50

٥٠

فَبِاَىِّ حَديثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

(50) febieyyi hadiysin ba’dehu yu’minune
Artık hangi hadiseye bundan sonra inanacaklar?

1. fe : artık
2. bi eyyi : hangisine, hangisi
3. hadîsin : söz
4. ba’de-hu : ondan sonra, bundan başka
5. yu’minûne : inanırlar, inanacaklar

فَبِأَيِّartık hangiحَدِيثٍ sözeبَعْدَهُ bundan sonraيُؤْمِنُونَinanacaklar


AÇIKLAMA

Yüce Allah farzları eda ederek, haramları terkederek kendisine ibadet eden takva sahibi kullarının ve kıyamet günündeki durumlarının ne olacağını haber vererek şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki takva sahipleri gölgelerde, pınar başlarındadır. Arzu et­tikleri meyveler arasındadırlar.” Muttakiler ahirette, cennetlerde ve pek güzel gölgelerde, ağaçların ve köşklerin altında bulunacaklardır. Etraf­larını akan pınarlar, kaynayıp coşan ırmaklar kuşatır. Oysa bedbaht kâfir­ler pek sıcak gölgelerde, yani kötü kokan simsiyah dumanlar arasında ve onları alev alev yakan ateşlerde bulunacaklardır.

Bu ayetin bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Onlar ve eşleri gölgelerde, tahtlar üstünde yaslanacaklar.” (Yasin, 36/56)

“Arzu ettiklerinden meyveler arasındadırlar.” Onların yanında can­larının çektiği ve arzuladıkları türlü meyveler olacaktır. Ne isterlerse onu bulacaklardır.

“İşlediğiniz sebebi ile afiyetle yiyin için.” Yani ahirette onlara böyle denilecektir. Buna delil de: “İşlediğiniz sebebi ile” diye buyurulmasıdır. Onlara yapılacak bir ihsan ve ikram kabilinden olmak üzere onlara şöyle denilecek­tir: Ey takva sahipleri! Dünyada iken işlemiş olduğunuz salih ameller sebebi ile cennetin hoş yiyeceklerinden, meyvelerinden, afiyetle yiyiniz ve içiniz. Bu ikram için bir emirdir. Yükümlülük getiren bir emir değildir. Aynı şekilde bu, kâfirler için şirkten sakınanların ebedî nimetler içerisinde olduklarını gördüklerinde hissettikleri manevi bir azap türündendir.

“Çünkü biz ihsan edicileri böyle mükâfatlandırırız.” Güzel amelde bulunanlara mükâfatımız budur. İşte bu takva sahiplerine verdiğimiz pek büyük mükâfatın benzeri ile amellerinde ihsanda bulunanları mükâfatlan­dırır, onların ecirlerini boşa çıkarmayız. Nitekim Yüce Allah: “Şüphesiz ki biz iyi amel edenin ecrini boşa çıkarmayız.” (Kehf, 18/30) diye buyurmaktadır.

“Yalanlayanların o gün vay haline!” Allah’ı, peygamberlerini, Allah’ın bildirdiği ahirette bu takva sahiplerine yapacağı ikramlara dair verdiği haberleri yalanlayan kimseler için azap ve rüsvaylık vardır. Çünkü onlar pek büyük bir bedbahtlığa ulaşmış oldular. Müminler ise ebedî ve kalıcı cennetlerde olacaklardır. Bu da kâfirlere yöneltilen tehdit türlerinin sekizincisidir.

Daha sonra Yüce Allah, din gününü yalanlayanlara hitab edip tehdit yollu onlara şu emri vermektedir:

“Az bir süre yiyin, faydalanın. Çünkü siz günahkârlarsınız.” Yani dün­yada onlara şöyle denilecektir. Siz dünya hayatındaki yiyeceklerden, lez­zetli şeylerden yiyin, oranın hayırlarıyla kısa bir süre yararlanın. Bu kısa süre ise ömrün sona ermesiyle ortadan kalkar. Sonra cehennem ateşine sürüleceksiniz. Çünkü sizler Allah’a ortak koşanlarsınız. Bu hitap onlara her ne kadar ahirette söylenecek ise de, onların çirkin durumlarını, geçici faydayı, ebedî ve kalıcı nimetlere tercih ettiklerinden ötürü kendi aleyh­lerine işledikleri suçu bir hatırlatmadır, bir azardır. Buna günahkâr ol­malarını gerekçe göstererek her günahkâra bu tehditte bulunulmuş olmak­tadır.

“Yalanlayanların o gün vay haline!” Yüce Allah’ın emirlerini, yasak­larını, onun kendilerine yapacağını haber verdiği hususları yalanlayan o müşriklere azap vardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz on­ları azıcık faydalandırırız. Sonra onları oldukça ağır bir azaba mahkum ederiz.” (Lokman, 31/24)

Bu da kâfirlere yöneltilen korkutmanın dokuzuncu türüdür. Bundan sonra da onuncu türü söz konusu etmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Onlara: Rükû edin denildiği zaman rükû etmezler.” Namaz kılmaları emrolundukları takdirde namaz kılmazlar. Onlar Yüce Allah’a itaate karşı büyüklenirler. Bu da Allah’ın vahyini, emrini ve koyduğu mükellefiyetleri kabul etmek suretiyle Allah için gösterilen huşu ve tevazuu terketmelerinden ötürü onlara bir yergidir. O halde Yüce Allah’ın emir ve yasaklarını “yalanlayanların o gün vay haline!”

Daha sonra sure kâfirlerin durumunun hayret verici olduğunu belir­ten şu buyrukla sona ermektedir:

“Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?” Onlar bu Kur’an-ı Ker­ime, ondaki Allah’ın varlığına, birliğine, peygamberinin doğruluğuna dair delillere iman etmediklerine göre; artık bundan sonra hangi sözün doğ­ruluğunu kabul edecekler? Çünkü Kur’an-ı Kerim’de hayra dünya ve ahiretin mutluluğuna götüren her husus bulunmaktadır.

İbni Ebi Hatim, Ebu Hureyre’den rivayet ettiğine göre o: “Andolsun ardarda gönderilenlere” suresini okuyup “artık bundan sonra hangi söze inanacaklar” buyruğunu da okudu mu derdi ki: (Bunu okuyan kişi): “Ben Allah’a ve Onun indirdiklerine iman ettim.” desin.