٢
يُنَزِّلُ الْمَلءِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه عَلى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه اَنْ اَنْذِرُوا اَنَّهُ لَا اِلهَ اِلَّا اَنَا فَاتَّقُونِ
(2) yünezzilül melaikete bir ruhi min emrihi ala mey yeşaü min ibadihi en enziru ennehu la ilahe illa ene fettekun
melekleri ve ruhu kendi emri ile indiriyor kullarından dilediği kimselere uyarıda bulunun diye gerçekten benden başka ilah yoktur o halde benden sakının
| 1. | yunezzilu | : indirir |
| 2. | el melâikete | : melekler |
| 3. | bi er rûhi | : ruh ile |
| 4. | min emri-hi | : onun emrinden |
| 5. | alâ | : üzere, e |
| 6. | men yeşâu | : dilediği kimse(ler) |
| 7. | min ibâdi-hi | : kullarından |
| 8. | en enzirû | : uyarmaları (için), uyarsınlar diye |
| 9. | enne-hu | : onun olduğu |
| 10. | lâ ilâhe | : ilâh yoktur |
| 11. | illâ | : başka |
| 12. | ene | : ben |
| 13. | fettekû-ni (fe ittekû-ni) | : öyleyse, bana karşı takva sahibi olun (ruhunuzu ölmeden evvel bana ulaştırın) |
AÇIKLAMA
Kâfirler, kıyametin kopacağı yahut kendilerine azabın geleceği gibi vaade dilen şeyleri yalanlayarak alaylı bir tarzda bunların hemen acilen olmasını is tiyorlardı. Bunun üzerine kendilerine: “Allah’ın emri gelmektedir.” denildi.
Rasulullah (s.a.) kâfirlere dünyadaki azab ve ahiretteki azab şeklinde çok tehditlerde bulunup da kâfirler hiçbir şey görmeyince onu yalancılığa nisbet et tiler.
Cenab-ı Hak bu şüpheye şu ayetle cevap verdi: “Allah’ın emri gelmektedir. Alay ederek onun acele gelmesini istemeyin.” Yani Allah’ın* emri hükmü yerine gelmekte, ezelden ebede var olmaktadır. Yani Allah’ın emri hükmü yerine gel mektedir; ama, ezelde hükmü verilen şey henüz yerine gelmemiş olabilir. Çün kü Allah Tealâ bunun meydana gelişini belirli bir vakte bağlamıştır. Siz bunun hemen olmasını istemeyin. Bu belirlenen vakit gelmeden önce bu azabın mey dana gelmesini talep etmeyin. Yani Allah’ın hükmü, tenfizi için belirli bir müd det tayin edilerek sâdır olmuştur.
Böylece Rasulullah (s.a.) kâfirlere kıyametin kopacağı şeklinde çok tehdit lerde bulununca onlara gelecek zaman yerine mutlaka gerçekleşecek, şeksiz-şüphesiz meydana gelecek manasına delâlet eden geçmiş zaman sigası kullanı larak “Kıyametin kopması yaklaştı” denilerek cevap verilmiştir.
Bu ifade aynen şu ayetlere benzemektedir: “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı” (Kamer, 54/1).
“İnsanların hesaba çekilme zamanı yaklaştı. Fakat onlar hâlâ gaflettedir ler, aldırmıyorlar.” (Enbiya, 21/1).
Yani Allah’ın emri, beklenen bir durum olsa da mutlaka olacak ve gelecek mertebesindedir. O halde, Allah Tealâ’nın ilminde mukadder olan vaktin gel mesinden önce bu emrin acele gelmesini istemeyin. Yani uzak sayılan bu du rum yakınlaşmıştır. O halde meydana gelmesinde telâşlı davranmayın.
Bu ifade kâfirler için bir tehdit ve aynı zamanda onlara gelecek azabın ve helak olmalarının kendilerine bildirilmesi mahiyetindedir.
Allah Tealâ müşriklerin kendisine nisbet ettikleri ortak ve evlâttan ve O’ndan başka put ve heykellere tapmalarından beridir, münezzehtir, yücedir. Bu ifade de onların umutlarını bağladıkları putların şefaat edeceği düşüncesini iptal etmektedir.
Kıyametin kopması ve gelecek azabın aceleyle gelmesinin istenmesi pey gamberi yalanlamak, onunla ve Onun vaadiyle alay etmek demek olunca; ken disinin küfrün zirvesi olan şirkten ve şirk koşulan şeylerden münezzeh olduğu nu ispat etmeyi birlikte zikretti.
Yüce Allah bundan sonra peygamberlik ve peygamberi yalanlamakla ilgili üçüncü şüphe hakkında şu cevabı verdi:
Allah Tealâ meleklerini vahiy ile peygamberlik için seçtiği ve tercih ettiği kullarından dilediğine indirir. Burada “vahiy” için “ruh” tabiri kullanılmıştır. Çünkü ruhun ölü bedenleri diri hale getirdiği gibi, vahiy de ölü kalpleri ihya eder.
Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette şöyle buyurur: “Ölü iken hidayetle diriltip, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlık lar içinde kalıp oradan çıkmayan kimse gibi midir1?” (En’am, 6/122).
“Ruh”un “vahiy” manasına kullanılması Kur’an’da yaygındır. Meselâ bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “Böylece Biz sana emrimizle insanlar için bir hayat kaynağı olan Kur’anı vahy ettik. Sen önceleri kitap nedir, iman nedir bil mezdin. Fakat biz onu bir nur kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi o nurla hida yete irdiririz.” (Şura, 42/52).
“Kullarından dilediği kimseler” peygamberlerdir. Nitekim bu konuda Ce nab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“Allah risaletini nereye vereceğini daha iyi bilir” (En’am, 6/124). “Allah meleklerden ve insanlardan elçiler seçer.” (Hac, 22/75).
“İnsanları biraraya gelip buluşacakları kıyamet günüyle uyarmak için kul larından dilediğine emriyle vahyi indirir.” (Mümin, 40/15).
Bu ayet aynı zamanda Mekke müşriklerinin: “Şu Kur’an iki şehrin (Mekke veya Taifin) birinde bulunan bir büyük adama indirilseydi ya!” (Zuhruf, 43/31) şeklindeki sözlerine reddiyedir.
“O’nun emriyle …” (Nahl, 2) Kur’an’ın indirilmesi yahut vahiy için meleğin inmesi sadece Allah’ın emriyle olur. Nitekim meleklerin: “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz” (Meryem, 19/64) sözü Kur’an’da nakledilmektedir. Dolayısıyla melekler Allah’ın emri ve izni olmadan hiçbir şey yapamazlar.
Ayet, Allah tarafından peygamberlerine gelen vahyin sadece peygamberler vasıtasıyla olduğuna delâlet etmektedir.
Bundan sonra Cenab-ı Hak peygamberlerin vazifesini beyan ederek şöyle buyurdu: Kâfirleri korkutmak için, insanlara Allah’tan başka ilâh yoktur diye öğretmek için, benim emrime muhalefet eden ve benden başkasına tapan kim selere de Allah’tan korkun demeleri için peygamberler gönderilmiştir.






