٦
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْانَ مِنْ لَدُنْ حَكيمٍ عَليمٍ
(6) ve inneke le tülekkal kur’ane mil ledün hakimin alim
Gerçekten senin kalbine bırakılıyor kur’an’ı bilen hikmet sahibi tarafından
| 1. | ve inne-ke | : ve muhakkak ki sen, ve muhakkak ki sana |
| 2. | le | : mutlaka |
| 3. | tulekka | : ilka ediliyor, ulaştırılıyor |
| 4. | el kur’âne | : Kur’ân |
| 5. | min ledun | : katından, gizli ilminden |
| 6. | hakîmin | : hakîm olan, hüküm ve hikmet sahibi olan |
| 7. | alîmin | : alîm olan, en iyi bilen |
AÇIKLAMA
“Tâ, sîn.” Daha önce beyan ettiğimiz gibi bu harfler surelerin başlarındaki mukattaa harflerinden olup Kur’an’ın mucize olduğuna dikkat çekmek içindir.
“Bunlar Kur’an’ın ve apaçık kitabın ayetleridir.” Ey Peygamber! Bu surede sana indirilen bu ayetler bir mushaf içinde toplanan Kur’an’ın ve satırlarda yazı ile tespit edilen, gayet açık bariz olan, kıyamet gününe kadar devam edecek olan Kur’an ayetleridir. Son derece açık olması ve parlak üslûbu sebebiyle Kur’an’ın amel edilmesi kolaylaştırılmıştır. Kur’an’ı inceleyen ve Allah’ın kelâmının tadını tadan, Allah’a azametini ve Kur’an’ın indirilmesi ve beyanı hususundaki Allah’ın lütfü hakkında düşünen kimseler Kur’an’dan istifade etmektedir. Kur’an beşer kelâmı değildir. Hiçbir kimse Kur’an’ın benzerini veya Kur’an surelerinden birinin benzerini getiremez.
“Kitab” kelimesinin “Kur’an’a” atfedilmesi “Kelime ve İbareler” bölümünde açıkladığımız gibi iki sıfattan birinin diğerine atfedilmesi şeklindedir. Meselâ: “Bu cömert ve ikramsever kişinin davranışıdır.” denir.
Dikkat edilirse bu iki sıfat -yani Kitab ve Kur’an sıfatlan- bir defa marife, başka bir defa nekre olarak zikredilmektedir. Mânâ ise birdir. Kur’an’ın iki sıfatı vardır: Bunlar Kur’an (okunan) ve Kitab (yazılan) vasıflarıdır. Zira Kur’an okuma ve yazı ile ortaya konulur.
“Müminler için bir hidayet rehberi ve müjdedirler.” Yani Kur’an insanları sapıklıktan hidayete erdirir, itaat eden müminleri cennetle ve Allah Tealâ’nın rahmetiyle müjdeler.
Kur’an’ın müminler için hidayet olmasının manası Kur’an’ın onların hidayetlerine hidayet katması demektir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “İman edenlere gelince Kur’an onların imanlarını artırmıştır ve onlar birbirlerine müjde verirler.” (Tevbe, 9/124); “Onları (Allah) kendisinden bir rahmetin ve lütfün içine sokacak ve onları (Allah’a giden) doğru bir yola götürecektir.” (Nisa, 4/175).
Özellikle müminlerin zikredilmesi hidayet ve müjdelemenin sadece Kur’an’a iman eden, O’na tabi olan, Onu tasdik eden ve onda bulunan hükümlerle amel eden kimseler için meydana gelecektir.
Allah Tealâ daha sonra iman tezahürlerini zikrederek şöyle buyurdu: “O müminler namazlarını dosdoğru kılar, zekâtı verir ve ahirete kesin olarak iman ederler.” Kur’an’ın hidayeti ve müjdelemesinden yararlanan müminler namazda Rabbinin azametini düşünen, Kur’an tilâvetinde, niyazında, zikirleri ve teşbihlerinde kalbi huşu içerisinde ürperen, namazlarını şartları ve rükünlerini tam olarak eda eden, mallarını ve canlarını kirlilikten ve şüpheli şeylerden temizleyen, farz olan zekâtı veren, ahiret yurduna, öldükten sonra dirilişe, hayır olsun şer olsun bütün amellerin karşılığının verileceğine, cennet ve cehenneme yakinen inanırlar. Dolayısıyla kendileri için en üstün ve en uygun hayat için hazırlanırlar. Emrettiği hususlarda Rabbine itaat ederler, nehyettiği ve sakındırdığı hususlardan uzaklaşırlar.
Allah Tealâ daha sonra bunların durumunu ahirete iman etmeyenlerin durumuyla karşılaştırdı. Öldükten sonra dirilişe yakînen iman edenleri zikrettikten sonra dirilişi inkâr edenleri zikretti ve şöyle buyurdu:
“Ahirete iman etmeyenlerin amellerini kendilerine güzel gösterdik. Artık onlar bocalar dururlar.”
Yani ahireti yalanlayanlar ve ölümden sonra bunun meydana geleceğini uzak görenlere onların içinde bulundukları durumu güzel gösterdik. Ahiret yurdunu yalanlamalarının cezası olarak bocalarlar, sapıklıklarında gider gelirler. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çevirmiş, kendilerini azgınlıkları, taşkınlıkları içinde serseri ve şaşırmış oldukları halde terk etmiş bulunuyoruz.” (En’am, 6/110).
“İşte azabın şiddetlisi onlar içindir. Ahirette de en çok zarara uğrayanlar bunlardır.” Onların cezaları dünya ve ahirette kötü bir azaptır. Dünyaya gelince Bedir günü esir edilmeleri veya öldürülmeleri gibi bir azap, ahirette ise cehennem azabı vardır. Hatta onlar ahirette insanların en çok hüsrana uğrayanlarıdır. Mahşer halkı içinde kendilerini ve mallarını kaybedecek başka hiçbir kimse yoktur. Zira onların cehennemdeki azapları daimidir, hiç kesilmez.
Kur’an’a inananlarla onu inkâr edenlerin durumunu tavsif ettikten sonra Allah Tealâ kendisine Kur’an indirilen Peygamber’in durumunu anlattı:
“(Ey Muhammed!) Hiç şüphesiz bu Kur’an sana sonsuz hikmet sahibi olan ve her şeyi gayet iyi bilen Allah tarafından verilmektedir.” Ey Peygamber! Şüphesiz ki sen Kur’an-ı Kerim, emri ve nehyinde, mahlûkatını idarede sonsuz hikmet sahibi olan, her işin en büyüğünü ve en basitini, mahlûkatının durumlarını ve kendileri için hayırlı olanı gayet iyi bilen Allah tarafından sana verilmekte ve öğretilmektedir. Onun haberi tamamen doğrudur. Onun hükmü tam adalettir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tam kemalindedir.” (En’am, 6/115).






