١٧
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّهِ لِلَّذينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَريبٍ فَاُولءِكَ يَتُوبُ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّهُ عَليمًا حَكيمًا
(17) innemet tevbetü alellahi lillezine ya’melunes sue bi cehaletin sümme yetubune min karibin fe ülaike yetubüllahü aleyhim ve kanellahü alimen hakima
ancak Allah’ın kabul ettiği tövbe o kimseler ki bir kötülük yaparlar cahillik ederek sonra tövbe ederler yakın bir zamanda işte bunların Allah tövbelerini kabul buyurur Allah bilen, işlerinde hikmet sahibidir
| 1. | innemâ | : fakat, ancak, sadece |
| 2. | et tevbetu | : tövbe |
| 3. | alâ allâhi | : Allah’a |
| 4. | li ellezîne | : onlar için |
| 5. | ya’melûne | : yaparlar |
| 6. | es sûe | : kötülük |
| 7. | bi cehâletin | : cahillik ile |
| 8. | summe | : sonra |
| 9. | yetûbûne | : tövbe ederler |
| 10. | min karîbin | : yakın zaman, hemen |
| 11. | fe ulâike | : işte onlar |
| 12. | yetûbu | : tövbelerini kabul eder |
| 13. | allâhu | : Allah |
| 14. | aleyhim | : onlara |
| 15. | ve kâne | : ve oldu, idi, …dır |
| 16. | allâhu | : Allah |
| 17. | alîmen | : alim, en iyi bilen |
| 18. | hakîmen | : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi |
إِنَّمَا ancakالتَّوْبَةُ tevbeعَلَىkatındaاللَّهِ Allahلِلَّذِينَ içindirيَعْمَلُونَ işleyipالسُّوءَ kötülükبِجَهَالَةٍ cehalet sebebiyleثُمَّ sonraيَتُوبُونَ tevbe edenlerمِنْ قَرِيبٍ yakındanفَأُوْلَئِكَ işte onlar var yaيَتُوبُ tevbelerini kabul ederاللَّهُ Allahعَلَيْهِمْ onlarınوَكَانَ şüphesiz olandırاللَّهُ Allahعَلِيمًا Alîmحَكِيمًا ve Hakim






