١٣
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَءِسُوا مِنَ الْاخِرَةِ كَمَا يَءِسَ الْكُفَّارُ مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ
(13) ya eyyuhelleziyne amenu la tetevellev kavmen ğadiballahu ‘aleyhim kad yesiu minel’ahireti kema yeisel kuffaru min ashabilkuburi
Ey iman edenler! dost olmayın Allah’ın üzerlerine gazap ettiği bir kavimle onlar ahiretten ümitlerini (kesmişlerdir) (meyus olmaları) gibi yese düşmüşlerdir kabir ehli olan kafirler
| 1. | yâ eyyuhâ | : ey |
| 2. | ellezîne âmenû | : îmân edenler, âmenû olanlar, ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler |
| 3. | lâ tetevellev | : dönmeyin |
| 4. | kavmen | : kavim |
| 5. | gadıbe | : gadaplandı |
| 6. | allâhu | : Allah |
| 7. | aleyhim | : onlara |
| 8. | kad | : olmuştu |
| 9. | yeisû | : ümidi kestiler |
| 10. | min el âhireti | : ahiretten |
| 11. | kemâ | : gibi |
| 12. | yeise | : ümidi kesti |
| 13. | el kuffâru | : kâfirler |
| 14. | min ashâbi el kubûri | : kabir halkından, kabirdekilerden |
يَاأَيُّهَاeyالَّذِينَ آمَنُواiman edenlerلَا تَتَوَلَّوْاdost edinmeyinقَوْمًا bir topluluğuغَضِبَ gazab ettiğiاللَّهُ Allah’ınعَلَيْهِمْkendilerineقَدْ يَئِسُواonlar ümit kesmişlerdirمِنْ الْآخِرَةِahirettenكَمَا يَئِسَümit kestikleri gibiالْكُفَّارُkâfirlerinمِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِkabirdekilerden
SEBEB-İ NÜZUL
İbnu’l-Münzir ve İbn İshâk’ın İbn Abbâs’tan rivayetle tahricine göre Abdullah ibn Ömer ve Zeyd ibnu’l-Hârise’nin, bazı Yahudileri sevmeleri (onfarla arkadaş olmaları) üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir
Alûsî de yahudilerle dostluğu, onların meyvelerinden istifade arzusunda bulunan bazı fakir müslümanlara nisbet etmiştir
AÇIKLAMA
“Ey peygamber, mümin kadınlar -Allah’a hiçbir şeyi eş tutmamaları…” Yani Allah ve Rasulüne iman eden kadınlar tevhid ve taat üzere sana ahit vermek ve biat etmek için gelirlerse onlardan ne bir put, ne taş, ne melek ve ne de beşer Allah’a hiçbir şeyi eş koşmamak, hırsızlık yapmamak, çocuklarını öldürmemek, kocalarına onlardan olmayan hiçbir çocuğu nispet etmemek şartları üzerine biat al. (Zira onlar İslâm’dan önceki cahiliye zamanlarında kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi).
“Her hangi bir iyilik konusunda sana asi olmamak…” Allah’a itaat ifade eden her şey buna dahildir. Yani ölenin ardından ağıt yakarak ağlamak, üstünü başını yırtmak, saçını başını yolmak, yüzünü tırnaklarıyla yırtmak, kahretmek, mahremi olmayan erkekle baş başa kalmak gibi dinin nehyettiği veya emrettiği her şey buna dahildir. Ey Nebi! Bu şartlar üzere onların biatini kabul et, bundan sonra da onların affı için Allah’tan mağfiret talep et. Allah kullarının günahlarını affedici, onlara merhamet edicidir. İslâm’dan önce işledikleri günahlar yüzünden onlara azap etmez, Mekke fethi esnasında yapılan bu ahde, vefa gösterirlerse onlara bol ecir verir.
Rivayet olunur ki Rasulullah (s.a.) kadınlara hitaben “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamanız şartı üzere size biat ediyorum.” deyince Uhud günü Hz. Hamza’ya yaptıklarından dolayı Rasulullah’ın (s.a.) kendisini tanımasından korkan ve bu yüzden yüzünü kapatan Utbe kızı Hind “Vallahi biz putlara tapmadık, sen erkeklere koşmadığın şartı bize koşuyorsun: Erkeklere sadece İslâm ve cihad üzere biat alıyorsun.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.) “Hırsızlık yapmayacaksınız” dedi. Hind: “Ebu Süfyan çok cimri bir adam, ben aç kalmayacak kadar onun malından (sormadan) alabilir miyim?” dedi. Orada bulunan kocası Ebu Süfyan da “Helâl olsun.” deyince Rasulullah (s.a.) Hind’i tanıdı ve güldü “Sen Hind misin?” dedi. Bunun üzerine Hind “Allah müşrikleri affetsin.” dedi.
Rasulullah “Zina etmeyeceksiniz” deyince Hind: “Hür kadın zina eder mi?” dedi. Rasulullah “Çocuklarınızı öldürmeyeceksiniz.” yani kızları diri diri toprağa gömmeyeceksiniz, kasten çocuk düşürmeyeceksiniz deyince Hind “Biz büyütüp yetiştirdik, siz Bedir günü onları öldürdünüz, siz ve ölenler bunu daha iyi biliyorsunuz.” dedi. Hz. Ömer buna çok güldü, Rasulullah (s.a.) da tebessüm etti. Hind bununla Bedir’de öldürülen oğlu Hanzala’yı kastediyordu.
Rasulullah “Kocanızdan olmayan bir çocuğu ona nispet edip de iftira atmayın.” dediğinde Hind “Vallahi iftira çok çirkin bir iştir, bize emrettiklerin olgun ve güzel ahlâktan başka bir şey değil.” dedi. Rasulullah (s.a.) “İyi olan (maruf) hiçbir hususta bana asi olmayın” dediğinde Hind: “Vallahi içimizde herhangi bir hususta sana asi olmak olsaydı şu mecliste bulunmazdık.” dedi.
Burada zina umumidir, Rasulullah (s.a.) bir hadisinde “Eller zina eder, gözler zina eder, ayaklar zina eder, organ da bunu ya tasdik eder veya tekzip eder.” buyurmuştur.
Rasulullah (s.a.) “Yanaklarını tokatlayan, yakasını yırtan ve cahiliye davasına kalkışan bizden değildir.” diyerek ölenin ardından ağıt yakmanın, yas tutmanın haram olduğunu teyit etmiştir.
Urve b. Zübeyr Hz. Aişe’den şöyle rivayet etti: Utbe kızı Fatıma biat etmek üzere Rasulullah’a (s.a.) geldi. Rasulullah ayette geçen “Allah’a şirk koşmama, hırsızlık yapmama, zina etmeme… şartlarını sıralayınca kadın utancından elini başına koydu. Onun bu hareketi Rasulullah’ın (s.a.) hoşuna gitti. Hz. Aişe ona: “Hanım! Bunları kabul et, vallahi bizim biat ettiğimiz şeyler de bunlardan başka değildi.” dedi. O da “Evet” dedi. Rasulullah (s.a.) ayetteki şartlar mucibince ona biat etti.
Bu şartlar sadece kadınların biatine mahsus değildir. Erkekler de bu şartlar üzerine biat etmişlerdir.
Buhari Ubade b. Samit’ten şunu rivayet etti: Rasulullah’ın (s.a.) yanında idik. Kadınların biat şartlarını ihtiva eden ayeti okuyarak “Bu şartlar üzerine bana biat eder misiniz? Sizden kim bu ahdine vefa gösterirse ecri Allah’a aittir, kim de bunlardan bir şey irtikap eder de cezalandırılırsa bu ona keffarettir. Kim bunlardan bir şey irtikap eder de Allah onu gizlerse (yani dünyada cezasını çekmezse) onun işi Allah’a kalmıştır, isterse azap eder isterse af eder.” dedi.
Muhammed b. İshak ve İbni Ebi Hatem’in yine Ubade b. Samit’ten rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Ben birinci Akabe biatine katılanlar içindeydim, on iki kişi idik, henüz cihad farz kılınmamıştı. Kadınların biat şartları yani ayette zikredilen bu şartlar üzerine biz de Rasulullah’a biat ettik. Rasulullah (s.a.) da “Eğer sözlerinizde durursanız size cennet vardır.” buyurdular.
Sonra Allah Tealâ surenin başında olduğu gibi sonunda da kâfirleri dost edinmekten nehyederek şöyle buyurdu:
“Ey iman edenler, üzerlerine Allah’ın gazap ettiği o kavim ile dost olmayın ki onlar, kâfirlerin kabir ehlinden ümidi kestikleri gibi, ahiretten ümidi kesmişlerdir.” Yani, ey İslâm mesajına iman edenler! Allah’ın gazap ve lanet ettiği, rahmetinden tardedip uzaklaştırdığı Yahudi, Hristiyan ve diğer kâfirleri dost, yardımcı ve ahbap edinmeyin. Onlar öldükten sonra dirilmeye inanmadıkları için ölülerinin dirilmesinden ümidi kestikleri gibi, Allah’a ve ahiret gününe iman etmek için mevcut bunca delil ve mucizelere rağmen küfür ve inatları yüzünden ahirete iman edemez hale geldiler ve Allah’ın ezelî hükmünde ahiret sevabından ve nimetlerinden ümidi kestiler.
İbni Abbas şöyle dedi: Allah Tealâ, Hatıb b. Ebi Beltea’yı kastederek “Yahudileri ve müşrikleri dost edinmeyin.” buyurdu. Bir kısım fakir müslümanlar Yahudilerden birtakım ihtiyaçlarını temin edebilmek için müslümanların haberlerini onlara aktarıyorlardı, bundan nehyolundular. Yahudiler Rasulullah’ı (s.a.) çok iyi tanıdıkları halde iman etmediler ve bu sebeple ahiretlerini ifsad ettiler. Öldükten sonra dirilmeye iman etmeyen kâfirlerin, ölülerinin diri olarak geri dönmesinden ümidi kestikleri gibi ahiretten ümidi kestiler. Onların bu ümitsizliğinin sebebi Rasulullah’ın (s.a.) peygamberliğini yalanlamalarıdır






