٨
وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُولُوا الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا
(8) ve iza hadaral kismete ülül kurba vel yetama vel mesakinü ferzüku hüm minhü ve kulu lehüm kavlem ma’rufa
miras taksiminde orada hazır bulunan akrabaları yetimleri ve miskinleri rızıklandırınız o maldan onları onlara güzel söz söyleyiniz
| 1. | ve izâ | : ve … olduğu zaman |
| 2. | hadara | : hazır oldu, orada bulundu |
| 3. | el kısmete | : paylaştırma, taksim |
| 4. | ulû | : sahibi |
| 5. | el kurbâ | : yakınlık, akrabalar |
| 6. | ve el yetâmâ | : ve yetimler |
| 7. | ve el mesâkînu | : ve miskinler, çalışamayacak durumdaki yaşlılar, yoksullar |
| 8. | fe urzukû-hum | : o taktirde onları rızıklandırın |
| 9. | min-hu | : ondan |
| 10. | ve kûlû | : ve deyin, söyleyin |
| 11. | lehum | : onlara |
| 12. | kavlen | : söz |
| 13. | ma’rûfen | : iyi, güzel |
وَإِذَا zamanحَضَرَ hazır bulunduklarıالْقِسْمَةَ taksimdeأُوْلُوا الْقُرْبَى yakın akrabalarوَالْيَتَامَى yetimlerوَالْمَسَاكِينُ ve yoksullarفَارْزُقُوهُمْ onları rızıklandırınمِنْهُ ondanوَقُولُوا ve söyleyinلَهُمْ onlaraقَوْلًا sözمَعْرُوفًا güzel






