٦
مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ
(6) minel cinneti vennas
Cinlerden ve insanlardan (Allah’a sığınırım)
| 1. | min(e) el cinneti | : cinlerden |
| 2. | ve en nâsi | : ve insanlar |
مِنْ الْجِنَّةِcinlerdenوَالنَّاسِya da insanlardan
SEBEB-İ NÜZUL
Sa’lebî’nin tefsirinde İbn Abbâs ve Hz. Aişe’den rivayetle zikrettiği bir hadiste onlar şöyle anlatıyor: Yahudilerden bir çocuk Hz. Peygamber (sa)’e hizmet ederdi. Yahudiler onun aklını çelip Rasûlullah (sa)’ın taradığı saçlarından ve tarağından bir kaç diş almasını istediler. O da bunları alıp yahudilere verdi. Yahudiler de bunlarla Rasûlullah (sa)’a büyü yaptılar. Bunu yapan kişi içlerinden İbn A’sam adında birisiydi. Yaptıktan sonra o büyüyü Züreyk oğullarının kuyusuna attılar ki o kuyuya Zervan denilirdi.
Bu büyü ile Rasûlullah (sa) rahatsızlandı. Başında saçları dağıldı. Altı ay süreyle kadınlara gittiğini görüyor (ona öyle geliyor) ve fakat onlara (aslında) yaklaşmamış oluyordu. Bir iş yaptığını sanıyor ve fakat yapmamış oluyordu. Erimeye başlamıştı fakat başına ne geldiğini bilmiyordu.
Bir gün uyuduğu bir sırada kendisine (rüyasında) iki melek geldi. Birisi baş tarafına, diğeri ayak ucuna oturdu. Ayak tarafına oturan baş tarafına oturana: “Adamın nesi var?” diye sordu. Başucundaki: “Hasta olmuş.” dedi. Ayakucundaki: “Neden hastalanmış?” diye sordu. Başucundaki: “Kendisine büyü yapılmış.” dedi. “Ona kim büyü yapmış?” sorusuna da: “Yahudi Lebîd ibn A’sam.” demiş. “Ona ne ile büyğ yapmış?” sorusuna da: “Tarağı ve taraktan düşen saçıyla.” cevabını vermiş. “Peki o büyü nerede?” deyince de “Bir hurma çiçeğinin kabuğunda, Zervan kuyusunun dip taşının altında.” diye cevap vermiş ve o sırada Hz. Peygamber (sa) uykusundan uyanmış ve: “Ey Aişe, farkında mısın Allah Tealâ bana ilâcımı bildirdi.” buyurmuş, sonra da Ali, Zübeyr ve Ammâr ibn Yâsir’i o büyüyü alıp getirmeye göndermiş. Kuyunun başına gelmişler, kuyunun ipini çekmişler, kuyudaki su sanki kına suyu gibiymiş. Kayayı kaldırmışlar, altındaki hurma çiçeği kabuğunu çıkarmışlar. İçinde Hz. Peygamber (sa)’in saçından düşen kıllarla tarağından kırılmış iki diş ve yanında bağlanmış bir ip varmış. İpin üzerinde iğne ile dikilmiş on iki düğüm varmış.
İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu iki Sûreyi indirmiş de her âyet okundukça bir düğüm çözülmüş ve Rasûlullah (sa), ondan her bir düğüm çözüldükçe bir hafiflik hissediyormuş. Nihayet son düğüm de çözülünce rahatlayıp sanki ipten kurtulmuş gibi kalkmışlar. Cibrîl: “Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’ın adıyla sana rukye (muska) yaparım; seni rahatsız eden her kötülükten, hasedçiden ve gözden. Böylece Allah sana şifa verir.” demiş.
“Ey Allah’ın elçisi, o pis herifi tutup öldürelim mi?” dediklerinde Rasûlullah (sa): “Bana Allah şifa verdi. İnsanlara kötülük etmekten nefret ederim.” buyurmuş.
İbn Kesîr bu haberi zikrettikten sonra bunda gariblik ve münkerlik bulunduğunu da söylemiştir.
Seâlibî Tefsirinde bu yahudi Lebîd ibnu’l-A’sam ile birlikte kızlarının da Rasûlullah (sa)’a büyü yaptıkları ve “Düğümlere üfürenlerin şefrinden” ile onların kastedildikleri ayrıntısına da yer verilmiştir. Neysâburî, Hz. Peygamber (sa)’in büyü yapılmış olarak kaldığı süreyi altı ay değil sadece üç gece olarak zikreder.
Hadise (Hz. Peygamber (sa)’e yahudiler tarafından büyü yapılması) olayı Buhârî ve Müslim’de de muavvizeteyn Sûrelerinin nüzul sebebi olduğu tasrih edilmeksizin anlatılmıştır. Burada Lebîd ibnu’l-A’sam Züreyk oğullan yahudilerinden birisi olarak zikredilirken Müslim’deki rivayette kuyunun adı Zî Ervân kuyusu olarak verilmektedir
AÇIKLAMA
“De ki: “Sığınırım insanların Rabbine, İnsanların malikine, İnsanların ilâhına.” Ey Peygamber! De ki: Allah’a sığınır, O’ndan yardım dilerim; insanları inayeti ve gözetmesi ile kollayan, yaratıcıları, işlerinin müdebbiri ve durumlarının düzelticisi… tam bir mülk ve kesin otorite kendisinin olana. İnsanların ibadet ettiği ma’bud ilâh da O’dur.
Allah Tealâ için burada üç sıfat vardır: Rububiyet, meliklik ve uluhiyet. O herşeyin Rabbi, meliki, ilâhıdır. Bütün eşya O’nun yaratığıdır, O’nun mülkündedir, O’na kuldur. Rububiyeti önce söylemesi, sığınmaya münasip olmasındandır. O, muhafaza, himaye ve gözetme nimetini ihtiva etmektedir. Sonra malik olmayı zikretti. Zira sığınan, malikinden başka yardımcı ve kurtarıcı bulamaz. Sonra da şükre ve sadece O’na ibadete müstahak olduğunu beyan için ulûhiyeti zikretti. “İnsan” lafzının tekrarı ona verilen önemi ifade eder. Bütün mahlukâtm Rabbi olduğu halde “insanların Rabbi” demiştir.
“O sinsi şeytanın şerrinden” Vesveseci, çok sinsi ve Allah’ın zikri ile uzaklaşan şeytanın şerrinden Allah’a sığınır ve dayanırım. İnsan Allah Tealâ’yı zikredince şeytan gizlenir. Allah zikredilmezse, kalbe yerleşir. İbni Abbas bu ayet hakkında: Şeytan Ademoğlunun kalbine çömelmiştir; dalıp gaflet edince vesvese verir. Allah zikredildiğinde siner, dedi.
Allah Tealâ O’nun korudukları müstesna, mücahede, fitne ve imtihan için şeytanı insanlara musallat etmiştir. Sahih bir hadiste denildi ki: “Sizden kimse yoktur ki beraberine birisi bulunmamış olsun.” Sen de mi ey Allah’ın elçisi? dendi. “Evet. Ancak Allah, ona karşı bana yardım etti de o müslüman oldu. Bana hayırdan başka bir şey telkin etmez.” demiştir.
Buhari ve Müslim’de Enes’ten, Safiyye’nin Peygamber (s.a.)’i ziyareti kıssasında rivayet edildi: Rasulullah (s.a.) itikafta idi. Gece, evine göndermek için onunla beraber çıktı. Ensardan iki kişi onu gördüler. Peygamber (s.a.)’i görünce hızlandılar. Peygamber (s.a.) “Yavaş olun. O, (mahremim) Safiyye b. Huyay’dır.” dedi. “Sübhanellah! Ya Rasulallah?” (Hiçbir şüphe aklımızdan geçmedi) dediler. Buyurdu ki: “Şeytan Ademoğlunun kan damarlarında dolaşır. Ben kalbinize bir şey (bir rivayette: şer) sokmasından çekindim, buyurdu.”
Hafız Ebu Ya’la, Enes b. Malik’ten rivayet etti: Rasulullah (s.a.) buyurdular ki: “Şeytan çenesini Ademoğlunun kalbi üzerine koyar; Allah’ı zikrederse siner, unutursa kalbini kapar. İşte “sinsi şeytanın vesvesesi” budur.” İmam Ahmed, Rasulullah (s.a.)’m beraberindeki durumu anlatan Ebi Temime’den rivayet ediyor: “Peygamber’in (s.a.) eşeği tökezledi. Şeytanın uğursuzluğu, dedim. Peygamber: “Öyle deme. Şeytanın uğursuzluğu dersen, büyüklenir ve gücümle onu yendim, der. Ama “Bismillah” dersen bir sinek haline gelinceye kadar küçülür.” Bunda da, kalpte Allah anıldıkça şeytan küçülüp mağlup olmakta, Allah anılmadıkça da büyüyüp galip gelmekte olduğuna delil vardır.
Bunun ardından vesvese yerini beyan etti:
“Ki o, insanların göğüslerine daima vesvese verendir.” O kötü ve şer düşünceleri kalplere sokandır. Göğüs demesi, kalbin göğüste bulunmasındandır.
Bundan sonra Allah Tealâ vesvese verenlerin cinlerden ve insanlardan olduğunu söyleyerek:
“Gerek cinden, gerek insandan” O vesvese veren, ya cinlerin şeytanıdır ki, insanların göğüslerine vesvese verir; ya da, insanların şeytanıdır ki, onun insanların göğüslerine vesvese vermesi, kendisini müşfik bir öğüt veren olarak gösterip, nasihat süsü ile ortaya attığı sözünü göğse sokarak, cinlerden olan şeytanın vesvesesine av olarak hazırlamakla olur. Bu ise, gösteriyor ki vesvese, cinden de olabilir, insandan da. Nitekim ayette şöyle buyurulmaktadır: “Biz her peygambere de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yaptık. Onlardan kimi kimine, aldatmak için, yaldızlı birtakım söz telkin eder.” (En’am, 6/112). Yani, düşmanlık kahren ve cebri değildir. Allah’ın onlara verdiği seçme kudreti iledir. Kimi şeytanın aldatmasına teslimiyeti seçerken, kimi de düşmanlığına ve vesvesesine karşı uyanık olur.






