١٥
وَالّتى يَاْتينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَاءِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِىالْبُيُوتِ حَتّى يَتَوَفّيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّهُ لَهُنَّ سَبيلًا
(15) vellati ye’tinel fahişete min nisaiküm festeşhidu aleyhinne erbeatem minküm fe in şehidu fe emsikuhünne fil büyuti hatta yeteveffahünnel mevtü ev yec’alellahü lehünne sebila
fahişelik yapanlar (için) kadınlarınızdan şahitlik yapacak sizden onların aleyhine de, dört kişi (getirin) eğer bunlar şahitlik yaparlarsa o kadınları evlerde tutun hatta vadeleri gelip ölünceye kadar veya Allah açıncaya kadar onlara bir çıkış yolu
| 1. | vellâtî (ve ellâtî ) | : ve onlar (kadınlar) |
| 2. | ye’tîne | : gelirler, yaparlar |
| 3. | el fâhişete | : fuhuş, zina |
| 4. | min nisâi-kum | : sizin kadınlarınızdan |
| 5. | fe isteşhidû | : o zaman şahitler isteyin |
| 6. | aleyhinne | : onların üzerine, onlara |
| 7. | erbaaten | : dört |
| 8. | min-kum | : sizden, kendinizden |
| 9. | fe | : o taktirde |
| 10. | in şehidû | : eğer şahitlik ederlerse |
| 11. | fe emsikû-hunne | : artık onları tutun |
| 12. | fî el buyûti | : evlerin içinde, evlerde |
| 13. | hattâ | : oluncaya kadar |
| 14. | yeteveffâ-hunne | : (ölüm)onları vefat ettirir |
| 15. | el mevtu | : ölüm |
| 16. | ev | : veya |
| 17. | yec’al | : kılar, yapar |
| 18. | allâhu | : Allah |
| 19. | lehunne | : onlara (kadınlara) |
| 20. | sebîlen | : yol |
وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ fuhuş yapanlaraمِنْ نِسَائِكُمْ kadınlarınızdanفَاسْتَشْهِدُوا şahit getirinعَلَيْهِنَّ karşıأَرْبَعَةً dörtمِنْكُمْ içinizdenفَإِنْ شَهِدُوا artık şahitlik ederlerseفَأَمْسِكُوهُنَّ onları tutunفِي الْبُيُوتِ evlerdeحَتَّى يَتَوَفَّاهُنَّ o kadınları alıp götürünceye kadarالْمَوْتُ ölümأَوْ veyaيَجْعَلَ açıncayaاللَّهُ Allahلَهُنَّ onlar içinسَبِيلًا bir yol






