٢٩
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
(29) leyse aleyküm cünahun en tedhulu büyuten ğayra meskunetin fiha metaul leküm vallahü ya’lemü ma tübdune ve ma tektümun
İçinde oturulmayan evlere girmeniz de sizin için günah yoktur o evlerin içinde size ait eşyalar (varsa girebilirsiniz) Allah sizin açığa vurduğunuz ve gizli tuttuğunuz şeyleri de bilir
| 1. | leyse | : değildir, yoktur |
| 2. | aleykum | : sizin üzerinize |
| 3. | cunâhun | : günah, vebal |
| 4. | en tedhulû | : girmek, girmeniz |
| 5. | buyûten | : evlere |
| 6. | gayre | : dışında |
| 7. | meskûnetin | : oturulmayan evler |
| 8. | fî-hâ | : içinde |
| 9. | metâun | : meta, fayda |
| 10. | lekum | : sizin için |
| 11. | vallâhu | : ve Allah |
| 12. | ya’lemu | : bilir |
| 13. | mâ | : şey |
| 14. | tubdûne | : açıklıyorsunuz |
| 15. | ve mâ | : ve şey |
| 16. | tektumûne | : ketmediyorsunuz, saklıyorsunuz |
SEBEB-İ NÜZUL
İstîzân âyeti olarak bilinen “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, sahipleriyle alışkanlık kurup selâm vermeden girmeyin.” âyetinin nüzul sebebi olarak Ansar’dan bir kadın gösterilir. Şöyle ki:
Adiyy ibn Sâbit’ten rivayette o şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa)’a Ansardan bir kadın geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, ben evde bazan öyle bir durumda oluyorum ki ne babamın, ne çocuğumun, ne de kimsenin beni o halde görmesini istemiyorum. Ben bu durumda iken babam geliyor yanıma giriyor, ailemden bir erkek geliyor, yanıma giriyor. Ne yapayım?” diye sordu ve bunun üzerine “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, sahipleriyle alışkanlık kurup selâm vermeden girmeyin.” âyet-i kerimesi nazil oldu.
Bu âyet-i kerimenin inmesi üzerine Hz. Ebu Bekr: “Ey Allah’ın elçisi, Şam yolunda, içinde sakinleri olmıyan evler ve hanlar var. Onlar hakkında ne buyurursun?” diye sordu da Allah Tealâ: “İçinde menfaatiniz bulunan ve oturulmıyan boş evlere girmenizde bir vebal yoktur…” âyet-i kerimesini indirdi.
İbn Ebî Hatim’in Mukâtil ibn Hayyân’dan rivayetinde o şöyle diyor: İstîzân âyeti nazil olunca Hz. Ebu Bekr: “Ey Allah’ın elçisi, Ya Mekke, Medine ve Şam arasında ticaret yapan Kureyş tüccarlarının hali nasıl olacak? Onların, yol üzerinde, içinde sakinleri olmıyan belli evleri (konak yerlerindeki hanlar) var. Nasıl istizanda bulunacaklar. Onların içinde kimse olmadığına göre kime selâm verecekler?” diye sordu da “İçinde menfaatiniz bulunan ve oturulmıyan boş evlere girmenizde bir vebal yoktur…” âyet-i kerimesi nazil oldu.
AÇIKLAMA
Bu esaslar toplum hayatının düzenini ve ailelerin evlerdeki durumunu ortaya koymaları sebebiyle sevgi ve muhabbet bağlarını korumak, müminler arasındaki karşılıklı ziyaret ve iyi geçimi devam ettirmek için konulan ve yüksek medeniyet ifade eden sosyal, şer’î edeplerdir.
Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan ve orada bulunanlara selâm vermeden girmeyin…” Yani ey Allah’ı ve Rasulünü tasdik edenler Başkalarının evine size izin verilmeden ve aile halkına selâm vermeden girmeyin. Böylece başkalarının özel hayatına bakmamış, vakıf olmanız sizin için helâl olmayan şeylere vakıf olmamış, orada bulunanlara ansızın görünmemiş, böylece onları sıkıntıya düşürmemiş ve rahatsız etmemiş, dolayısıyla can sıkıntısına, daralmaya ve nefrete sebep olmamış olursunuz.
O halde bir yere girmeden önce mutlaka izin alınmalı ve gelen kimsenin bilinmesi için kapının dışında selâm verilmelidir.
Selâm, geçmiş zamanda da âdet idi. O zaman evlerin kapıları bugünkü gibi yeteri şekilde sağlam kapanmış ve örtülmüş değildi. Ayrıca o zaman evlerde perde yoktu.
“İsti’nâs” kelimesi bilgi sahibi olmak, keşfetmeyi istemek demektir ve “ânese” kökünden gelmiştir. Anese ise bir şeyi zahir ve açık olarak gördü demektir. Kim başkasının evine girmek isterse ünsiyet sahibi olmalı yani o ev halkının kendisine girmek için izin verip vermeyeceklerini öğrenmelidir. “Çocuklarınız bulûğ çağına eriştikleri zaman onlardan öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler.” (Nur, 24/59) ayetinin delaletiyle isti’nâs izin istemek manasındadır. İbni Abbas (r.a.) kendisinden rivayet edilen daha sahih rivayete göre isti’nâsı isti’zân olarak tefsir ediyordu. İsti’nâs izin istendikten ve iznin meydana gelmesinden sonra hâsıl olur.
İzin isteme mendup olarak üç defa olur. Ziyaretçiye izin verilirse içeri girer, aksi takdirde ayrılır. Nitekim İmam Malik, Ahmed, Buharî, Müslim ve Ebu Davud’un Ebu Musa ve Ebu Said’den rivayet ettikleri sahih hadise göre, Ebu Musa el-Eş’arî Hz. Ömer’in huzuruna girmek için üç defa izin isteyip de izin verilmeyince ayrıldı. Sonra Hz. Ömer (r.a.):
- Ben Abdullah b. Kays, Ebu Musa el-Eş’arî’nin izin isteme sesini duymadım mı? Ona izin verin, buyurdu. Onu aradılar, gitmiş olduğunu anladılar. Ebu Musa daha sonra gelince Hz. Ömer (r.a.):
- Seni döndüren sebep nedir? diye sordu. Ebu Musa:
- Ben üç defa izin istedim, bana izin verilmedi. Ben Peygamberimiz’in (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim: “Sizden biriniz üç defa izin ister de izin verilmezse oradan ayrılsın.”
Ayetin zahirine göre içeri girmeden önce mutlaka izin istenmeli ve selâm verilmelidir. Ancak birincisi yani izin istenmesi vacip, ikincisi yani selâm verilmesi menduptur. Nitekim her yerde selâm vermenin hükmü budur. Ancak izin istemede de vacip olan bir defa istemektir. Üç defa izin istemek ise daha önce geçtiği gibi menduptur.
Görüldüğü gibi izin istemek selâmdan önce zikredilmiştir. Çünkü Kuran tertibinde asıl olan, olayların sırasına uygun olmasıdır. Bazı alimler de bu görüştedirler.
Cumhur ise selâmın izin istemeye takdim edileceği görüşündedirler. Bunun delilleri ise şunlardır:
Tirmizî, Cabir’den (r.a.) rivayet ediyor: “Selâm kelâmdan öncedir.” Buharî el-Edebü’l-Müfred’de ve İbni Ebî Şeybe Musannef’inde Ebu Hureyre’den (r.a.) selâm vermeden izin isteyen kimse hakkında: “Selâm verinceye kadar ona izin verilmez.” dediğini nakletmişlerdir.
Kasım b. Asbağ ve İbni Abdilberr, İbni Abbas’tan (r.a.) naklediyorlar: “Hz. Ömer (r.a.) Peygamberimiz’in (s.a.) huzuruna girmek için izin istedi ve şöyle dedi: Allah’ın Rasulüne selâm olsun. Allah’ın selâmı üzerinize olsun. Ömer girebilir mi?”
Selâm da üç defa olmalıdır. Nitekim İmam Ahmed Enes’ten (r.a.) rivayet ediyor ki: Peygamberimiz (s.a.) Sa’d b. Ubade’nin yanına girmek için izin istedi ve şöyle buyurdu:
- es-Selâmü aleyke ve rahmetullah. Sa’d de:
- Ve aleyke’s-selâmü ve rahmetullah, diye cevap verdi. Ancak sesini Peygamberimiz’e (s.a.) ulaştıramadı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.) üç defa selâmı verdi. Sa’d de üç defa selâmını aldı.
İzin istemenin ve selâm vermenin hikmeti Ebu Davud’un Hüzeyl’den rivayet ettiği şu hadisin delaletiyle görülmesi haram olan şeylere muttali olmaya engel olmaktır. Hüzeyl anlatıyor: Bir zat geldi (Osman: “Bu zatın ismi Sa’d idi.” diyor), izin istemek için Peygamberimiz’in (s.a.) kapısında ayakta durdu (Osman: “kapıya yönelerek” demiştir.). Peygamberimiz (s.a.) yönünü çevirerek: “İşte böyle dur. İzin istemek bakmayı engellemek içindir.” buyurmuştur.
Buharî ve Müslim’in Salihlerinde Peygamberimizin (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Eğer bir kişi senin evine izinsiz olarak muttali olursa sen de ona bir taş atıp gözünü çıkarırsan sana hiçbir günah olmaz.”
Bu iki hadiste anlatılmak istenen husus şudur: İzin isteme edeplerinden biri, izin isteyen kişinin açılacak kapıya doğru yüzünü çevirmemesi, kapının sağında veya solunda durması ve evin içine bakmamasıdır.
Rivayete göre Ebu Said el-Hudrî (r.a.) yüzünü kapıya çevirerek Peygamberimiz’den (s.a.) izin istedi. Peygamberimiz (s.a.): “Kapıya yüzünü dönerek izin isteme.” buyurdu.
Bu durumda kapının açık veya kapalı olması fark etmez. Çünkü kapıyı çalan kimsenin gözü kapı açıldığı anda caiz olmayan şeyleri ya da aile halkının görmesini istemediği şeyleri görebilir.
Kapıyı çalan kimse âmâ bile olsa izin istemek vaciptir. Çünkü evlerdeki bazı özel durumlar kulakla idrak edilebilir. Ya da ev halkı âmânın eve girmesinden rahatsızlık duyabilir. Daha önce geçen “İzin istemek bakışı engellemek için meşru kılınmıştır.” hadisi genel duruma göre söylenmiştir.
İzin istemenin vacip oluşu konusunda kadınla erkek, mahremle nâmahrem arasında fark yoktur. Çünkü hüküm umumidir. İsterse ziyaretçi baba olsun, isterse evlât olsun aynıdır.
İmam Malik’in Muvatta’ından Ata b. Yesar’dan rivayet ettiğine göre bir adam:
- Ya Rasulallah! Annemden de izin isteyeyim mi? diye sordu. Peygamberimiz (s.a.):
- Evet, diye cevap verdi. Adam:
- Ona benden başka hizmet eden kimse yok. Her yanına girdiğimde izin isteyeyim mi? diye sordu. Efendimiz (s.a.):
- Onu çıplak görmek ister misin? dedi. Adam:
- Hayır, dedi. Efendimiz (s.a.):
- O halde onun odasına girerken izin iste, buyurdu.
İbni Cerir ve Beyhakî İbni Mes’ud’dan naklediyorlar: “Anneleriniz ve kız kardeşlerinizden izin istemek zorundasınız.” Taberî Tavus’un şu sözünü rivayet ediyor: “Mahrem olan bir kadının görülmesi haram olan yerlerini görmekten daha çirkin saydığım bir şey yoktur.”
Buna göre mahrem kadınlardan izin istemek de vacip olmakta ve bunun terk edilmesi caiz olmamaktadır. İbni Abbas buna şu ayeti delil gösterdi: “Çocuklarınız bulûğa eriştikleri zaman kendilerinden öncekilerin -büyüklerinin- izin istediği gibi izin istesinler.” Ayet yabancı ile mahrem arasında ayırım yapmamıştır.
27. ayette yer alan evler anlamındaki kelime nehiy cümlesinde bir nekre olup oturulan ve oturulmayan evleri içine alan genellemeyi ifade etmektedir. Ancak bu ayeti takip eden “… oturulmayan evlere -izinsiz- girmenizde bir mahzur yoktur.” ayeti birinci ayetin manasının sadece oturulan evlere ait sayılmasını gerektirmektedir. Buna göre 27. ayetin manası şöyle olacaktır-. Ey muhataplar! Başkalarına ait olan içinde oturulan evlere izin almadan girmeyin.
Cenab-ı Hak bundan sonra izin isteme ve selâm vermenin emredilmesinin hikmetini zikrederek şöyle buyurdu:
“Düşünürseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” Yani izin isteme ve selâm verme her iki taraf için, hem izin isteyen hem de aile halkı için ansızın girmekten ve cahiliyet selâmından daha hayırlıdır. Cahiliyette bir adam evinden başka bir eve girerken “İyi sabahlar!. İyi akşamlar!” der ve içeri girerdi. Bazan da ev sahibinin hanımıyla bir arada aynı örtü altında bulunduğu vakte tesadüf ederdi. “Düşünürseniz” ifadesi bir mahzufa müteallaktır. Yani, Rabbiniz size bu ayetleri düşünesiniz, ibret alasınız ve sizin için daha uygun olanı bilmeniz için indirdi ve irşadda bulundu, demektir.
“Hayır” kelimesi burada ism-i tafsildir. “Lealle” kelimesi de ta’lil (sebep bildirmek) içindir. Bununla illeti beyan edilen hüküm cümlenin gelişinden anlaşılmaktadır. Yani Allah size bu edebi gösterdi ve sizin daima bunu düşünmeniz ve gereğiyle amel etmeniz için bunu size beyan etti.
Cenab-ı Hak bundan sonra ikinci bir durumun -evlerin içinde oturanların bulunmadığı durumun- hükmünü beyan ederek şöyle buyurmaktadır:
“Eğer orada kimseyi bulamazsanız size izin verilmedikçe içeriye girmeyin.” Yani başkalarının evinde size izin verecek bir kimse bulamazsanız, ev sahibi size izin verinceye kadar oraya girmeyin. Bu durumda giriş helâl olmaz. Çünkü bu durum başkasının mülkünde sahibinin izni olmadan tasarrufta bulunmak demektir. Ayrıca evlerin bir mahremiyeti vardır.
Evlerde ev sahiplerinin hiçbir kimsenin muttali olmasını istemediği özel gizli durumlar da vardır. Eve girilmesine engel olan husus sadece haram olan noktalara muttali olmak değildir. Bunun yanında insanların genellikle gizledikleri hususlara muttali olmak da vardır. Çocuğun ve hizmetçinin izin vermesi de sahiplerinin bulunmadığı evlere girmeyi mubah kılmaktadır. Eğer evde varsa ev sahibinin elçisi durumunda olan çocuk ve hizmetçinin izni muteberdir. Aksi takdirde eve girmek caiz değildir.
“Eğer evlerde hiçbir kimseyi bulamazsanız …”ayetinin kapıyı çalan kimsenin kanaatidir. Kapıyı çalan kimse evde hiçbir kimsenin olmadığı kanaatinde ise onun eve girmesi helâl değildir.
Fakat mantık ve şeriat ölçüsü olarak yangın, boğulma veya bir münkere karşı koymak ya da bir suçu engellemek v.b. sebeplerle eve zorla girmek gibi zaruret durumu bundan müstesnadır.
“Eğer size “geri dönün” denilirse hemen dönün. Bu (davranış) sizin için daha temizdir.” Yani ev sahibi sizden dönmenizi isterse dönün. Çünkü dönmek sizin için daha hayırlı, din ve dünya bakımından daha temizdir. Ey müminler! Sizin izin istemede, kapıda ayakta beklemekte veya reddedildikten sonra kapının önünde oturmakta ısrarlı davranmanız sizin için uygun değildir. Çünkü bu çeşit ısrar zillettir, ayıptır, ev sahibine sıkıntıdır.
“Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” Yani Allah sizin niyetlerinizi, sözlerinizi ve davranışlarınızı gayet iyi bilir, amellerinizin karşılığını verir. Bu Allah’ın irşad ettiği hususlara aykırı davranan kimselere bir tehdittir. Burada bu şekilde haber vermekten maksat bu amellere karşılığının verileceğini kararlaştırmaktır.
Sonra Allah Tealâ oturulmayan evlerin hükmünü beyan ederek şöyle buyurmuştur:
“İçinizde eşyanız bulunan, oturulmayan evlere -izinsiz- girmenizde bir mahzur yoktur.” Yani özel ikamet için kullanılmayan otel, ticari mağazalar, genel hamamlar gibi umuma ait yerlerde sizin için bir menfaat varsa, gecelemek, eşya depo etmek, alış veriş yapmak, banyo etmek gibi istifade etmek için bu gibi yerlere izinsiz girmekte hiçbir günah ve hiçbir sakınca yoktur.
“Allah sizin açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de gayet iyi bilir.” Allah Tealâ eve giriş esnasında izin istemek gibi açığa vurduğunuz hususları ve insanların özel durumlarına muttali olmak arzusu gibi kötü maksatlar gizlemenizi de gayet iyi bilir. Bu ifade, gizli özel durumlara muttali olmak için evlere giren şüphecilere bir tehdit niteliğindedir.
Bu ayet-i kerime bir önceki ayetten daha özel bir ayettir. Başkalarının evine girmeyi mutlak olarak engelleyen önceki ayetin genel hükmünü tahsis etmektedir. Bu ayet içinde kimsenin bulunmadığı evlere veya konaklama yerlerine giren kimsenin o yerlerde eşyası varsa izinsiz girebilmesini caiz kılmaktadır. Meselâ ilk defa izin aldıktan sonra eve giren misafirin kendisi için hazırlanan müstakil ev olması, diğer odalar arasında bir oda olmaması gibi…






