٣
اَلزَّانى لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَا اِلَّازَانٍ اَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنينَ
(3) ezzani la yenkihu illa zaniyeten ev müşriketev vezzaniyetü la yenkihuha illa zanin ev müşrik ve hurrime zalike alel mü’minin
Zina eden bir erkek ancak zina eden bir kadınla, veya müşrik bir kadınla evlenebilir zina eden bir kadın da zina eden bir erkekle, veya müşrik bir erkekle nikah edebilir mü’minlere böyle (bir evlenme) haram kılınmıştır
| 1. | ez zânî | : zina yapan erkek |
| 2. | lâ yenkihu | : nikâh yapmaz, nikâhlayamaz |
| 3. | illâ | : den başka, hariç |
| 4. | zâniyeten | : zina yapan kadın |
| 5. | ev | : veya |
| 6. | muşriketen | : müşrik olan kadın |
| 7. | ve ez zâniyetu | : ve zina yapan kadın |
| 8. | lâ yenkihu-hâ | : onu nikâhlayamaz |
| 9. | illâ | : den başka, hariç |
| 10. | zânin | : zina yapan erkek |
| 11. | ev | : veya |
| 12. | muşrikun | : müşrik olan erkek |
| 13. | ve hurrime | : ve haram kılındı |
| 14. | zâlike | : bu |
| 15. | alâ | : üzerine |
| 16. | el mu’minîne | : mü’minler |
SEBEB-İ NÜZUL
Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebinde başlıca üç rivayet vardır ve üçünün de müfâdı birdir. Şöyle ki:
l. Amr ibn Şuayb’in babasından, onun da dedesinden rivayetinde o şöyle anlatıyor: Mersed ibn Ebî Mersed Kennâz el-Ganevî adında birisi vardı. Mekke’deki esirleri (kurtarıp veya kaçırıp) Medine’ye götürürdü. Mekke’de onun dostu olan Anâk adında bir fahişe vardı. Bir keresinde Mersed bir esire, onu Medine’ye götürmeyi va’detmişti. Hadisenin bundan sonrasını Mersed kendisi şöyle anlatmış:
Ay aydınlığı bir gecede Mekke’ye geldim. Bir duvarın gölgesine saklandım. Anâk da oradan geçiyormuş, benim gölgemi görmüş, yaklaşınca da tanımış. “Sen Mersed misin?” diye sordu, ben: “Evet, ben Mersed.” dedim. “Merhaba, hoş geldin, gel bu gece bizim yanımızda kal.” dedi. Ben: “Ey Anâk, Allah zinayı haram kıldı.” dedim. Birden: “Ey çadır ahalisi bu adam esirlerinizi Medine’ye kaçırıyor.” diye bağırmaya başladı. Ben kaçtım, sekiz kişi peşime düştüler. Dağa yöneldim ve bir mağara bulup saklandım. Ta başucuma kadar geldiler. Hattâ birisi başıma işedi de başım sırılsıklam oldu. Ama Allah onları kör etti de beni göremediler, dönüp gittiler. Ben de o kurtarıp Medine’ye götürme sözü verdiğim esire vardım, onu yükleyip Medine’nin yolunu tuttum. Ağır bir adamdı. Mekke dışında İzhir (bir rivayette Erâk) denilen mevkide sırtımdan indirip bağlarını çözdüm, bazen taşıdım, bazen yürüyebildi, nihayet Medine’ye geldik. Ben Rasûl-i Ekrem (sa)’ın yanına varıp: “Ey Allah’ın elçisi, Anâk’ı nikâhlıyayım, onunla evleneyim mi?” diye sordum. Hz. Peygamber (sa) susup cevap vermediler de sonunda “Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zina eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikahlamaz.” âyeti indi ve Allah’ın Rasûlü (sa): “Ey Mersed, zina eden erkek ancak bir zinakâr kadını veya müşrik bir kadını nikâhlar, zinakâr bir kadınla da ancak zinakâr veya müşrik bir erkek nikahlayıp onunla evlenir.” buyurdular. Hadisin Ebu Davud ve Neseî’deki rivayetinde Hz. Peygamber (sa)’ın Mersed’e âyet-i kerimeyi okuduktan sonra: “Onu nikahlama, onunla evlenme.” buyurduğu da belirtilmektedir.
Suyûtî, Anâk ile evlenmek isteyen kişinin Mezîd adında birisi olduğunu, bunun, Enbâr’dan Mekke’ye mal getirdiğini ve Anâk ile evlenmek üzere Hz. Peygamber (sa)’den izin istediğini, Efendimiz (sa)’in “Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zina eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikahlamaz…” âyet-i kerimesi nazil oluncaya kadar kendisine olumlu ya da olumsuz bir cevap vermediğini, bu âyet-i kerimenin nüzulü ile de kendisine “Ey Mezîd, onunla evlenme.” buyurduğunu kaydederken bu anlamdaki hadisin Ebu Davud, Tirmizî, Neseî ve Hâkim tarafından tahric edilmiş olduğunu da belirtmektedir.
İbn Abbâs’tan bu hadisenin Bakara, 221. âyetinin nüzul sebebi olduğu da rivayet edilmiştir. Buna göre Mersed’in Anâk’la evliliğine kadının fahişe olması değil müşrik olması engeldir.
2. İkrime ise âyet-i kerimenin nüzul sebebini biraz daha genişletir ve şöyle anlatır: Ayet-i kerime, Mekke ve Medine’de açıktan fuhuş yapan zinakâr kadınlar hakkında nazil oldu. Bunların sayıları pek çok olmakla birlikte dokuz tanesi çok meşhur idiler ve kapılarında bayrakları olup halk onların bayraklarını bilirlerdi. Bunlar: es-Sâibn ibnu’s-Sâib el-Mahzûmî’nin cariyesi Ümmü Mehdûn, Safvân ibn Ümeyye’nin cariyesi Ümmü Ğalîz, el-As ibn Vâil’in cariyesi Hayye el-Kıbtıyye, İbn Mâlik ibn Umsele ibnu’s-Sebbâk’in cariyesi Mirye, Süheyl ibn Amr’ın cariyesi Celâle, Amr ibn Osman el-Mahzûmî’nin cariyesi Ümmü Süveyd, Zem’a ibnu’l-Esved’in cariyesi Şerife, Hişâm ibn Rabîa’nın cariyesi Karine ve Hilâl ibn Enes’in cariyesi (Fertenâ?). Cahiliye devrinde bu kadınların evlerine “meyhane” adı verilirdi. Bunların evlerine müslüman olsun, müşrik olsun ancak zinakâr erkekler girip çıkardı. Müslümanlardan bazı kimseler onların kazançlarıyla geçinmek maksadıyla bu kadınlarla evlenmek istediler ve gelip bu hususta Hz. Peygamber (sa)’den izin istediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi ve mü’minlere onlarla evlenmeyi yasaklayıp bu kadınları onlara haram kıldı.
3. Abdullah ibn Ömer’den gelen bir rivayette ise bu âyet-i kerimenin nüzulü bu zinakâr kadınlardan sadece Ümmü Mehdûn ile alâkadardır. Bu kadın açıktan fuhuş yapar ve kendisiyle evlenmek isteyecek birisi çıkarsa onun nafakasını kendisinin karşılamasını şart koşar (sana ben bakacağım, derdi). Müslümanlardan birisi bu kadınla evlenmek istedi ve gelip bu isteğini Hz. Peygamber (sa)’e söyledi de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu. Abdullah ibn Amr’dan gelen bir rivayette de bu kadının adı Ümmü Mehzûl olarak verilmektedir
AÇIKLAMA
Zina Haddi Ve Zina Edenlerin Hükmü
“Zina eden kadınla zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun.” Bu ayet birinci ayette: “Bu, bizim indirdiğimiz ve uygulanmasını farz kıldığımız bir suredir.” ayetinde işaret edilen hükümleri beyan etmeye başlamaktadır. Bu ayet, zina edenlere verilecek had cezasını beyan etmektedir.
Ayetin manası, zina eden kadınla zina edenlerden hür, âkil, baliğ ve bekâr olanlardan her birine yüz değnek vurmaktır. Zina haddi hakkındaki ayetin zina eden kadınla, hırsızlık haddi hakkındaki ayetin hırsızlık eden erkekle başlamasının hikmeti şudur:
Çünkü zinaya sebebiyet ve teşvik genellikle kadından gelir. Kadın üzerinde zinanın ayıbı daha şiddetli ve ondaki tesiri daha devamlıdır. Hırsızlık ise genellikle erkekler tarafından yapılır. Erkekler hırsızlığa kadınlardan daha cür’etli ve daha atılgandırlar. Bu sebeple erkekler kadınlardan önce zikredilmişlerdir.
Ayetin zahiri zina edenlerin had cezasının mutlak olarak yüz değnek vurulması şeklindedir. Fakat kesin mütevatir sünnette evli olanla olmayan arasında farklılık rivayet edilmiştir.
Evli olup zina edenin cezası öldürülünceye kadar taşla taşlanmaktır. Buharî ve Müslim Abdullah b. Mes’ud’dan (r.a.) Efendimiz’in (s.a.) şu hadisini rivayet etmektedirler: “Müslümanın kanı ancak şu sebepten biriyle helâl olur:
a) Zina eden evli kadın,
b) Cana can,
c) Dinini terk eden, İslâm cemaatinden ayrılan kimse.”
İbni Mace dışında Kütüb-i Süte sahipleri, İmam Malik Muvatta’da ve Ahmed Müsned’inde Ebu Hureyre (r.a.) ve Zeyd b. Halid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet ediyorlar ki: İki bedevi Arabî Peygamberimiz’e (s.a.) geldiler. Biri dedi ki:
Ya Rasulallah! Benim oğlum bunun yanında ücretli işçi idi. Onun hanımıyla zina etti. Oğluma karşılık ona yüz koyun ve bir cariye fidye teklif ettim. İlim ehline sordum. Bana oğlumun üzerine yüz değnek vurulması ve bir yıl sürgüne gönderilmesi cezası ve bu kadına da recm (ölünceye kadar taşlanma) cezası olduğunu haber verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.) buyurdular ki:
“Nefsimi kudretinin elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, sizin aranızda Allah Tealâ’nın kitabıyla hükmedeceğim: Cariye ve koyun sana iade edilmiştir. Oğluna yüz değnek vurulacak ve bir yıl sürgün edilecektir.! -Eşlem Kabilesinden bir adama hitaben-:
Kalk ya Üneys! Bu adamın hanımına git. Zinayı itiraf ederse onu recm et! dedi. Üneys o kadına gitti. Kadın zinayı itiraf edince Üneys kadını recm etti.
Sahabeden bir guruptan sahih hadis kitaplarında mütevatir nakille rivayet edildiğine göre Mâiz b. Malik el-Eslemî Peygamberimiz (s.a.) mescitte iken onun huzurunda dört defa zina itirafında bulundu. Peygamberimiz (s.a.) onun recm edilmesini emretti.
Müslim, Ahmed ve Ebu Davud Büreyde’den (r.a.) rivayet ettiğine göre Gamid oğullarından bir kadın zina itirafında bulundu. Kadın doğum yaptıktan sonra Peygamberimiz (s.a.) bu kadını recm etti.
Haricîler recm cezasının meşru olduğunu inkâr ettiler. Onlara göre had cezası ikiye bölünemez. Dolayısıyla Cenab-ı Hak şu ayette cariyelerin haddini hür ve evli kadınların haddinin yarısı olarak tespit ettiğine göre recm cezasının hür ve evli kadınların cezası olması doğru olamaz. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “O kadınlar evlendikten sonra bir fuhuş işlerlerse o durumda üzerlerine hür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı verilir.” (Nisa, 4/25).
Ayrıca recm Kur’an’da zina haddi ayetinde zikredilmiştir.
Kur’an’daki yüz değnek ayeti bütün zina edenler için genel bir hükümdür. Bu ayet recm haddi hakkında rivayet edilen haber-i vahidle tahsis edilemez.
Cumhur bu delillere şu şekilde cevap vermişlerdir: Haddin ikiye bölünmesi celde hakkında varit olmuştur. Onun dışındaki ceza -yani recm- genel ifade dahilinde aynen kaldı. Ayrıca şer’î hükümler maslahatların (kamu menfaatlerinin) yeniliğine göre iniyordu. Recmin farz kılınmasını gerekli kılan maslahat ‘kamu menfaati) belki de celde ayetinin inmesinden sonra meydana gelmişti. Kur’an’ın umumi ifadelerinin haber-i vahid ile tahsis edilmesine gelince, bu bize göre caizdir. Bununla birlikte recm hadisleri manevî tevatür ile sabittir. Bu konuda ancak şekillerin ve hususî durumların tafsilatları hakkında varit olan hadisler âhâd hadislerdir.
“Muhsan” olmanın şartları: Baliğ olmak, akıl sahibi olmak, hür olmak, sahih bir evlilik bağı altına girmektir. İmam Ebu Hanife ve Malik buna “Müslüman olmak” şartını ilâve ettiler. Onlara göre zimmî recm edilmez. Bu iki imama verilen cevap Peygamberimizin (s.a.) Yahudinin recmedilmesini emretmiş olmasıdır.
Evli olmayan -bekâr olan- kimsenin zina haddi ayete göre yüz değnek vurulmasıdır.
Cumhura göre bu ceza sadece yüz değnek vurulması değildir. Ancak buna sünnette sabit olan delille bir yıl sürgün cezası da ilâve edilir.
Bu hadislerden biri az önce geçen ücretli işçi kıssasında yer alan: “Oğluna yüz değnek vurulması ve bir yıl sürgün cezası vardır.” hadisidir.
Bir diğer hadis İmam Ahmed, Buharî ve Nesaî dışındaki Kütüb-i Sitte sahiplerinin Ubade b. Samit’ten (r.a.) rivayet ettikleri Peygamberimiz’in (s.a.) şu hadis-i şerifidir: “Benden alın. Allah o kadınlar için bir yol gösterdi: Bekâr bekârla zina ederse yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, evli evli ile zina ederse yüz değnek ve recm cezası vardır.”
Ancak evliye celde vurulması sünnet-i nebeviyyede amel edilen bir hüküm olarak istikrar bulmamış, tatbik edilen -daha önce geçtiği gibi- sadece recm olmuştur. Bir yıl sürgün cezası cumhurun görüşüdür.
İmam Ebu Hanife ise diyor ki: Sürgün had cezasından değildir. Sürgün devlet başkanının görüşüne ve hükmüne havale edilmiş bir tazir cezasıdır.
Zahirîler ise geçen Ubade hadisiyle amel ederek evli kadına hem celde hem de recm cezası verilmesinin vacip olduğu görüşündedirler.
“Zina eden kadın ve zina eden erkek” ifadesinin umum manası müslümanı da kâfiri de içine alır. Ancak harbî olan kimseye zina haddi tatbik edilmez. Çünkü o bizim hükümlerimize bağlı olma sözü vermemiştir. Zimmiye cumhurun görüşüne göre celde vurulur. İmam Malik’ten zimmi zina ettiği zaman celde vurulmayacağı rivayet edilmiştir.
“Bunlara Allah’ın dininde acıma hissi sizi tutmasın.” Yani şefkat ve merhamet duygusu sizi zina edenlerin had cezasını terk etmeye sevk etmesin. Bu Allah Tealâ’nın hükmüdür. Allah’ın hadlerini tatil etmek caiz değildir. Nassa sarılarak Allah’ın haramlarını koruma gayreti içinde olmak vaciptir.
Nitekim Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed ve Kütüb-i Süte sahiplerinin Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet ettikleri hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar: “Nefsim kudretinin elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa onun da elini keserim.”
“Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız…” Yani siz Allah’ı ve hesabın ve cezanın görüleceği ahireti tasdik ediyorsanız zina eden kimseye hadleri uygulayın. O ve benzerlerinin kaçınması için acıtıcı olmayan darbeleri şiddetle vurun. Bu ifade Allah’ın hadlerini tatbik ve tenfiz etmeye şiddetli bir teşvik, kuvvetli bir yönlendirmedir. Ahiret gününün zikredilmesiyle haddi tam anlamıyla yerine getirmede yumuşaklık duygusundan etkilenen müslümanlara ceza verileceği hatırlatılmaktadır.
Hadis-i şerifte varit olmuştur ki: (Kıyamet günü) had cezasından bir kamçı eksilten bir vali getirilir. Ona:
- Bunu niçin yaptın? denilir. O da:
- Ya Rabbi! Kullarına rahmet etmek için, der. Allah:
- Sen onlara benden daha mı merhametlisin? der ve ateşe atılmasını emreder.
“Müminlerden bir gurup da onların azabına (cezasına) şahit olsunlar.” Yani zina edenlere daha ziyade işkence olması için müslümanlardan bir gurubun önünde haddin uygulanması açıktan olsun. Çünkü zina edenlere insanların huzurunda celde vurulunca bu durum onları terbiye etme hususunda daha tesirli ve onları ezme hususunda daha faydalı, daha şiddetli bir tehdit, ihtar ve azarlama olmaktadır.
“Taife”nin en azı bir kişidir. Denilmiştir ki: Taife iki veya daha fazlasıdır. Bir başka görüşe göre, üç kişi veya daha fazlasıdır. Bir diğer görüşe göre, dört kişi ve fazlasıdır. Çünkü zina şahitliğinde dört kişiden azı yeterli olmamaktadır. Bir görüşe göre taife beş kişidir. Bir başka görüşe göre de on kişi veya daha fazlasıdır.
Katade diyor ki: Allah bir öğüt, ibret ve şiddetli ceza olması için müminlerden bir gurubun zina edenlerin azabına -cezasına- şahit olmalarını emretti. Bu görüş benim takdirime göre en evlâ görüştür.
Zina şu üç şeyden biriyle sabit olur:
1- İkrar veya itiraf: Bu İslâm devrinde fiilen vaki olan bir olaydır.
2- Beyyine (delil) yahut şahitlik: Yani dört hür adil müslüman kişinin fiilen zina halinde ve bu durumun mücerret gözle görülmesi şartıyla şahitlik etmeleri. Ancak bu durumu mücerret gözle görmek çok nadir olup pek az defa meydana gelmiştir.
3- Bilinen bir kocası olmaksızın kadının hamile kalması.
Zina Haddinin Hikmeti:
Zina haddinin hikmeti, ırzları ve hakları korumak, neseplerin karışmasını engellemek, iffet, namus ve toplumun temizliğini temin, sahipsiz çocukların meydana gelmesine, zührevi hastalıkların yayılmasına mani olmak, kadının nefsine değer vermek ve kendi geleceğini koruma altına almaktır.
Huzeyfe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.) buyurdular ki: “Ey insanlar topluluğu! Zinadan sakının. Çünkü zinada üçü dünyada üçü ahirette altı haslet vardır. Dünyada olan hasletler şunlardır:
- Zina güzelliği giderir,
- Fakirlik meydana getirir,
- Ömrü eksiltir.
Ahirette olan hasletler ise şunlardır:
- Zina Allah Tealâ’nın gazabına,
- Hesabın kötülüğüne,
- Cehennem azabına sebep olur.
“Zina eden erkek zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. ” Bu ifade yaygın olan bir durumu bildirmekte, bununla ıstılahî anlamdaki haram kastedilmemektedir. Sadece sakınma, uzaklaşma ve elini çekme amacı güdülmektedir. Mana şudur: Fasık ve facir olan zinakâr erkek kendisi gibi zina eden fasık kadınlarla evlenmeyi arzu eder. Bu tip erkek genellikle saliha bir kadınla nikâhlanmayı arzu etmez. Sadece fasık ve terbiyesiz kadınla yahut ırz ve namusun mahremiyetine önem vermeyen ve iffetli olup olmamaya aldırış etmeyen kendisi gibi müşrik bir kadınla evlenmeye meyleder.
Zina eden namussuz kadın da genellikle kendisi gibi zina eden namussuz ya da genellikle iffetli olmayan müşrik bir erkekle evlenmeyi arzu eder.
Burada “zina eden erkek” ile bir önceki ayette ise “zina eden kadın” la başlanmıştır. Çünkü bu ayet nikâhtan ve evlenme teklifinde bulunup arzuyu ortaya koymaktan bahsetmektedir. Genellikle bu çeşit teklif kadından değil erkekten gelir. Ama zinaya teşvik çoğunlukla kadından olur. Dolayısıyla önceki ayette kadın ile başlanmıştır. Kadın zinada asıl unsurdur. Nikâhta ise erkek asıldır. Çünkü genellikle nikâhı arzu eden ve talip olan erkektir.
Ayetteki bu iki cümlenin manası aynı değildir. Zira birinci cümle zina eden erkeğin iffetli mümine hanımları arzu etmediğini anlatmaktadır. İkinci cümle ise zina eden kadının iffetli mümin erkekleri arzu etmediğini, sadece facir ve müşrik erkeklere meylettiğini anlatmaktadır. Böylece mana farklı olmaktadır. Zira zina eden erkeğin ancak kendi benzerini arzu etmesinden kendisi gibi olmayanları istemediği manası anlaşılmaz. Ayet kadın-erkek her iki tarafta uyum, uygunluk, anlaşma ve benzerlik olduğunu açıklamaktadır.
Bugün artist kadın ve erkekler gibi sanatçıların kendisi gibi sanatçı ve artist kimselerle evlenmek istediklerini duyuyoruz. Çünkü onların kanaatlerine göre her iki tarafın aynı işlerinde devam etmeleri için kıskançlık unsuru kaldırılmalıdır. Aksi takdirde evlilik yıkılmaya, kaldırılmaya, yok olmaya mahkûmdur.
Nasıl iffetli erkek sadece iffetli kadınları kabul ederse iffetli şerefli kadın da hiçbir zaman kocasının rezil bir durumda olmasını, iffet ve namus sınırlarını aşmasını kabul edemez.
Belki de kadın bu konuda erkekten daha çok öfke, kızgınlık ve nefret duyar. Aksi de olabilir. Buradaki ölçü dindarlık, ahlâk, hassas duygular, mahremiyet ve ırz hususunda dini kıskançlık bulunmasıdır. Halbuki bugün doğuda ve batıda ahlâk ve değerler sözlüğünden ırz meselesini kaldıran dinsiz maddecilerde yaygın olduğu gibi erkekle kadın arasındaki ilişkinin sadece maddî ve şehevî bir ilişki olarak kabul edilmesi yaygınlaşmaktadır.
“Bu müminler üzerine haram kılınmıştır.” Zina eden kadınla evlenmek mümin erkeklere ya da iffetli kadınları facir erkeklerle evlendirmek haram kılınmıştır. Haram kılınmaktan murad sakındırmak ve iffetli olmak manasında olup insanları zinadan şiddetle uzaklaştırmak içindir. Çünkü bu fasıklara benzemek demektir, töhmete maruz bırakır, kötü söze sebebiyet verir. Nesepte tenkide ve başka kötülüklere sebep olur.
Bu görüş Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ile tabiinden bir gurup ile çeşitli diyarlardaki fakihlerin cumhurunun görüşüdür. Dolayısıyla zina eden kadınla evlenmek caizdir. Zina o kadını kocasına haram kılmaz. Aralarını ayırmak da vacip değildir.
Taberanî ve Darekutnî’nin Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerif bunu te’yit etmektedir:
Rasulullah’a (s.a.) bir kadınla zina edip onunla evlenmek isteyen adamın durumu soruldu. Efendimiz (s.a.): “İlki zinadır. Sonuncusu nikâhtır. Haram helâli haram kılmaz.” buyurdu.
Ayetteki “haram olma” hükmü ayetin varit olduğu sebeple tahsis edilmiştir. Yahut “İçinizden bekâr olanları evlendirin.” (Nur, 24/32) ayetiyle mensûhtur. Çünkü bu ayet zina edenleri de içine almaktadır.
Seleften bir gurup (Hz. Ali, Hz. Aişe, Bera b. Azib ve bir rivayette İbni Mesud) şöyle demişlerdir: Kim bir kadınla zina ederse yahut o kadınla bir başkası zina ederse zina edilen o kadınla evlenmesi helâl değildir. Hz. Ali (r.a.) diyor ki: Adam zina ettiği zaman bundan dolayı hanımından ayrılmasına hükmedilmez. Kadın da zina ederse böyledir.
Bu gurubun delilleri şunlardır:
a) Ayetteki “haramlık” zahiriyle alınır.
b) “Zina eden erkek zina eden veya müşrik olan kadınlar başkasını nikahlamaz. ” ayetindeki haber nehiy manasındadır.
c) Buna delâlet eden hadisler vardır. Bu hadislerden biri Ebu Davud’un Ammar b. Yasir’den (r.a.) rivayet ettiği Peygamberimiz’in (s.a.) şu hadis-i şerifidir: “Deyyus Cennete giremez.”
Yine İmam Ahmed’in Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Üç kişi vardır ki Cennete giremez ve kıyamet günü Allah onlara bakmaz.
- Anne ve babasına isyan eden,
- Erkeklere benzeyen erkekleşmiş kadın,
- Deyyus,
Üç kişi vardır ki Allah kıyamet günü onlara bakmaz:
- Anne ve babasına isyan eden,
- Ayyaş,
- Verdiğini başa kakan kimse.”
İmam Ahmed’e göre iffetli erkekle fahişe kadın arasında yapılan nikâh akdi, kadın bu durumunda devam ettiği müddetçe sahih olmaz. Bu kadına tevbe etmesi teklif edilir de tevbe ederse bununla yapılan nikâh akdi sahih olur. Aksi takdirde sahih olmaz. Yine “Bu müminlere haram kılınmıştır.” ayetine binaen hür ve iffetli bir kadının facir, zinakâr bir erkekle evlendirilmesi, erkek sahih bir şekilde tevbe etmedikçe sahih olmaz.
Bu ayet aynen şu ayetler gibidir: “O halde fuhuşta bulunmayan, gizli dostlar da edinmeyen namuslu kadınlar olmak üzere onları ailelerinin izniyle kendinize nikahlayın.” (Nisa, 4/25); “… fuhuşta bulunmayan, gizli dostlar da edinmeyen namuslu kadınlar…” (Maide, 5/5).






