3

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    114 30603Nasr(110)

٣

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

(3) fesebbih bihamdi rabbike vestağfirhu innehu kane tevvaba
Hemen tesbih et Rabbini hamd ile ondan mağfiret dile muhakkak o tövbeleri kabul edendir

1. fe : o zaman, artık
2. sebbih : tespih et
3. bi : ile
4. hamdi : hamd
5. rabbi-ke : senin Rabbin, Rabbin
6. ve istagfir-hu : ve ondan mağfiret dile
7. inne-hu : muhakkak o
8. kâne : oldu, idi, dır
9. tevvâben : tövbeleri kabul eden

فَسَبِّحْ hemen tesbih et بِحَمْدِ hamd ile رَبِّكَ Rabbini وَاسْتَغْفِرْهُ ve O’ndan mağfiret dile إِنَّهُ çünkü O كَانَ تَوَّابًا tevbeleri çok kabul edendir


AÇIKLAMA

“Allah’ın nusreti ve fetih gelince.” Ey Muhammed! Sana düşmanlık eden Kureyş’e karşı Allah’ın nusreti, yardımı ve teyidi tahakkuk edip sen Mekke’yi fethederek galibiyeti elde edince Allah’ı teşbih et. Yani, ibadetin­de ziyade için hamd ile tenzih et. Hamdetmesi nimetinin ziyadesi içindir. Nusret ancak Allah’tan olduğu halde “Allah’ın nusreti” sözünün anlamı şu­dur: Nusret Allah’tan başkasına lâyık değildir, onu Allah’tan başkasının vermesi düşünülemez veya ancak O’nun hikmetine uygun olur. Maksat bu nusretin yüceltilmesidir. “Allah’ın nusreti gelince” sözü mecazdır. Allah’ın nusreti meydana geldi, demektir.

İmam Ahmed, Beyhaki ve Nesai İbni Abbas’tan rivayet ettiler: “Al­lah’ın nusreti ve fetih gelince.” ayeti indiğinde Rasulullah (s.a.): “Ölüm ha­berim geldi.” buyurdu. O sene ruhu kabzedildi.

İbni Mace’nin dışındaki grup İbni Abbas’tan şöyle rivayet ettiler: “Fe­tihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve bu konuda niyet vardır.” Buhari ve Müslim sahihlerinde İbni Abbas’tan rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.) fe­tih günü: “Fetihten sonra hicret yoktur, ancak cihad ve bu konuda niyet var­dır. Cihada çağırıldığınız zaman koşun.” buyurdular.

“Sen de insanların fevc fevc Allah’ın dinine gireceklerini görünce.” Araplar ve diğer insanların, Allah’ın seninle göndermiş olduğu dinine grup grup cemaatler halinde girdiğini gördün. İlk başlarda fert fert müslüman olurlarken artık topluluklar halinde İslâm’a girer oldular.

“Hemen Rabbini, hamd ile teşbih et. O’nun yarlığamasını iste. Şüphe­siz ki O, tevbeleri çok kabul edendir.” Mekke fethedilip İslâm yayılınca, O’nun için namazla ve O’na lâyık olmayan her şeyden, sana vaadetmiş ol­duğu nusreti yerine getirmemesinden O’nu tenzih et. Hamd ile teşbihi bir arada yap. Zira bu nusret ve fetih, büyük lütfü ve fazlı, sana bağışladığı hayrına karşı Allah’a hamdi gerektirir.

Yine Allah’tan kendine mağfiret iste. Allah’a karşı tevazu, ilminin ye­tersizliğini kabul ve ümmetini eğitmek için. Müminlerden sana tabi olan­lar için de, nusretin gecikmesindeki endişe ve korkularından dolayı mağfi­ret iste. Çünkü mağfiret dileyenlerin tevbesini kabul etmek Allah’ın şanındandır. Onların tevbesini kabul eder, tevbelerini kabul ile de onlara merha­met eder. O, kullarının tevbesini kabul edendir. Ta ki, hatadan sonra umut kesmesinler, dönsünler.

İmamlar Aişe (r.a.)’den rivayet ettiler (lafız Buhari’nindir): “Allah’ın nusreti ve fetih gelince.” ayetinden sonra Rasulullah (s.a.) kıldığı her na­mazda muhakkak: “Sübhaneke Rabbena ve bihamdike. Allahümmağfirli.” diyordu. Yine ondan rivayet edildi: “Rasulullah (s.a.) rüku ve secdesinde çokça: “Sübhanekellahu Rabbena ve bihamdike Allahümmağfirli.” diyerek Kur”an ayetini uyguluyordu.