بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
١
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّهَ الَّذى تَسَاءَ لُونَ بِه وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقيبًا
(1) ya eyyühen nasüt teku rabbekümül lezi halekaküm min nefsiv vahidetiv ve haleka minha zevceha ve besse minhüma ricalen kesirav ve nisaa vettekullahel lezi tesaelune bihi vel erham innellahe kane aleyküm rakiyba
Ey insanlar Rabbinizden sakının o ki sizleri yarattı tek bir nefisten ondan da eşini yaratan ikisinden de üretip yayan ve bir çok erkek ve kadın Allah’tan sakının o ki birbirinizden dilekte bulunasınız diye onun ile akrabalık bağları kurdu şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyici bulunmaktadır
| 1. | yâ eyyuhâ | : ey |
| 2. | en nâsu | : insanlar |
| 3. | ittekû | : takva sahibi olun |
| 4. | rabbekum(u) | : Rabbinize karşı |
| 5. | ellezî | : o ki |
| 6. | halakakum | : sizi yarattı |
| 7. | min | : … den, …dan |
| 8. | nefsin | : bir nefs |
| 9. | vâhidetin | : bir tek |
| 10. | ve halaka | : yarattı |
| 11. | minhâ | : ondan |
| 12. | zevcehâ | : onun eşini, hanımını (Havva anamızı) |
| 13. | ve besse | : yaydı, türetti |
| 14. | minhumâ | : onlardan |
| 15. | ricâlen | : erkekler |
| 16. | kesîran | : birçok, çok sayıda |
| 17. | ve nisâen | : kadınlar |
| 18. | ve ittekû | : takva sahibi olun |
| 19. | allâhe | : Allah |
| 20. | ellezî | : o ki |
| 21. | tesâelûne | : birbirine yemin verme, yeminle istekte bulunmak |
| 22. | bihî | : onunla |
| 23. | ve el erhâme | : rahimler, akrabalıklar, yakınlar |
| 24. | inne | : muhakkak |
| 25. | allâhe | : Allah |
| 26. | kâne | : oldu, idi |
| 27. | aleykum | : sizin üzerinize |
| 28. | rakîben | : murakabe eden, kontrol eden |
يَاأَيُّهَا eyالنَّاسُ insanlarاتَّقُوا sakınınرَبَّكُمْ Rabbinizdenالَّذِي خَلَقَكُمْ sizi yaratanمِنْ نَفْسٍ bir nefistenوَاحِدَةٍ tekوَخَلَقَ ve yaratanمِنْهَا ondanزَوْجَهَاeşiniوَبَثَّ ve türetenمِنْهُمَا her ikisindenرِجَالًا erkekكَثِيرًا pek çokوَنِسَاءً ve kadınوَاتَّقُوا sakınınاللَّهَ Allah’tanالَّذِي تَتَسَاءَلُونَ birbirinizden dilekte bulunduğunuzبِهِ kendisiyleوَالْأَرْحَامَ ve akrabalık bağını kesmekten deإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahكَانَ olandırعَلَيْكُمْ siziرَقِيبًا hakkıyla gözetlemekte
SEBEB-İ NÜZUL
Nisa Sûresi cumhur kavline göre Medine’de nazil olmuştur. Ayetlerinin sayısı Kûfî sayımında 175, Basrî sayımında 175, Şâmî sayımında 177′dir.
İbn Abbâs’tan gelen rivayetlerden birinde (Atıyye rivayeti) Mekke’de nazil olduğu söyleniyorsa da meşhur olan sûrenin Medenî olmasıdır. Ancak 58. “Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder.,.” âyetinin nüzul yeri olarak Mekke’de nazil olduğu söylenmiştir. Bu âyet-i kerime, Hz. Peygamber (sa) Abbâs’a vermek üzere Ka’be’nin anahtarını Osman İbn Talha’dan istediğinde onun hakkında nazil olmuştur. Mekkî-Medeninin tayininde yeri değil de Hicret’i esas alan görüş ulemanın cumhuru tarafından kabul edildiğine göre bu âyet-i kerime de aslında Mekkî değil Medenî sayılmaktadır. Ayrıca Buhârî’de zikredildiğine göre Hz. Aişe “Bakara ve Nisa Sûreleri ancak ben, Rasûlullâh’ın yanındayken yani onunla zifaf olunduktan sonra nazil olmuştur.” diyor ki Hz. Peygamber (sa) ile Hz. Aişe’nin zifafının Medine’de olduğu konusunda âlimler arasında hiçbir ihtilâf yoktur. Bu arada sûrenin hicret esnasında nazil olduğuna dair de bir görüş nakledilmektedir. Sûrenin son âyeti olan Kelâle âyetinin Kur’ân’dan en son nazil olan âyet olduğu rivayet edilmektedir
AÇIKLAMA
Yüce Allah akıl sahibi olan insanlara, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmadan, onu tevhid ederek ibadet etmek ve kul hakları ile ilişkisi bulunan bütün emirlere uyma ve bütün yasaklardan kaçınma emrini vermekte ve bu emirleri yerine getirmeye sevk edecek şekilde takva emrini bir defa daha pekiştirmektedir. Bunu ise nimetleriyle onları besleyip büyüten, ihsan ve lütuflannı onlara bol bol veren kendisinin Rububiyyetini.muhataplara (Rabbiniz diye) izafe edip hatırlatmakla tekit etmektedir. Daha sonra ikinci olarak takva emri verilirken Yüce Allah lafzı bir defa daha zikredilmektedir. Çünkü Yüce Allah’ın adı heybet ve celâlin özel adıdır. Arkasından onların yaratıcısı olduğu hatırlatılmakta ve kendilerini tek bir nefisten yaratma kudretine dikkatleri çekmektedir. Onlar tek bir asıldan gelmişlerdir. Hepsi Adem’dendirler, Adem ise topraktandır. Yüce Allah bu candan eşini yarattı ve erkek ve dişi bütün insanlar da her ikisinden üreyip türedi. Bu zürriyet arasında Yüce Allah akrabalık ve kan bağı esasları üzerinde kurulan aile bağını ortaya çıkardı. Bu bağlar onları birbirlerine merhametli davranmaya, birbirleriyle dayanışmaya sevk eder. İşte bütün bunlar takvayı gerektiren, Allah’ın cezasından sakındıran göz kamaştırıcı ilâhî kudretin delilidir. Nitekim akrabalık nimeti de şükür vazifesini yerine getirmek ve böyle bir nimeti itiraf etmek üzere takva sahibi olmayı gerektirir. Çünkü akrabalık bir destek, bir ilişki, karşılıklı bir sevgi, atıfet ve muhabbettir ki, insana mutluluk duygusu verir, toplum içerisinde manevî güç kaynağı olur. Kişi ailesinin sevinci ile sevinir, kederi ile kederlenir. Nitekim Ahmet ve Hâkim’in el-Misver’den rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Fatıma benden bir parçadır. Onu üzen şey beni de üzer, onu sevindiren şey beni de sevindirir…”
İnsanın kendisine aslını hatırlatmakta insanî sınırlara bağlı kalmanın gereğine delâlet vardır. İnsanın hoşuna gitsin yahut gitmesin, bir diğer insanın kardeşi olduğuna, kardeşliğin ise barış içinde yaşamayı, yardımlaşmayı, savaşı, düşmanlığı ve bağlan koparmayı bir kenara atmayı gerektirdiğine işarettir.
İlim adamlarının cumhurunun görüşüne göre tek bir candan kasıt, insanlığın babası olan Adem (a.s.)’dir. Onlar, Hz. Adem dışında “tek bir can* diye nitelenecek kimsenin olmadığını kabul ederler. Ondan önce bir takım Ademlerin varlığını iddia edenlere gelince, bu iddia Kur’an-ı Kerim’in zahir ifadeleriyle çatışmaktadır.
Eşinden kasıt da Havva’dır. Havva Hz. Adem’in sol kaburga kemiğinden uykuda bulunduğu sırada yaratılmıştır. Hz. Adem uyanıp da Havva’yı gördüğünde onu beğenmiş ve karşılıklı birbirlerine yakınlık duymuşlardı. Buna delil ise Buharî ile Müslim’de yer alan sahih hadistir. Buna göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz. Çünkü kadınlar bir kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinde en eğri olan kısım ise onun üst tarafıdır. Sen onu düzeltmeye kalkışırsan onu kırarsın. Olduğu gibi bırakırsan eğri kalmaya devam eder.”
Ebu Müslim el-Isfahânî gibi bazı ilim adamlarının görüşüne göre ise maksat, “o canın cinsinden onun eşini de yaratmıştır” şeklindedir. Her ikisi de buna göre tek bir cinstir ve aynı tabiattır. Diğer taraftan eşinin kaburga kemiğinden yaratılmasının faydası nedir? Çünkü Yüce Allah Adem’i topraktan yarattığı gibi, onu da ayrıca yaratmaya kadirdir. Ebu Müslim buna delil olarak Yüce Allah’ın şu buyruklarını göstermektedir: “Sizin için nefsinizden kendileriyle sükûn bulacağınız eşler yaratmış olması da O’nun ayetlerindendir.” (Rûm, 30/21). Burada “nefsinizden” buyruğundan kasıt sizin cinsinizdendir. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi: “Ümmîler arasında kendilerinden bir rasul gönderen O’dur.” (Cuma 62/2). Yine burada kasıt onların cinsidir. Şu buyruk da böyledir: “Andolsun ki size kendi nefislerinizden bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe, 9/128).
Ancak Ebu Müslim’e az önce geçen sahih hadisin delâletine aykırı iddiada bulunduğu belirtilerek cevap verilmektedir. Buna göre böyle bir yaratmadaki hikmet Yüce Allah’ın canlıdan -doğum yoluyla değil de- canlı yaratmaya, tıpkı cansızdan bir canlı yaratmaya kadir olduğunu ortaya çıkartmaktır.
Daha sonra Yüce Allah insan türünün çoğalma yolunu açıklamakta ve Adem ile Havva’dan insan cinsinin iki türünü etrafa yayıp dağıttığını söz konusu etmektedir. Bu iki tür ise yeryüzünde yerleşen, orayı imar eden ve her ikisinden dallanıp budaklanan erkek ve dişilerdir.
Daha sonra Yüce Allah az önce sözü geçen takva emrini, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere Allah adına birbirlerinden isteklerde bulunmaları yolunu hatırlatarak pekiştirmektedir. Allah adına bu şekilde bir şeyler istemeleri O’na imanın ve O’nu tazimin delilidir. Kişi, “Allah adına bu ihtiyacımı vermeni istiyorum” derken bunun kabul edilmesini umarak istekte bulunur. Böyle bir söz Yüce Allah’ın emirlerine uymayı gerektiren hususlar arasındadır. Buna uyan kimse ise Allah’tan korkar, O’nun emirlerine aylan hareket etmekten sakınır, yasaklarından uzak durur.
Allah’tan korkmak gerektiği gibi akrabalık bağlarını kesmekten korkmak da icap eder. Yani adını tazim ettiğiniz ve onun adı ile birbirinizden bir şeyler istediğiniz Allah’tan da, akrabalık bağını koparmaktan da korkunuz. Yani sevgi ve iyilikle bu bağları birleştiriniz, onları koparmayınız. Çünkü onları koparmak, sakınılması gereken bir husustur.
Daha sonra Yüce Allah her şeye muttali olduğunu, her bir işi, her bir durumu tespit edip gözetlediğini bildirerek ayet-i kerimeyi sona erdirmektedir. O bakımdan Yüce Allah ancak bizim korunmamıza yarayacak, menfaatimize olacak şeyleri teşrî buyurur. O hallerimizi çok iyi görendir. İşte bu ifade takva emrinin verilmesinin ve bu emre riayet etme gereğinin bir gerekçesi gibidir. Ayetin sonundaki bu buyruk, Yüce Allah’ın, “Allah her bir şeye tanıktır” (Mücadele, 58/6) buyruğunu andırmaktadır.






