1

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

يَا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ

(1) ya eyyuhelmuzzemmilu
ey elbisesine bürünen!

1. yâ eyyuhâ : ey
2. el muzzemmilu
(zemmele)
: örtünen, örtünüp gizlenen
: (gizlendi)

يَاأَيُّهَا eyالْمُزَّمِّلُ örtünen


SEBEB-İ NÜZUL

Alimlerin icmaı ile Mekkî’dir. Ancak İbn Abbâs’tan “Onların söyledikleri­ne sabret ve yanlarından güzellikle ayrıl. Nimet sahibi olan o yalancıları bana bırak…” (âyet: 10-11) âyetlerinin istisnası rivayet edilmiştir. Sa’lebî, İbn Yesâr ve Mukatil ise “Şüphesiz ki Rabbin senin, gecenin üçte ikisinden az, yarısı ve üçte biri içinde kalktığını bilir…” (âyet:20) âyetinin Medine’de nazil olduğunu söylemişlerdir. Sûre, Kalem Sûresinden sonra nazil ol­muştur.

Hafız Ebu Bekr ibn Amr el-Bezzâr’ın Muhammed ibn Musa kanalıyla Câbir’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Kureyş müşrikleri Dâru’n-Nedve’de bir araya gelip: “Şu adama öyle bir isim verin ki insanlar onun etrafından dağılsınlar.” dediler. Kimisi: “O bir kâhindir.” dediler, diğerleri: “Ama o bir kâhin de­ğildir.” dediler. Kimileri: “O delidir.” dediler. Diğerleri: “Hayır, o bir deli de­ğildir.” dediler. Kimisi de: “O bir büyücüdür.” derken diğerleri: “Hayır, o bir büyücü de değildir.” dediler ve bu minval üzere (bir karara varamadan) dağıldı­lar. Bu, Hz. Peygamber (sa)’e ulaşınca buna çok üzüldü ve üzüntüsünden elbi­sesine bürünüp durdu da Cibrîl kendisine gelip “Ey örtüsüne bürünen.” ve “Ey örtüye bürünen.” Dedi.

Müslim’in Muhammed ibnu’l-Müsennâ kanalıyla, İmam Ahmed’in de Yahya kanalıyla Sa’d ibn Hişâm’dan rivayetle tahric ettiği bir haberde kendisine Hz. Peygamber (sa)’in gece ibadetini soran Sa’d ibn Hişâm’a Hz. Aişe “(Ey örtüsüne bürünen yani) Müzzemmil Sûresini okumuyor musun?” diye sorup şöyle devam etmiş: Allah Tealâ bu (Müzzemmil) Sûresinin baş kısmıyla gece­leyin kıyam (geceyi ibadetle geçirme)yi farz kılınca Rasûlullah ve ashabı bir sene geceleri ibadetle geçirdiler. O kadar ibadet ettiler ki ayakları şişti. Allah Tealâ bu Sûrenin son kısmını semada 12 ay tutarak (inzal buyurmadı). Sonra da Sûrenin sonunda hafifletmeyi indirdi ve geceleri ibadetle geçirmek bir farz iken nafile oldu.

Hz. Aişe’nin burada nüzulü bir sene sonraya bırakılan kısımla Sûrenin sonundaki “Şüphesiz ki Rabbin senin, gecenin üçte ikisi, yarısı ve üçte biri için­de kalktığını bilir. Seninle beraber olanlardan bir topluluğun da. Gece ve gün­düzü Allah takdireder. Sizin onu sayamıyacağınızı bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Öyleyse Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun…” âyetini kastediyor olmalıdır ki zaten âyetin ifadeleri açıkça bir hafifletmeye delâlet etmektedir.

Yine Hz. Aişe’den gelen bir rivayette o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa)’e bir hasır sererdim, üzerinde geceleri namaz kılardı. İnsanlar O’nun böyle geceleri namaz kıldığını duyunca birbirlerine duyurdular ve gelip Hz. Peygam­ber (sa)’in hücre-i saadetlerinin önünde toplandılar. Hz. Peygamber (sa) ashabı­na çok merhametli idi. Onların böyle toplandıklarını görünce gece namazının onlara da farz kılınacağından korktu, onlara sanki kızmış gibi çıktı ve: “Ey in­sanlar, amellerden gücünüzün yeteceğini yüklenin. Siz amellerden usanıncaya kadar Allah Tealâ size sevap vermekten usanmaz (Siz amellerden usanırsınız ama Allah onlara sevap vermekten usanmaz). Amellerin en hayırlısı elbette sizin devamlı olarak yaptıklarınızdır.” buyurdular ve Allah Tealâ da: “Ey örtüsü­ne bürünen, gecenin birazı müstesna kalk, yarısından veya ondan biraz daha eksilt, yahut biraz artır ve Kur’ânı tertîl üzere oku…” âyetlerini indirdi. Bu halde sekiz ay kaldılar. Daha sonra Allah Tealâ onlara merhamet buyurdu. Onların kendi rızasının peşinde olduklarını biliyordu. Geceyi ibadetle geçirmeyi terk ederek onları farz namazlara döndürdü.

İbn Ebî Hâtim’in İbn Abbâs’tan rivayetle tahric ettiği bir haberde Sûrenin başı ile sonu arasında bir seneye yakın; yine İbn Ebî Hâtim’in Katâde’den riva­yetle tahric ettiği başka bir haberde de altı ay zaman geçtiği ifade edilmektedir. İbn Cerîr’in Saîd ibn Cübeyr’den rivayetle zikrettiği haberde ise bu süre on yıl olarak verilmektedir. Ki buna göre âyet-i kerime Medine-i Münevvere’de nazil olmuş olmalıdır. Anacak tercih edilen ri­vayet ilki olup (Sûrenin sonundaki ruhsatın bir yıla yakın bir süre sonra nazil olduğu rivayetleri) buna göre Sûrenin tamamı mekkîdir