١٣
تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا وَذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ
(13) tilke hududüllah ve mey yütiillahe ve rasulehu yudhilhü cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fihav ve zalikel fevzül aziym
işte bunlar Allah’ın hudutlarıdır kim Allah’a itaat ederse ve ve o’nun resulüne (Allah) onu cennetlere koyar altından nehirler akan orada ebedi olarak kalırlar işte bu en büyük kurtuluştur
| 1. | tilke | : o, bu, işte bunlar |
| 2. | hudûdu | : hudutlar |
| 3. | allâhi | : Allah |
| 4. | ve men | : ve kim |
| 5. | yutıı | : itaat eder |
| 6. | allâhe | : Allah |
| 7. | ve resûle-hu | : ve O’nun Resûlü, elçisi |
| 8. | yudhıl-hu | : onu dahil eder, koyar |
| 9. | cennâtin | : cennetler |
| 10. | tecrî | : akar |
| 11. | min tahti-hâ | : onun altından |
| 12. | el enhâru | : nehirler |
| 13. | hâlidîne | : ebedi kalacak olanlar |
| 14. | fî-hâ | : onun içinde, orada |
| 15. | ve zâlike | : ve bu |
| 16. | el fevzu | : fevz, kurtuluş |
| 17. | el azîmu | : büyük, en büyük |
تِلْكَ işte bunlarحُدُودُ sınırlarıdırاللَّهِ Allah’ınوَمَنْ her kimيُطِعْitaat ederseاللَّهَ Allah’a daوَرَسُولَهُ Rasulü’ne deيُدْخِلْهُ onu koyacaktırجَنَّاتٍ Cennetlereتَجْرِي akanمِنْ تَحْتِهَا altındanالْأَنْهَارُ nehirlerخَالِدِينَkalıcıdırlarفِيهَا oradaوَذَلِكَ işte buالْفَوْزُ bir kurtuluşturالْعَظِيمُ çok büyük






