelerle, hüccetlerle ve kesin burhanlarla gönderdik. Fakat bu kavim bu iki peygamberin beşer olmaları sebebiyle, bunlara uymak ve emirlerine boyun eğmekten yüz çevirmekte, büyüklük taslamaktadırlar. Nitekim geçmiş ümmetler peygamberlerin beşer cinsinden gönderilmelerini inkâr etmişlerdi. Zaten kendileri büyüklük taslayan bir kavim idi.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Firavun’a git. Çünkü o pek azmıştır. Onun için de ki: Senin (küfürden) temizlenmende meylin var mı? Ve sana Rabbini tanıtayım mı ki ondan korkasın.” (Naziat, 79/17-19); “Gerçekten Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı.” (Kasas, 28/4).
Bu ayette geçen “âyât” (mucizeler) îbni Abbas’ın (r.a.) dediği gibi şu dokuz mucizedir: Hz. Musa’nın âsâsı, Hz. Musa’nın eli, çekirge, bit, kurbağa, kan, denizin yarılması, kıtlık, nimetlerin ve bereketlerin azalması.
Bu ayet peygamberliğin Hz. Musa ile Hz. Harun arasında ortak olduğuna delâlet etmektedir. Aynı şekilde mucizeler de birdi. Hz. Musa’nın (a.s.) mucizeleri aynı zamanda Hz. Harun’un (a.s.) da mucizeleri idi.
Firavun ve kavminin iki önemli vasfı vardı:
a) Kibirlenme ve böbürlenmeleri,
b) Yüksek bir kavim olmaları. Yani dünya işlerinde, ya da çoklukta ve kuvvette yüksek seviyede idiler. Tarihî gerçeklerin delaletiyle medeniyet ve ilimde, izzet ve hakimiyette yüksek seviyede idiler.
Onlar şüphelerini şu şekilde ifade etmişler idi: “Bu ikisinin kavimleri bize taparken, şimdi biz bizim gibi iki beşere mi iman edecek misiz?” Yani Firavun ve adamları (kavminin ileri gelenleri) şöyle dediler: Hz. Musa ve Harun’un kavmi olan İsrailoğulları bizim emirlerimize boyun eğen kullarımız ve hizmetçilerimiz olduğu halde şimdi biz nasıl Musa ve Harun’un emrine boyun eğeriz.
Yani peygamberlik ile Hz. Musa ve Hz. Harun’un beşer olma vasıfları onların ve kendilerine tabi olan insanların Firavun ve kavminin tebası olmaları çelişki arz etmektedir. Manevî güçlere iman etmeyen, peygamberliğin izzetini ve Allah’tan vahiy tebliğini mevki ve mala dayanan dünyevî makam ve mevkilerle kıyas eden maddecilerin durumu daima böyledir.
Bu mana aynen Kureyş’lilerin şu ifadeleri gibidir: “Şu Kur’an bu iki kasabadan birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi?” (Zuhruf, 43/31).
Onların nübüvvet ve risalet için seçilmelerinin ölçüsü, Allah’ın peygamberlerine ikramda bulunduğu, vahiy telakki etmek ve vahyi beşere tebliğ etmek için kendilerini ehil kılan yüce faziletler ve sıfatlardır.
Firavun’un ve kavminin kibirlenmelerinin sonucu şu iki husus idi:
- Hz. Musa’nın (a.s.) peygamberliğini yalanlamaları,
- Hz. Musa’ya (a.s.) Tevrat’ın indirilmesi.
Birinci hususa şu ayet işaret etmektedir: “Onlar Musa ve Harun’u yalanladılar. Böylece helak edilenlerden oldular.” Yani Firavun ve kavmi Hz. Musa ve Harun’u yalanladılar. Allah da Kulzûm denizinde (Kızıldeniz’de) boğmak suretiyle hepsini bir günde helak etti. Nitekim Cenab-ı Hak peygamberlerini yalanlamaları sebebiyle geçmiş ümmetlerden kibirlenenleri de helak etmiştir.
İkinci hususu ise şu ayet ifade etmektedir: “Şüphesiz biz Musa’ya kavmi hidayete ersin diye kitabı verdik.” Biz Musa’ya Tevrat’taki ilim ve hükümlere uymak suretiyle İsrailoğulları’nın hakkı bulması ümidiyle Firavun ve kavminin boğulmasından sonra hüküm, emir ve nehiyleri ihtiva eden Tevrat’ı indirdik.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Andolsun ki biz evvelki nesilleri helak ettiğimizden sonra Musa’ya basiretler, bir hidayet ve rahmet olmak üzere o Kitab’ı vermişizdir. Olur ki onlar nasihat kabul ederler.” (Kasas, 28/43).
İbni Kesir şöyle kaydeder: Allah Tevrat’ı indirdikten sonra hiçbir ümmeti tamamen helak etmedi. Bilâkis müminlere kâfirlerle savaşmayı emretti.






