٩٩
فَاُولءِكَ عَسَى اللّهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
(99) fe ülaike asellahü ey ya’füve anhüm ve kanellahü afüvven ğafura
Allah’ın umulur ki bunları affedeceği Allah affeden, bağışlayandır
| 1. | fe | : işte |
| 2. | ulâike | : işte onlar |
| 3. | asâ | : umulur |
| 4. | allâhu | : Allah |
| 5. | en ya’fuve an | : affetmesi |
| 6. | hum | : onlar |
| 7. | ve kâne | : ve oldu, idi, …dır |
| 8. | allâhu | : Allah |
| 9. | afuvven | : affedici, affeden |
| 10. | gafûren | : gafur olan, mağfiret eden |
فَأُوْلَئِكَ işte onlar kiعَسَى umulurاللَّهُ Allah’ınأَنْ يَعْفُوَ affetmesiعَنْهُمْ onlardanوَكَانَ şüphesiz olandırاللَّهُ Allahعَفُوًّا Afuvغَفُورًا ve Ğafur
SEBEB-İ NÜZUL
Hz. Peygamber (sa) Mekke-i Mükerreme’de iken müslüman olup da O’nun Medine-i Münevvere’ye hicretinden sonra da aile ve kabilelerince hapsedilerek hicretlerine izin verilmeyip Mekke’de kalan, sonra da kavimleriyle birlikte Bedr’e gelen ve orada savaşta ölen gençler hakkında nazil olmuştur. İbn Hişâm bunların isimlerini vermektedir: el-Hâris ibn Zem’a ibnu’l-Esved, Ebu Kays ibnu’l-Fâkih ibnu’l-Muğîra, Ali îbn Umeyye ibn Halef, el-As ibn Munebbih İbi’l-Haccâc İkrime’den rivayette bu gençlerin isimleri: Kays ibnu’l-Fâkih ibnu’l-Muğîra, Kays ibnu’l-Velîd ibnu’l-Muğîra, Ebu’l-As ibn Munebbih ibnu’l-Haccâc şeklinde; İbn Merdûye rivayetinde “Kays ibn Velîd ibnu’l-Muğîra, Ebu Kays ibnu’l-Fâkih ibnu’l-Muğîra, el-Velîd ibn Utbe ibn Rabîa, Amr ibn Umeyye ibn Sufyân ve Ali ibn Umeyye ibn Halef şeklinde farklı olarak zikredilmektedir. Buhârî’de bu haber “Müslümanlardan bazı kimseler (Mekke’de kalarak imanlarını gizleyenler) müşriklerle birlikte savaşa çıkıp onların sayısını çoğalttılar; atılan bir ok onlardan birine isabet edip öldürmüş, savurulan bir kılıç onlardan birine isabet edip öldürmüştü de Allah Tealâ bu âyeti indirdi.” şeklinde kısaca yer alır.
İbn Vehb’den rivayette o, “Kendilerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki:… Ancak erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalarak bir yol bulamıyan zavallılar müstesnadır.” âyetini İbn Zeyd’e sormuş da o şöyle demiş: Hz. Peygamber (sa), peygamber olarak gönderilip de iman açığa çıkıp zahir olunca münafıklık da ortaya çıktı. Bazı kimseler Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gelip: “Ey Allah’ın elçisi, şu kavmin bize şöyle şöyle yapmasından, işkence yapmasından korkmasak elbette biz de müslüman olurduk. Fakat biz, Allah’ın yegâne ilâh olduğuna ve senin Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ediyoruz.” demişlerdi. Hz. Peygamber (sa)’e böyle söylemekle birlikte Bedr günü olunca müşrikler ayaklanıp da “Hiç kimse bizden arkaya kalmıyacak, her kim geride kalırsa evini yıkarız, malını da kendimiz için mubah sayarız.” deyince Hz. Peygamber (sa)’e o sözü söyleyenler de onlarla birlikte savaşa çıktılar.Onlardan bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da esir oldu. Onlardan öldürülenler hakkında Allah Tealâ: “Kendilerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: Ne işte idiniz? Onlar: “Biz, yeryüzünde âciz kimselerdik.” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de orada hicret edip o sizi zayıf görenleri terketseydiniz ya.” derler. İşte onlar; onların barınakları cehennemdir. O, ne kötü yerdir.” buyurdu. Sonra onlardan sâdık olanların mazeretlerini kabul ederek: “Ancak erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalarak bir yol bulamıyan zavallılar müstesnadır. Umulur ki Allah onların müşrikler arasında oturmalarını, onlarla birlikte kalmalarını affetsin.” buyurdu.. Onlardan esir edilenler: “Ey Allah’ın elçisi, biliyorsun ki biz sana gelir ve Allah’ın yegâne ilâh olduğuna ve senin Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederdik. Bu kavimle (müşriklerle) onlardan korkumuzdan birlikte çıktık.” dediler de Allah Tealâ: “Ey peygamber, elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah, kalbinizde hayır olduğunu bilirse sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve peygamber’e karşı müşriklerle birlikte savaşmaya çıkmış olmanızı bağışlar. Eğer sana hainlik yapmak isterlerse daha önce Allah’a da hainlik etmişler ve müşriklerle birlikte savaşa çıkmışlardı da Allah, onlara karşı sana imkân ve kudret vermişti ve Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.” (Enfâl, 8/70-71) buyurdu.
İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette de bu Mekke’de kalarak imanlarını gizleyen müslümanlar bu âyet-i kerime yanında başka âyetlerin de nüzulüne sebeptirler. İbn Cerîr, İbnu’l-Munzir, İbn Ebî Hâtîm ve Sünen’inde Beyhakî’nin İbn Abbâs’tan rivayetle tahriclerinde o şöyle anlatıyor: Mekkelilerden bazıları müslüman olmuş ve fakat imanlarını gizlemişlerdi. Bedr günü müşrikler bunları da beraberlerinde çıkarmışlar ve müşrikler safında yer alan bu gizli müslümanlardan bazıları savaşta ölmüştü. Müslümanlar: “Onlar da bizim arkadaşlarımızdırlar. Müşrikler safında savaşmaya zorlandılar; binaenaleyh onlar için istiğfarda bulunun.” demişlerdi. Bunun üzerine “Kendilerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki:..” âyet-i kerimesi nazil oldu. Medine’deki müslümanlar bu âyet-i kerimeyi, Mekke’de kalıp imanlarını gizleyen kimselere yazıp gönderdiler ki onların müşrikler arasında kalarak ölmeleri halinde özürleri kabul edilmiyecektir. Bunun üzerine kalan mü’minler Mekke’den Medine’ye gitmek üzere yola çıktılar. Onların Mekke’den çıktığını duyan müşrikler onları takiple yakaladılar ve tekrar Mekke’ye götürdüler. Onlardan bazıları bu fitneye kapılıp imanlarından döndüler. Bunlar hakkında da ‘insanlardan öyleleri vardır ki “Allah’a iman ettik derler de Allah yolunda eziyete uğratıldıklarında insanların fitnesini Allah’ın azabı imiş gibi tanır…” (Ankebût, 29/10) âyet-i kerimesi nazil oldu.
Medineli müslümanlar bu sefer bu âyet-i kerimeyi yazıp Mekke’de kalan gizli mü’minlere gönderdiler de o imanlarını gizleyenler iyice üzülüp bütün hayırlardan umutlarını kestiler. Bunun üzerine onların hakkında “Hem Rabbın, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda savaşan ve sabredenlerle birliktedir. Muhakkak ki Rabbın bundan sonra da Gafur’dur, Rahîm’dir.1′ (Nahl, 16/110) âyet-i kerimesi nazil oldu.
Medineli müslümanlar bu âyet-i kerimeyi de yazarak Mekke’de imanlarını gizleyenlere gönderdiler ve dediler ki: “Allah sizin için bir çıkış yolu gösterdi.” Bu mektup üzerine kalan mü’minler Mekke’den, Medine’ye gitmek üzere yola çıktılar. Bu sefer de müşrikler onların Medine’ye hicret etmek üzere çıktıklarını iştip peşlerine düştüler. Onlara yetiştiler, kaçıp kurtulabilenler kurtuldu, kaçamıyanlar da müşrikler tarafından öldürüldü.
Avfî’nin İbn Abbâs’tan rivayetine göre ise Rasûlullah (sa) ile birlikte savaşa çıkmayıp geride kalan bir kavim hakkında nazil olmuştur. İşte melekler bunlardan, Hz. Peygamber (sa)’e kavuşmadan Ölenlerin yüzlerine ve arkalarına vurmuşlardır.
Aslında bundan önceki rivayetle bunun arasında meal itibariyle fark yoktur. Hangi sebeple olursa olsun iman ettikten sonra Mekke’de kalanlar da, Medine’de olup Hz. Peygamber (sa) ile birlikte çıkmayanlar da neticede Hz. Peygamber (sa)’in düşman karşısında gücünü artırma yerine eksiltmişler ve Hz. Peygamber (sa)’e muvafakat etmemişler ve âyet böylelerini kınama siyakında inmiştir.






